Archive - Oca 4, 2007

Dişilere Tapanlar

KUR’ÂN’IN âyetleri henüz inmiş gibi okunduğunda, pek çok defalar insanın “Tam da bugünü tasvir ediyor” diyeceği gelir; âyetin daha başka zamanlarla ilgisi, okuyucunun gözünde, bu zamana nispetle pek sönük kalır. Bu âyetin de zamanımızla ilgisi o kadar aşikârdır ki, sanki bugün nazil olmuş gibi bize sesleniyor, geçmiş asırlardan çok modern zamanları tasvir ediyor gibidir.
Gerçi her zamanın Kur’ân âyetlerinden bir payı vardır. Mekke müşrikleri de taptıkları putları dişi olarak tasavvur etmek ve onlara dişi isimleri vermek suretiyle, bu âyetin çizdiği tablo içinde yer alıyorlardı. Halbuki onlar kadına değer veren kimseler de değillerdi. Kadın onlar için bir güçsüzlük simgesi, kız çocuğuna sahip olmak ise bir utanç vesilesiydi. Gerçek hayatta kadını böylesine aşağılayan bir toplumun kendi elleriyle icad ettikleri sözümona tanrılara dişi isimleri verip de onlara tapmaları, dua etmeleri, yalvarmaları, kendileri hesabına ne kadar aşağılayıcı bir durumdur! İşte bu, onlara Şeytanın giydirdiği bir külâhtır ki, bu âyetin devamındaki âyetlerde de anlatıldığı gibi, Şeytan, insan neslinden intikamını böylece almaktadır.

Türbanla da denize girmeyiver

TAMAM, türbanınla Tophane’deki kahvelere takılıyorsun...

Okey oynuyorsun...

Nargile içiyorsun...

Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde erkek arkadaşlarınla oturup şiir tartışıyorsun...

Kış olunca kayağa, yaz olunca denize gidiyorsun...

Nalan’ın şarkısına ‘Of, of’ diye eşlik ediyorsun...

Blue-jean’e bir itirazın yok...

Ayakkabıda Convers’i tercih ediyorsun...

Bazen televizyonların gündüz programlarının vazgeçilmez konuk profilini oluşturuyorsun, bazen de İstiklal Caddesi’nin arka sokaklarındaki marjinal mekanların entel-dantel müdavimlerinin başını çekiyorsun...

Birbirinize Elbisesiniz

RABBİMİZ, Kur’ân’da eşleri birbirlerinin elbisesi olarak tarif eder. Bizim fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbimizin eşleri elbiseler diye tarif etmesi, hiç şüphesiz, sonsuz manalar içeriyor olmalı. “Elbise”nin anlamı ve çağrıştırdıkları üzerinden eşimizi anlamaya çalışabilir miyiz?:
Başkalarına elbisenizle görünürsünüz. Elbisenizin temizliği, sağlamlığı, rengi ve şıklığı dışarıya verdiğiniz mesajdır. Elbisenizin güzelliği ile kendinizi önemsediğinizi ve önemli olduğunuzu ifade edersiniz. Kirli, pejmürde, dağınık, sökük, yırtık bir elbise kendinize değer vermediğiniz anlamına gelir. Şu halde, “Elbisemden bana ne?” deme hakkınız yoktur. Kendinizi elbisenizle tanıtırsınız; o kimliğiniz olur, kişiliğinizi ortaya koyar. Elbisenizde olabilecek her türlü kusur, size mal edilir; kişiliğinizden kaybettir.

DİL FESADI

"Nefis şeytanı"nın karışıklık ve çözülme gibi olayları doğur­mak kudretine sahip bir "ajan"ı daha vardır. Bu gibi hareketle­rin çoğu onun başının altından çıkar:
DİL...
Yani erkekle kadının fiskos yapması... Bu da başka bir cazi­be gösterisidir. Gönüllerde gizli tutulan şeyler dil ile ortaya konur. Neticede karışlıklığa yol açılır. Kur'an-ı Kerim:
"İçinizde Allah korkusu varsa, (erkeklerle) fiskos etmeyin. Ancak kalbinde hastalık bulunanlar (böyle yapmakla) bazı şey­ler ümid ederler. Konuşmalarınızda herkes tarafından bilinen usul ve ölçülere uyun."

GÖZDEN GELEN TEHLİKELER

Nefsî isteklerin en büyük kaçamağı gizli bakıştır. Kur'ân ve hadiste bu konuyla ilgili hüküm ve misaller vardır:
"Ey peygamber! Müminlere de ki, (yabancı kadınları gördükleri zaman) bakışlarını aşağı indirsinler. Utanılacak yerlerini de korusunlar. Bu, onlar için çok temiz bir iştir. Onlar her ne yaparsa elbette Allah haberdardır. Mümin kadınlara da şöyle: Bakışlarını aşağı indirsinler (yabancı erkekleri görünce) ve uta­nılacak yerlerini korusunlar." (Nur: 30-31)
Hadis meali:
"Ey insan! Birinci bakış sana aittir. (Affedilir.) Fakat ikincisi­ne dikkat et!"

GÖNÜL AVCILIĞI:

Kanun açısından zina, kadın-erkek, iki vücudun cismen bir­leşmesi olayıdır. Fakat ahlâk ölçülerine göre, evlilik çerçevesi dışında cereyan eden her türlü seksüel ilişkilere denir. Hatta bu konuyu düşünmek ve hayal etmek de zina sayılır. Meselâ ya­bancı bir kimsenin, karşı cinsten olan herhangi bir insanın göz güzelliğinden bahsetmesi, bu gözlerden sevk almayı düşünmesi zimanın kapsamına girer. Mahrem olmayan kadın-erkek ara­sındaki ses alışverişi, birbirinin sesinden hoşlanılması olayı veya bu sesin sahibine karşı sevdalı sözler söylenmesi de böyledir. Bir insanın, karşı cinsten olan bir "yabancı"nın yürüyüşüne gönül vermesi veya onun dikkatini çekecek, seksüel duygularını coşturacak şekilde hareket etmesi, hep, zinanın başlangıç olay­larıdır. Yani bu gibi fiiller manen zina sayılır. Gerçi kanun bun­lara "zina" gözüyle bakmaz ve böyle yapanları zina suçuyla yakalamaz. Fakat bu tip hareketler, aslında "gönül avcılığı"dır. Gönül avcılığı ise zinanın manevî şekillerine ait habercilerdir. İşte hadis meali:

Müslüman, Akraba, Komşu ve Mülkiyet Hakları ve Bu Bakımdan Yakın Olan Kimselerle Muâşeretin Âdâbı.

İnsanoğlu ya tek başınadır veya başkalarıyla beraberdir. İnsanoğlunun yaşaması ancak hemcinsleriyle birlikte ve onlarla haşır neşir olmak suretiyle mümkün olduğundan âdâb-ı muâşereti mutlaka öğrenmesi gerekir. Başkalarıyla ilişki içeri sinde bulunan kimselerin bu ilişkilerinde gözetmeleri gereken bazı edepler vardır. Bu da müstehak olduğu miktardadır. Müstehak olduğu miktar da kurulmak istenen rabıtanın derecesine bağlıdır. Rabıta ise ilişkinin en özel şekli olan akrabalık veya İslâm kardeşliğidir. İslâm kardeşliği umumî bir bağdır. İslâm kardeşliğinin mânâsına dostluk ve sohbet de dahildir. Yine rabıta; komşuluk veya yolculuk ve mektep-medrese arkadaşlığı veya dost luk ve kardeşlik bağıdır. Bu rabıtaların her birinin birçok derece leri vardır. Akrabalığın hakkı vardır, fakat mahrem olan akra banın hakkı diğer akrabalarınkinden daha kuvvetlidir. Mahrem olanların özel bir hakkı vardır; fakat anne ile babanın hakkı daha kuvvetlidir. Komşuluk hakkı da böyledir; evin yakınlık ve uzaklığına göre değişir. Nisbete göre farklılık başgösterir. Hatta gurbet diyarında, aynı şehirden olan kimse, vatanda yakın olan kimse yerine geçer. Çünkü şehir de komşuluk hakkını haizdir.

Sonuç

Biz burada âdâb-ı muâşeretin ve halk sınıflarıyla beraber otur manın bir kısmını belirtmek istiyoruz. Belitmek istediğimiz husus ları bazı hükemanın sözlerinden derlemiş bulunuyoruz.

Eğer insanlarla güzel geçinmek istiyorsan, gerek dostuna gerekse düşmanına karşı güler yüzlü ol! İnsanlara karşı zillete düşmeyen bir tevazu ve kibir olmayan bir vekâr içinde ol. Bütün işlerinde orta yolda olmaya dikkat et. Zira işlerin ifratı da, tefriti de kötüdür. Yürürken sağına soluna bakma! Fazla iltifatta bulunma. Oturan insanların başına dikilip ayakta durma! Oturduğun zaman istikrarsız bir şekilde oturma. Parmaklarım birbirine kenetlemekten kaçın! Sakalını karıştırmaktan, yüzüğünle oynamaktan, dişlerini karıştırmaktan, parmağını burnuna sokmalaktan, fazla tükürmekten, fazla sümkürmekten, sinekleri yüzünden kovmaktan, namazda ol sun, başka zamanlarda olsun fazla esnemek ve gerinmekten sakın!

Kardeşlik ve Sohbet Hakları

Kardeşlik akdi iki şahsın arasındaki bağlantıdır. Tıpkı eşlerin arasındaki nikah akdi gibi.. Nikah Adabı bölümünde geçtiği gibi ni kah, yerine getirilmesi farz olan birtakım hakları gerektirir ki, bu hakları nikahın hakkı olarak yerine getirmek mutlaka lazımdır. İşte kardeşlik akdi de böyledir. Bu bakımdan kardeşinin senin üzerinde malda, nefiste, dilde ve kalpte hakkı vardır. Onu affetmek, ona duada bulunmak, ona karşı samimi ve dürüst olmak, vafekâr bulunmak, kolaylık göstermek, tekellüf ve teklifi terketmek vazifendir. Bunların tamamı sekiz haktır.

Arkadaş Olacak Kimsede Aranan Özellikler

Sohbet ve arkadaşlık için her insan elverişli değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Kişi dostunun dini üzerindedir. Bu bakımdan sizden her hangi biriniz kimle dostluk yaptığını iyice düşünüp tedkik etsin.45

Edinilecek dost, mutlaka birtakım haslet ve sıfatlarla do nanmış bir kimse olmalıdır ki, o sıfat ve hasletler sebebiyle onun arkadaşlığına özenilsin. O hasletler, arkadaşlıktan umulan fayda lara göre şart koşulurlar. Zira şartın mânâsı amaca varmak için gereken şey demektir. Bu bakımdan amaca nisbet edilmekle şartları meydana gelir. Sohbetten dînî ve dünyevî birçok faydalar beklenir.

Allah İçin Buğzedilenlerin Mertebeleri ve Onlara Nasıl Davranılması Gerektiği

Soru: Fiil ile düşmanlığın ve buğzun gösterilmesi farz değilse, mendub olduğunda şüphe yoktur. Asiler ve fâsıklar ise çeşitli mer tebelerdedir. O halde onlara nasıl davranılırsa fazilet elde edilir? Acaba hepsi için aynı yol mu veya değişik yollar mı takip edilir?

Cevap: Allah'ın emrine muhalefet eden bir kimse ya inancında veya fiilinde muhalefet eder. Bunların ikisinin dışında muhalefet tasavvur edilmez. İnancında muhalefet eden bir kimse ya bid'atçıdır veya kâfir.., Bid'atçı ise, ya ihdas ettiği bid'ate insanları çağırmaktadır veya susmaktadır. Sükût eden kimse ya kendi isteğiyle veya aciz olduğundan sükût etmiştir. Bu bakımdan iti kaddaki fesadın kısımları üçtür: Birincisi küfürdür. Kâfir bir kimse eğer harbî bir kâfir ise öldürülmeye ve köle edinilmeye müs tehak olur. Öldürmek ve köle etmekten öte bir rezalet yoktur. Zimmî bir kâfir ise, ona eziyet etmek caiz değildir. Meğer ki uzaklaşmak ve tahkir etmek suretiyle olsun. Bu da ancak onu en dar yola mecbur etmek, ona daha önce selâm vermemek, ancak o 'esselâmü aleyke' dediği zaman ve aleyke' demek suretiyle eziyet edebilirsin. En evlâsı onunla oturup kalkmayı, alışveriş yapmayı ve onunla yiyip içmeyi bırakmaktır. Müslüman dostlarıyla sohbet ettiği gibi onunla sohbete dalmak, ona güler yüz göstermek şiddetle mekruhtur. Hatta bu tür filler nerede ise haram hududuna varır.

Allah İçin Buğzetmek

Allah için seven bir kimseye Allah için buğzetmek de lazımdır. Çünkü sen, Allah'a itâat ediyor ve Allah nezdinde değerlidir diye bir insanı seversen eğer o insan, Allah'a isyan ederse, Allah'a is yan ettiği ve O'nun nezdinde değersizleştiği zaman da ona buğzetmen gerekir. Herhangi bir kimseyi bir sebepten ötürü sevi yorsa, o sebebin zıddından ötürü de buğzetmesi zaruridir. Bunların ikisi, biri diğerinden ayrılmayan lazım ve melzumlardır. Bu kaide âdetlerdeki buğz ve sevgide daimi bir kaidedir. Fakat sevgi ve buğzun herbiri kalpte saklı bir hastalıktır. Ancak galebe çaldığı zaman, sızar. Sevgililerin birbirine yaklaşması, düşmanların bir birinden uzaklaşması, birbirlerine uygun veya aykırı hareket et meleriyle meydana çıkar. Bu bakımdan ne zaman fiilde bu beli rirse, o fiile dostluk ve düşmanlık adı takılır.

Allah Yolunda Kardeşliğin Mânâsı ve Dünya Yolundaki Kardeşlikten Farkı

Allah yolunda sevmek ve Allah yolunda buğzetmek, çözülmesi gayet güç olan bir konudur. Ancak bizim zikrettiğimiz hakikatlerle bunun üzerindeki perde kaldırılabilir.

Bu hakikatler de şunlardır: Sohbet ya ittifakla veya irade ile vaki olmak üzere iki kısımdır. İttifakla vâki olan sohbet komşuluk sebebiyle veya mektepte bir araya gelmek sebebiyle veya medresede, çarşıda, sultanın kapısında veya seferlerde bir araya gelmek sebebiyle olan sohbet gibi. Sohbetin bilerek ve tercih edilerek yapılan kısmı ise, açıklamasını yapmak istediğimiz kastında olduğumuz kısımdır. Çünkü dinde kardeşlik şüphesiz ki sohbetin bu kısmına dahildir. Zira insanoğlu ancak ihtiyarî fiillere teşvik edilir. Sohbet bir arada oturmak, karışmak ve komşuluk yapmaktan ibarettir. Bu işlerde insanoğlu ancak herhangi bir kimseyi sevdiği zaman onu ister. Zira sevilmeyen bir kimseden korunur ve uzaklaşır. Sevilen bir kimseye gelince... O ya zatından dolayı sevilir. Zatından başka her hangi bir hedefe varılmak için değil, sadece zâtı için sevilir veya onunla herhangi bir hedefe varılmak için sevilir. Varılmak iste nen o hedef de ya dünya ve dünyanın lezzetlerinden biridir veya Allah ve âhiretle ilgilidir. İşte bunlar dört kısımdır:

Ülfet ve Kardeşliğin Fazileti, Şartları, Dereceleri ve

Ülfet ve Kardeşliğin Fazileti
Ülfet güzel ahlâkın meyve sidir. Ayrılık ise kötü ahlâkın (acı) meyvesidir. O halde, güzel ahlâk, sevişme, anlaşma ve birleşmeyi gerektirir. Kötü ahlâkın bozuşma, itişme ve kakışmayı gerektirdiği gibi...

Ne zaman ki, kök güzel ise meyvesi de güzel ve tatlı olur. Güzel ahlâkın dindeki fazileti, gizli birşey değildir. Allah Teâlâ'ın, rasûlüne övgü olarak gösterdiği ahlâk, güzel ahlâktır.
Gerçekten sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin. (Kalem/4)

Hz. Peygamber şöyle demiştir:
İnsanların cennete girmelerine en fazla yardım eden şey, takvâ ve güzel ahlâktır!1

Giriş

Hamd, kullarının seçkinlerini fazilet ve ihsanıyla özel iltifatlarına mazhar kılan Allah'a mahsustur.

O Allah ki, o kullarının kalpleri arasında ülfet meydana getirmiş, onlar da o sayede onun nimetiyle kardeş olmuşlardır. Onların kalplerinden kin ve nefreti söküp atmış, böylece onlar dünyada dost ve sırdaş olmuşlardır. Ahirette de refik ve dost olacaklardır.

Hz. Muhammed Mustafa'ya, âline ve ashâbına salât ve selâm olsun! O ashâb ki, Hz. Muhammed'e tâbi olmuş, fiil, adalet ve ihsanda onun yolunu takip etmişlerdir.

Allah için sevmek ve Allah'ın dininde kardeş olmak ibadetle rin en faziletlilerindendir. Âdetleri yerine getirmek de, itaat ve iba detlerden istifade edilenin en latif ve zarifidir. Bu sevişmenin bir takım şartları vardır. İnsanoğlu ancak o şartlara riayet ederek sevişir, Allah yolunda birbirlerini sevenlerin zümresine katılırlar. Yine bu birbirini sevmede birtakım haklar vardır. Kardeşlik, on ları gözetmekle, bulanıklıkların şüphesinden ve şeytanın vesvese lerinden kurtulur. Bu nedenle bu kardeşliğin haklarını yerine ge tirmekle insanoğlu Allah'a yakınlaşır. Şimdi o hakları göreceğiz.

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13