Archive - Eki 3, 2006

ORTAKLAŞA KESİLEN KURBAN ETİNİN TAKSİMİNDE ÖLÇÜ

Deve veya sığırı, birden fazla kimsenin kurban olarak kesmelerinin cevazı ve bu hususta dikkat etmeleri gereken cihetler yukarıdaki bahislerde açıklanmış bulunmaktadır. Bu yazımızda, bahsi geçen kurbanın taksiminde takip edilecek yolu izaha çalışacağız.

Tartıyla alınıp satılan malların birbirleri ile mübadelesinde veya taksiminde "ribâ"ya bulaşma ihtimali vardır. Bu endişeyi ortadan kaldırabilmek için, ortaklaşa kurban kesenler, hisselerine düşecek payları terazi ile tartmak suretiyle taksim etmelidirler. Şayet terazi bulunamaz ve göz kararı taksim mecburiyeti doğarsa şer'î bir çare bulmak gerekir.

KESİLEN KURBANLARIN KISIMLARI VE MEŞRUİYET ÖLÇÜLERİ

Malî ibadetlerden biri bulunan, failini Cenâb-ı Hakk'ın rızasına yak-laştıracağından dolayı "kurban" adı verilen kulluk vazifesinin birçok çeşitleri vardır. Bunların makbuliyetleri dinî ölçülere uygun olması ile şartlıdır. Değişik zaman ve mekânlarda eda olunan bu ibadetin şer'î hükümlere mutabık olması için dikkat edilecek hükümleri ve islâmî esasları izah etmeye çalışacağız:

UDHİYYE KURBANI:
Ergenlik çağına ulaşmış ve sefer halinde olmayan her zengin müs-lümana, Zilhicce ayının 10-12 nci günleri arasında, edası vacip bulu-nan bir kurbandır. "Kurban" kelimesi mutlak olarak ifade edildiği ve bir sıfatla kayıtlanmadığı takdirde "udhiye" kurbanı akla gelir.

KURBAN KESMEDE DİKKAT EDİLECEK ÖLÇÜLER

Malî bir ibadet olan kurban; müslüman, hür, mukim (yani sefere çıkmış olmayan) ve zengin bulunan her müslümana vacibtir. Gayri müslimde ibadete ehliyet ve liyakat, esir ile fakirde malî kudret bulunmadığı için; müsafirin kurban kesmeye müsait zaman ve zemin bulması meşakkatli olduğundan dolayı bu kimselere kurban vacip değildir.

Kurban, "kudret-i mümekkine ile vacip olduğundan ve zengin bulunan mükellefin zimmetine taalluk ettiğinden dolayı, vacip olduktan sonra mal helâk olsa bile üzerindeki borç sâkıt olmaz. Ömrü içinde kaza etmedikçe asla borçtan kurtulamaz. Bu sebeple ya hayvanın kendini veya kıymetini fakirlere tasadduk etmek gerekir.

KURBAN NİSABININ HESABINDAN MUAF OLAN HAVAYİC-İ ASLİYYEDE ÖLÇÜ

Havayic-i Asliyye, vazgeçilmesi mümkün olmayan aslî ihtiyaçlar demektir. Bu hususu kapalılıktan kurtarmak için maddeler halinde ele almayı ve açıklamayı zaruri görmekteyiz.

a) Mesken:
Mesken, oturulacak ev demektir. İslâm dini her fert veya aile için bir evi aslî ihtiyaç olarak kabul etmiş. Ticaret ve sanatla iştigal eden kimseler için bir dükkan da aslî ihtiyaçtır. Birden fazla ev veya dükkana sahip bulunan kimse, kurban nisabına mâlik sayılır. Başkaca bir parası olmasa bile, fazla olan daire veya dükkanın zenginliği, kişiyi bu mükek lefiyetin altına sokmuş olur.

NAFİLE SADAKADA ÖLÇÜ

Zekât ile nafile sadakanın arasında bâriz farklar vardır. Zekât, zen-ginin üzerinde bulunan fakir hakkıdır. Nafile sadaka ise bir ihsan ve ik-ram mahiyetindedir. Zekâtın verilmemesi halinde sorumluluk vardır. Nafile sadaka, verilmediği zaman azap yoksa da verilmesi halinde büyük bir sevap ve mükâfat vardır. Zekât, ilâhî bir vergi; sadaka, beşerî bir yardımdır. Bu cihetle, zekâtın açıkta, nafile sadakanın gizlice verilmesi efdaldir. Sadakayı o kadar gizlemeye çalışmalıdır ki, alan fakir bile kimin verdiğini bilemeyip, "Allah gönderdi" demelidir.

Bu hususun bilgi ve belgesini sunan bir hadisi şerifte şöyle açık-lanmaktadır: "Yedi (sınıf) kimse vardır ki Allah onları, kendi (arşı)nın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde, arşın gölgesinde gölgeleyecektir. (Bunlar:) Âdil önder, yüce Allah'ın ibadetinde yetişen genç, kalbi mescidlerde asılmış(casına cemaate koşan) adam, Allah yolunda sevişen bunun üzerinde toplanan ve dağılan iki dost, mevki ve güzellik sahibi bir kadının kendisini (zinaya) çağırdığında "Ben Allah'tan korkarım" diyen er-kek, bir sadaka verdiğinde sağının ne harcadığını solu bilmeyecek kadar onu gizleyen kimse, tenha yerlerde Allah'ı zikredip iki gözü yaş akıtan şahıs" (1).

ÖŞÜR İLE ZEKATI TEFRİK ÖLÇÜLERİ

Öşrün farz olmasının şartı, ehliyet ve mahalliyet olmak üzere ikidir. Ehliyet, arazi sahibinin müslüman olması demektir. Mahalliyet, işlenen toprağın öşür arazisinden olması demektir. Bu vasıfta olmayan bir ye-re, mesela arazi-i haraciyeye, öşür vermek gerekmez.

Öşür, toprak mahsullerinin zekâtı olmakla beraber, diğer malların zekâtından farklı tarafları bulunmaktadır. Onları şöyle sıralayabiliriz:

a) Para ve ticaret mallarına yılda bir defa zekât verilmesi gerektiği halde, öşür arazisinden yılda kaç mahsûl elde edilirse hepsinden 1/10 (öşür) verilmesi lâzım gelir.

HAYIR YAPMADA ÖLÇÜ

Zekât ve Sadaka-i Fıtır vecibelerinin dışında kalan, yapılmadığı zaman sorumluluğu bulunmayan, işlendiği vakit insanların yararlanmasına sebep olan şeylere "Hayırlı işler" adı verilmektedir. Bu hayırlar, pekçok kimseyi dilenme zilletinden ve ahlâkî çöküntülerden kurtardığı için, sahibinin kurtuluşuna sebep olacaktır. Bu hususu tesbit eden bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: "Hayır işleyiniz ki felâh bulasınız" (1).

Hayır işlerinde geri kalmayı da aşırı bir sarfiyatta bulunmayı da tasvip etmeyen dinimiz, bu hususları sağlam esaslara bağlamıştır. Bu ölçünün ilerisine taşmak aşırılık, gerisinde kalmak ise eksiklik olur. Bu noktadan hareket edildiğinde denilebilir ki, aile fertlerini zor durumda ve başkalarının yardımına muhtaç bırakacak derecede hayra para harcamak, ifrat; onları muhtaç bırakmayacağım diye cemiyet içindeki çaresizlerin derdine merhem olmamak, tefrit olur. Her iki yanlıştan kaçınmayı emreden bir âyeti kerimede "Elini bağlı olarak boynuna asma. Onu büsbütün de açıp saçma. Sonra kınanmış, pişman bir halde oturup kalırsın" (2) buyrulmaktadır.

MAKBUL OLAN TEVBEDE İSLÂMÎ ÖLÇÜLER

Tevbe, en kısa ifade ile, "Hakka dönüştür. Bu dönüşün samimi olması ve İslâmî ölçülere uygun olarak yapılması, iki yönlü fayda temin eder:

Birincisi, kirli yol bırakılmış ve nurlu yol açılmış olur. İkincisi, geç-mişte işlediği günahlar bağışlanır. İnsan hayatında böylesine onarım yapan ve ahenk temin eden, kusurları örten ve affı ilâhîye vesile olan bu dönüşe "Tevbei nasuh" adı verilmektedir. Bu neticenin elde edilmesi, bazı şartlara riayeti gerektirmektedir. Klişe haline getirilmiş ve ezberlenmiş sözleri, sadece tekrarlamakla özlenen ve gözlenen netice elde edilemez. Kabul olunacağı âyeti kerimelerle vaad olunan tevbenin şartlarını arz edelim:

DUADA ÖLÇÜ

Dua, kulun Cenab-ı Hakk'a ubudiyetini arzetmesi ve O'ndan dünya ve ahiretle ilgili dilekte bulunmasıdır.

Dua, kişinin Allah'a kul olduğunu idrak etmesi ve bu inancını ilâhi huzurda itirafta bulunmasıdır.

Yüce Rabbimize dua etmemek, tefrit bataklığında bocalamak ve kendini Allah'ın yardımından müstağni saymak olur. Bu sebeple, "Kim Allah'tan istekte bulunmazsa Allah ona gadap eder" (1). Duada ifrat hareketleri ise bağırıp çağırmak, edebî üslup ile dua edeceğim diye Hakk'a yakarmanın edeblerini ihmal etmektir. Yüce Peygamberimiz "Yakında duada haddi aşan bir topluluk türeyecek. (Onlar gibi olmayın)" (2) hadisi şerifi ile bizleri uyarmaktadır.

BAYRAM YAPMADA ÖLÇÜ

Bayram, büyük bir dinî mükellefiyeti yerine getiren mü'minin gönül huzuruna ve Cenâb-ı Hakk'ın mükâfatına eriştiği gündür. Böyle bir saadeti hakkıyla tadabilmemiz için dinimizin tesbit ettiği ölçülerle hareket etmemiz gerekmektedir. Çünkü, gafletin hâkim olduğu bir kalpte rah-met ve saadet tecellilerine yer yoktur. Bu hikmete müsteniden bir şairimiz şöyle seslenmektedir:

Sür, çıkar ağyârı dilden ta tecellî ede Hak, Padişah konmaz saraya hane mâmur olmadan..

Bayram sabahı erkence kalkıp tevbe ile ruhumuzu, su ve sabun ile vücudumuzu temizlemeliyiz. Yeni elbisemiz varsa onu giymeli, yoksa en temiz olanını tercih etmeli ve güzel bir koku sürünmeliyiz. Ramazan bayramında, namaza çıkmadan önce, tatlı bir şey yemeliyiz. Bu davranış, oruç mükellefiyetinin son bulduğunu tatlı bir hatırlatma olmakta ve Allah Resûlü'nün sünnetlerinden bulunmaktadır.

İFTAR SOFRASINDA ÖLÇÜ

İslâm'ın şartlarından olan "oruç" vazifesinden kemaliyle faydalanabilmek için, dikkat edeceğimiz hususlardan biri de iftar sofrası başındaki vazifelerimizdir. Akşamın olmasını beklediğimiz dakikalarda, fikrî ve fiilî tavrımız, İslâm ölçülerine ne derece uygunluk arzederse alacağımız ecir ve kalbimizde hissedeceğimiz feyz o nisbette büyük olur. İhmal edilecek bir husus, ibadetteki kemâli engelleyen bir kusur teşkil eder. İftar sofrası başında dikkat edeceğimiz hususları üç esasta hulasa etmemiz mümkündür: Tefekkür, iftar edeceğimiz gıda maddesi ve dua.

İFTAR VAKTİNDE ÖLÇÜ

Oruç tutan müslümanlar arasında akşam namazını önce kılıp sonra iftar etmek gerektiğini söyleyenler ile bunun aksini müdafaa edenler olmaktadır. Namazın Allah Teâlâ'nın hakkı olmasını dikkate alan müslümanlar, iftarın öne alınmaması fikrini müdafaa etmektedirler. Mesele, dinî ölçülere kıyasla incelendiği ve hikmet süzgecinden geçirildiği zaman, insanın temayüllerine uygun düşen daha farklı bir hüküm açığa çıkmaktadır.

Bu mevzuda ifrat ve tefritten uzak ölçüyü tesbit etmiş bulunan Pey-gamber (s.a.v.)'in "Akşam yemeği (önünüze) konup da namaz (için) ikamet olunduğunda yemeğe başlayın" (1) hadis-i şerifi, yemeği öne almak gerektiğini; "Birinizin akşam yemeği (önüne) konul-duğu ve namaz için ikamet olunduğu zaman (yemekten) ayrılma-dıkça kalkmasın." (2) hadisi ise, ikamet olunsa bile sofradan kalkma-mak gerektiğini ifade etmektedir. "Akşam yemeği (huzurunuza) yak-laştınldığı ve namaz da (kılınmaya) hazır olduğu vakit akşam namazını kılmadan önce yemeğe başlayınız. Acele edip de yemek-ten ayrılmayınız" (3) hadisi nebevîsi ise bu husustaki tereddütleri ta-mamen kaldıracak mahiyettedir.

ORUCUN BAŞLAYIP SON BULMASINDA ÖLÇÜ

Ramazan orucunun başlayıp son bulması belirli vakitlerle sınırlıdır. Oruç tutmakla mükellef bulunan müslümanların, mevzubahis olan va-kitleri iyi tesbit etmesi ve oruç farizasını noksanlıkla malûl olmaktan koruması gerekmektedir, Ehemmiyetine işaret olunan vakitler; Rama-zan ayı ve bu ay içinde bulunan günler, başlayış ve sona eriş itibarıyla, ikiye ayrılır.

Oruç ibadetinin başlaması, hilalin görülmesi ile; bu mükellefiyetin sona ermesi ise Şevval hilalinin müşahedesiyle olmaktadır. Bu hususu tesbit eden bir âyeti kerimede "Sizden kim o aya erişirse onu (oru-cunu) tutsun" (1) buyurulmaktadır. Bu emr-i ilâhî, "Sizden her kim Ramazan'da mukim olursa, içinde bulunduğu günün Ramazan olduğunu yakinen bilirse veya Ramazan hilalini görürse onun orucunu tutsun" şeklinde tefsir edilmektedir.

ÖZÜRLÜ KİMSELERİN NAMAZLARINI EDA ETMELERİNDE ÖLÇÜ

Abdestin bozulmasına sebep olup devam eden (1) bedenî arızaya "özür" adı verilmektedir. Böyle bir hal, fıkhî hükümlerde şahsın lehine kolaylığa ve ruhsata vesile teşkil eder. Böyle bir illete mübtelâ olmuş kimseye "Sâhib-i özür" denilmektedir. Bir uzvundan kan çıkıp devamlı akması, irade dışı idrar çıkıp zaman zaman akıntı yapması, kısa fasılalarla burun kanaması, bir hastalık sebebiyle gözün irinli olarak sulanması, yel kaçması ve devamlı ishal hali gibi.

Bu gibi hallerden biriyle mazur bulunan kimse, herşeyden önce, özrü engellemeye gücünün yetip yetmeyeceğini araştırmalıdır. Namazı oturarak eda etmek veya imâ ile kılmak suretiyle yahut akıntı yapan mahalli meşakkatsiz olarak tıkamakla özür zuhur etmiyorsa bu yolu tercih eder. Çünkü abdest ile namaz kılmak, hades haliyle namaz kıl-maktan ehvendir. Buna muktedir olamıyorsa, ibadetini terk etmeyip mazur kimselere tanınan dinî ruhsatlardan faydalanarak kulluk vazife-sini yerine getirir.

CEMAATE DEVAM EDEMEMEYİ MÜBAH KILAN ÖZÜRLERİ TANIMADA ÖLÇÜ

Cemaatle namaz, İslâm şeairinden ve kâmil iman alâmetlerinden-dir. Toplu olarak eda olunan namaz ile müslümanların tesanüdü açığa çıkmış ve mü'minler arasında bir sevgi duygusu uyanmış olur.

Cemaatle kılınan namaz, nurlu ve şuurlu bir topluluğun doğmasına ve gelişip inkişaf etmesine hizmet eder.

Cemaatle eda olunacak namaz; kişinin nefse esaretten kurtulması-na ve muntazam bir hayatı alışkanlık haline getirmesine yardım eder.
"Cemaatle kılınacak namaz, tek başına edâ olunan namazdan yirmiyedi derece üstündür" (1).

Namazların cemaatle eda olunması, müslüman ve hür erkekler için aslî bir vazife olmaktadır. Münferiden eda edilebilmesi için İslâm dininin kabul ettiği bir mazeret bulunmalıdır. Dinî ölçülere uygun bir öz-rü bulunmayan kimsenin cemaate devamı bırakması caiz değildir. Münferiden kılınan namaz, asgarî şartlara göre borç ödemedir. Cema-atle edâ olunan namaz, azamî seviyede sevap kazanma ve rıza-i ilâhîye nail olma yoludur.

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13