Archive - Şub 2007

February 28th

Gelenek ve Modern’in Girdabında Ruhsuz Psikolojinin Çıkmazlarında İffetli Gençler Nasıl Evlenecek?

HER ÇAĞIN ÖN plana çıkan belli bir insan tipi vardır. Kimi düşünürlerin ‘çağın ruhu’ diye ifade ettiği duygu, düşünce, davranış ve algılayış kalıpları tek tek insanlara hakim olur. Böylece bu kalıplar (paradigmalar) onların iç ve dış yapısını kendine göre kodlar ve bu kodlar temelinde insanın hem varlıklarla, hem yaratıcıyla, hem de insanla olan ilişkilerinin biçimi belirginleşir.

Bugünün insan ilişkilerine, evlilik kurma biçimlerine, kadın ve erkeğe bakışına yön veren temel etken ise popüler psikoloji ve psikiyatrinin kitlelere mal olmuş temel kalıplarıdır. Geçmişte hem Doğu toplumlarında hem de Batı toplumlarının önemli bir kısmında psikolojinin yerine daha çok din ve ahlak belirleyici idi. Her toplum ve topluluk kendi dinamiklerine göre dini ve ahlaki yapısından beslenen bir gelenek meydana getirmişti.

TİCARİ CİNSEL SÖMÜRÜYE DİKKAT!

Bunları biliyor musunuz?

Cinsel sömürü her yerde gerçekleşebilir.Herhangi bir kişi buna kalkışabilir.

Cinsel sömürü aşağıdaki eylemleri kapsar:

İstemediğiniz ve hazır hissetmediğiniz her durumdaki;

cinsel öneri

cinsel olarak dokunma, okşama

ciinsel organların gösterilmesi

yetişkin birinin çocuk veya gencin karşısında mastürbasyon yapması

oral seks

vajina ya da anüse penis, parmak ya da bir objenin sokulması
pornografiye maruz bırakmak ya da çocuk ve gencin pornografik amaçlar için kullanılmasına izin vermek

Bir Kadının Güzelliğini Bir Erkeğe Anlatmanın Yasak Oluşu

1746. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bir kadın, başka bir kadınla çıplak vücutları birbirine temas ederek yatmasın. Sonra o kadını kocasına anlatır da, kocası sanki o kadına bakıyormuş gibi olur."[1]

* İslam; toplumda fitne ve huzursuzluk kaynağı olacak ve kişinin günaha girmesine sebep olacak her türlü tavır ve davranışlara müsamaha göstermemiş, bilakis yasaklamıştır. Yabancı bir kadını bir erkeğe bir erkeği bir kadına meşru bir sebep olmaksızın vasfedip anlatmak sanki onu görüyormuş gibi ve ona bakıyormuş gibi olacağından günah sayılır. Hele bu anlatılan bilgiler mahrem konular olursa, o zaman bu iş haram hududuna girer. Başka bir kadının veya erkeğin mahrem yönlerini ve yerlerini eşlerine anlatanların bu anlatmaları neticesinde anlatılana özlem duyarak birbirlerinden soğur, nefret eder ve yuvalarının yıkılmalarına sebep olabilir.

February 27th

BAŞÖRTÜSÜ VE DÜNYEVİLEŞME

Allah'ın açık bir farzını terketmek nasıl ve neye hizmet oluyor? Bu hizmet şu ana kadar kime ne kazandırdı?
Cennet cehennemin sahibi de bellidir, oralara varmanın koşulları da..Sır olmadığı gibi,sizin bizim yorumumuza da kalmamış.

''belki başını açtığı için hepimizden daha fazla ızdırap çekiyordur, nereden biliyorsunuz?'' denmesi , ''benim kalbim temiz'' söylemini çağrıştırdı.

Başörtüsü verip ne aldık?

Okul okuma hakkı?

Meslek?

Söz hakkı?

Dünya?

Yoksa hizmet edebilme imkânı mı?

Neye hizmet?

'' Başörtüsünden ferâgat ediyorum ta ki başörtüsünün temsil ettiği şeye hizmet edeyim'' !!??..

TELEVİZYON

SEFİH MEDENİYETİN ZULMÜNDEN KURAN MEDENİYETİNE,TELEVİZYONLU ODADAN TELEVİZYONSUZ ODAYA HİCRET EDİN
Bugün ülkemizde sanat sinema tiyatro edebiyat vb gibi şeyler medeniyetin ve çağdaşlığın en önemli kazanımları ve gereksinimleri olarak gösterilmektedir. Hâlbuki mahiyeti itibariyle bugün topluma enjekte edilen ve sevdirilmeye çalışılan bu şeyler hakikati itibariyle toplumun ahlaki dini değerlerini ifsat ederek aile ile toplumu toplumun üzerinden de devleti ve milleti çökertme ve köleleştirme ve değiştirme projeleridir.Tanzimattan beri sanat adı altında icra edilen bütün karelerde bilinçaltına yerleştirmek için saklanmış sinsi mesajlar ve tekinler doludur.Bunları yaparken tema olarak kullanılan şeyler olan aşk, merak, sevgi, romantizm, arzu vb gibi insanların hissiyatlarını okşayacak cinsten olan şeyler tercih edilmektedir.Sinema karelerinde ve sütün fahişelerinin gayri meşru ilişkileri, aşkları, romantizm adı altında sunularak bir nevi flört özendirilmekte bununla da nikahın yolunu kapatma amacı güdülmektedir.Nikah yolunun kapanması zinanın ona paralel olarak artması,çocuk doğum oranın azalması,gayri meşru veletlerin çoğalması demektir.İçinde zina, ihanet, aldatma iffetsizlik, hayasızlık vb gibi toplumunu değerlerine düşman olan bütün etkenlerin bulunduğu kapkara pislik ve muzırlarla süslenmiş olan diziler pembeleştirilerek toz pembe moduna sokularak ve yeni nesillere enjekte edilmektedir.Bunu başarmak için gerekli olan şey sadece biraz heyecan, öfke, aldatma, cinayet, intikam, adalet ve zulüm gibi sahnelerle kareleri donatmak asıl verilmesi gereken ve bilinçaltına gayri ihtiyarı olarak yerleşecek olan mesajları takip eden ve izleyenler zaten farkında olmadan alacak ve akıl kafa ve kalp yavaş yavaş bu tarz bir hayatı ve yaşamı benimsemeye başlayacak .böylelikle nefsin ve şeytanın hoşuna gidecek olan bir kıvama gelmeye başlayacak müslümanlar..Televziyon sinema gazete karelerinde sanat, çağdaşlık ve medeniyet adı altında gördüğü iletileri görüntüleri sosyal bir olgu olarak telakki etmeye başlayacak.başta bu algılar inançları ve gelenek ve görenekleri ile çatışmaya başlayacak ama zamanla vicdanların tefessühü ile kabul edilmeye ve zamanla bu zulümler,yani bu insana faidesinden çok zararı dokunan bu çirkin oyunlar savunulmaya başlanacaktır. Hayatına yaşadığı gibi inanma hükmü geçmeye başlayacak, bu oyunları izleyenler, takip edenler işin incelik ve derinlik kısmın gereksiz ve fuzuliyat olarak telaki etmeye başlayacakları için onlar için artık sadece bu oyun ve tuzakları ismi ve cismi yeterli görülüp hakikati ve asıl maksadı ehemmiyet taşımayan bir hale gelecektir. Televziyonu evinin başköşesine koymuş ve üstelik hacca gitmiş bu lağım kapısı hükmüne geçip kalplere, ruhlara akan yayınları izleyen Müslümanlardan birisine dedim: ve sayıları ülke nüfusun üçte ikisini oluşturan ve belki bir cemaat veya tarikat içinde olanların da mensubu olduğu bu adam veya kadın gibi olanlara da derim:

February 26th

"Tanrı Fikri" Nasıl Doğdu?

ÖNCE ‘Tanrı’ kelimesi hakkında bir iki kelam etmek isterim. Bu terimi ‘Allah’ isminin yerine kullananlar var. Oysa Allah özel isimdir, tanrı cins isim. Şu evreni, tüm varlıkları ve insanı yoktan var eden yaratıcının zatının ismidir, Allah. Tanrı ise ‘ilah’ terimine karşılık gelir. İlah, tapınılan varlık demektir. Bu varlık bir totem, bir put, bir insan, bir felsefe de olabilir. Oysa ‘Allah’ dendi mi, yaratan ama yaratılmayan, kendine özgü nitelikleri olan, yaratılmışlara asla benzemeyen, bir başkası tarafından var edilmeyen, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan tek varlık hatıra gelir. ‘Kayyum’dur, tüm varlıklar onun var etmesiyle var olmuşlardır ve varlıkta kalmaktadırlar. O kendini ‘Ehad’ diye adlandırmıştır, yani tek, yegâne, biricik, eşsiz, benzersiz, ortaksız.

Tesettür füruat mı, yoksa teferruat mıdır?"

Soru: "Bir konuşmasında F. Gülen hocaefendi tesettür için teferruat dedi. Bu doğru mudur? Teferruat ne demektir? Ayrıntı ve detay anlamına geliyor ama, buradaki manası nedir? Üstelik tesettürün teferruat değil, füruat olduğunu biliyordum ben. Teferruat ve füruat ne demektir? Tesettür füruat mı, yoksa teferruat mıdır?"

Cevap: Fethullah Gülen hocaefendinin başörtüsü hakkında kullandığı kelimenin "füruattandır" tarzında olduğunu hatırlıyorum. (Yanlış hatırlıyorsam düzeltin.) "Füru(at)", Fıkhî bir tabirdir ve "Usul'e ilişkin olmayan" anlamındadır.

MAHREMİYET VE TESETTÜR

İnsanı yaratan Allah, dünya ve ahiret selametimiz için koyduğu sınırlara uymamızı bizden talep ediyor.

Bu çerçevede dinin meşru saymadığı, yani haram işlerden sakınmamızı emrediyor.

Haram; yani güzel olmayan, yani çirkin olan, yani insanlık onuruyla bağdaşmayan her türlü tutum, davranış...

Dininin belirlediği ölçülere riayet edip düşük sıfatlardan arınanları ise müjdeliyor.

Bu müjdeden nasipdar olmak için özenle korunması gereken sınırlardan biri de mahremiyet. İffetli ve hayâ sahibi olarak yaşamanın anahtarı mahremiyet.

Ve müslüman kadının mahremiyetinin tezahürü tesettürdür, yani örtünmedir...

İhlas Prensibleri (çok önemli!)

DÖRDÜNCÜ VECİH

Hayat-ı şahsiye nazarında dahi zulümdür. Şu Dördüncü Veçhin esası olarak birkaç düsturu dinle:

BİRİNCİSİ: Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, "Mesleğim haktır veya daha güzeldir" demeye hakkın var. Fakat "Yalnız hak benim mesleğimdir" demeye hakkın yoktur.

"Rıza gözü, ayıplara karşı kördür. Kem göz ise kusurları araştırır." (Ali Mâverdî, Edebü'd-Dünyâ ve'd-Dîn, s.10; Dîvânü'ş-Şâfiî, s.91.) sırrınca, insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz, başkasının mesleğini butlan ile mahkûm edemez.

Yolculuk Âdâbı

2. İbadet İçin Yolculuk Yapmak

Bu yolculuk, ya hac için veya cihad içindir... Biz bunun faziletini âdâbını, zâhirî ve bâtınî amellerini Haccın sırları bölümünde zikretmiştik. Peygamberlerin (a.s), sahâbenin, tâbiînin, sâir ulemâ ve velîlerin kabirlerinin ziyareti de bu cümledendir. Eğer herhangi bir kimseyi hayatta iken ziyaret etmekle insanoğlu faydalanır veya ölümünden sonra da onun ziyaretiyle insan bereketlenir ve bu gaye için kervanlar düzenlerse bu caiz olur.

Hz. Peygamber'in 'Kervanlar ancak üç mescid için düzenlenir. Biri benim şu mescidim, biri Mescid-i Haram, diğeri de Kudüsi Şerîf'te bulunan Mescidi Aksâ' hadîsi şerîfi bu tür ziyaretlere mâni teşkil etmez. Çünkü bu hadîs, mescidleri ziyaret etmemek hususunda vârid olmuş bir hadîsi şeriftir.

İhtiyar kadınlara ehemmiyetli bir müjde ve bekâr ve mücerret kalmak isteyen genç kızlara bir ihtar.

[Mahremdir. Şimdilik Medresetü'z-Zehra erkânlarına mahsustur.]

İhtiyar kadınlara ehemmiyetli bir müjde ve bekâr ve mücerret kalmak isteyen genç kızlara bir ihtar.

Hadîs-i şerifte
"Âhirzamanda, kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi olunuz." (İmam-i Gazâli, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, 3:75.)

gösteriyor ki âhir zamanda kuvvetli iman, ihtiyar kadınlarda bulunur ki, "Dindar ihtiyar kadınların dinine tâbi olunuz" diye hadis-i şerif ferman etmiş. Hem Risale-i Nur'un dört esasından bir esası şefkattir. Ve kadınlar şefkat kahramanı bulunmasından, hattâ en korkağı da kahramancasına ruhunu yavrusuna feda eder. Ve bu zamanda o kıymettar valideler ve hemşireler, büyük bir hâdise ile karşılaşıyorlar. Mahremce ve ifşâsı münasip olmayan bir hakikat-i fıtriyesini, Nur şakirtlerinden mücerred kalmak isteyen veya mecbur kalan kızlar kısmına beyan etmek lâzım gelir diye ruhuma ihtar edildi. Ben de derim ki:

February 26th

"ÇOK EŞLİLİK” ÜZERİNE BİR OKUYUCU KATKISI

Erkek ve Kadın Hakkında Mizaçnâme” başlıklı son yazımızdan (derleme) sonra bir okuyucumuzdan çok değerli bulduğumuz bir mesaj aldık. Bahsi açıcı ve bizce son haddiyle aydınlatıcı bu değerlendirmeyi hiç yorum yapma gereği hissetmeksizin ve üstelik altına imzamızı da gönül rahatlığıyla atarak sizinle paylaşmak istedik. Buyrun:

"Muhterem Gülçin Hanımefendi,

Makalelerinizin en başta gelen takibçilerinden olarak, sizi nasıl tebrik edeyim, camiamız adına minnettarlığımızı nasıl ifade edeyim kestiremiyorum. Son derlemeniz de, bugüne kadar yazdıklarınızın sağlaması mahiyetinde çok çarpıcı tesbitler ihtiva ediyordu ki, tek kelimeyle bayıldım. Eğer müsaade ederseniz, bu derlemede yeralan «SANATKÂR MİZACI HAKKINDA: “ÂŞIK”» başlıklı iktibasın muhtevası üzerinde naçizane bir katkı yapmak istiyorum.

İmanı mı, İslam'ı mı anlatalım?

Hicri 538'de Cürcan'da vefat eden büyük Türk âlimi Zemahşeri bir ara Mekke'ye gitmişti. Orada Ebu Kubeys Dağı'na, çıkarak seslenmişti:

- Ey evlad-ı Arap, geliniz dedelerinizin dilini benden, bir Türk âliminden öğreniniz!..

Gerçekten de Zemahşeri, Araplara dillerini öğretecek seviyede bilgi sahibi olmuş, onlara uzun zaman dillerinde üstadlık da etmişti. Bu misali, birlikte yolculuk yaptığım bir Alman Müslüman'la konuşurken hatırladım. Alman Müslüman, tıpkı Zemahşeri'nin Araplara dillerini öğrettiği gibi bana da İslâmî tebliği anlatıyor, hatta itiraf edeyim, öğretiyordu.

Ya Erkekler?

Ya Erkekler?

Kadının kimliği, Kadının Şahsiyeti, Kadının Vazifeleri, Kadının Konumu, İslâm ve Kadın, Demokraside Kadın, Kadın ve Aile, Toplumda Kadının Yeni, Kadın Hakları…

Gidebildiğiniz kadar geriye doğru gidin. Konunun hep kadın olduğunu göreceksiniz. Günün hatta asırların konusu olmuş kadın…

Bir türlü yerine oturtulamayan kadının hakları, kimliği, şahsiyeti hâlâ askıdan inmedi.

Neler oluyor böyle?..

Kul hakkından da ağır olan gıybet!..

Bir komşu veya bir dostla konuşup ayrıldıktan sonra arkamızdan konuşmadığından emin olamıyorsak durum kötü demektir. Böyle dostlukta ne muhabbet gelişmesi olur, ne de itimat duyma hissi kalır. Çünkü arkasından konuşulduğunu düşünen insan, dostlarını hep tereddütle karşılar:

-Kim bilir neler söylüyorlar arkamdan?!. şüphesi içini kemirip durur.

Bu da komşuluk ve dostluk hissini parçalayan bir şüphecilik halini alır.

Bundan olacak ki Hazret-i Kur'an, kardeşinin arkasından konuşup gıybetini yapmayı, o kardeşinin etini yemeye benzeterek ayıplamış, söylediği doğru bile olsa gıybetçiliği kesinkes yasaklamıştır. Ancak, ihtiyaç halinde, doğru bilgiye gerek duyulması durumunda, bilinen gerçek ne ise o bilgiyi doğru vermekte mahzur söz konusu olmamıştır. Böyle bir tanıtıma gerek yokken aleyhtarlık yapıp birinin zaafını, kusurunu nazara vermek, ona olan ilgiyi, hüsnü zannı yok etmek ne kardeşliğe yakışır, ne de samimi bir dostluk ve komşuluğa.

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13