Archive - Eki 2006

October 21st

GÜNDÜZ VE GECEDEKİ ZAMAN İSİMLERİ

Arap lisanı, kelime zenginliği ile, gramer kaidelerinin dışına çıkan ve "gayri kıyâsî" diye isimlendirilen şâz lafızların azlığı ile temayüz etmiş ve "dillerin anası" unvanı ile anılmayı haketmiş bir lisan olmaktadır. Asırlarn ilerlemesi, onu aşındırmamış ve yozlaştırmamıştır. Asrımızın keşfiyâtından sayılan ve günlük hayatımıza giren teknik buluşlar bile bu dili konuşan halk tabakasını ve -bilhassa- lisan sahasında söz sahibi bulunan ilim adamlarını kelime ithaline zorlayamamış, ilk defa imal edilen pekçok şeye Arapça bir isim koymayı başarmışlardır. Jet Tayyaresine "Neffâse", buzdolabına "Sellâce", bisiklete "Derrâce", telefona "Hâtif" isimlerinin verilmesi gibi.

KELİMELERİ YERİNDE KULLANMAK

Kalp, sözlerin terâküm ettiği bir hazine; dimağ, kalpte toplanan mânâları lâfız kalıplarına uygun biçimde sıralayan bir makina; dil, bunlan cümleler hâlinde dizip telaffuz eden bir tercüman mesabesindedir. İnsan, okuduğunu anlamak ve bilgisini derinleştirmek için, tedkik ettiği mevzu ile alâkalı lügat ve terimleri iyi bilmek ve yerli yerinde kullanmak zorundadır.

Arapça'dan Farsça'dan veya diğer dillerden alınıp yazıda veya konuşmada kullanılacak lügatların iştikak mahallerini, hangi mânâları ifade ettiğini ve -bilhassa- istimal edildiği cümle içinde bu mânâlardan hangisinin tercih olunduğunu bilmek, mevzuyu etraflıca kavramayı ve muhatapları ikna etmeyi kolaylaştırır.

EŞYAYI İBRETLE TEMAŞA

Allah Teâlâ, kâinattaki eşyayı ilâhî sırlarına mâ'kes yapmış ve gözlerimizi de ruhun penceresi kılmıştır. Hayat yolunu iman kendilleri ile aydınlatan ve kalbin basiretini baş gözü ile birleştirmeye muvaffak olan insanlar, eşyadaki sırları sezip çözmeye başlarlar. Bu imkândan mahrum kalanların gönlü paslı, gözü pusludur. Onlar eşyaya baksalar da hakkatiarı sezemezler. Bakma ile görme, gözün faaliyetleri cümlesinden ise de, ikisi arasında büyük fark vardır. Bu hususu tesbit eden bir âyeti kerimede şöyle buyurulmaktadır: "Onları sana bakıyor görürsün. Halbuki görmezler onlar" (17).

AKIL NEDİR VE AKILLI KİMDİR?

Türk dilinde "us" kelimesi ile isimlendirilen, ilim öğrenmenin en kuvvetli sebeplerinden biri bulunan ve "madde'den mücerred cevher" diye tarif edilen akıl, Allah Teâlâ'nın mükellefiyet yükleyeceği kullara ihsan ettiği şeylerin en değerlisidir. Zira o, insanı hayvandan tefrik ve birçok hizmette emsaline tercih ettiren ve dinî mükellefiyetlerin yüklenmesine sebep teşkil eden kıymetli bir cevher olmaktadır. Bu cevherden mahrum bulunan canlılarda hiçbir sorumluluk bulunmamakta, aklı-nı zâyî etmiş mecnunlara herhangi bir vazife yüklenmemektedir.

Akıl; anlama ve bilme melekesi, zekâ, kuvvei müdrike, rey ve fikir mânâlarında kullanılmaktadır. Akıl, dinî yönden tedkike tabi tutulduğu zaman, "caiz olan şeylerin esbâbı cevazını, mümteni olan şeylerin ya-saklanış sebeplerini anlayan cevheri mücerred" şeklinde tarif olun-maktadır.

İSLAM'DA AKLIN YERİ VE DEĞERİ

İnsanları diğer canlılardan üstün kılan taraf, akıllı bir varlık olmasıdır. Kendisine yüklenen vazifelerin dayanağı, "akıl" nimetidir. Bu cevher onda bulunmasaydı, insan ile diğer canlılar arasındaki farkı ortaya koyan bir hudut çizilemez ve eşyadaki sır çözülemezdi.

"Akıl, öyle bir cevherdir ki, gaip olan şeylerin vasıtalarla; müşahede sahasında bulunanları da beş duyu ile anlar"(5), diye tarif edilmektedir.
Diğer bir ifade ile akıl, insan bünyesi içinde bir kuvvettir ki, hakikatleri onunla anlamak mümkün olur ve ilimlere marifet ve istidat hasıl olur. Hülâsa etmek gerekirse, akıl; güzel ile çirkini, iyi ile kötü işlerin arasını ayırt etmeye yarayan bir kuvvettir.

İLİM ADAMINA SAYGI

İlmin değerini ve insana kazandıracağı faydalan bilen kimseler, ilim sahiplerine saygı göstermeyi medenî bir insan olmanın ayrılmaz bir lâzımı olarak kabul ederler. Zira bu sevgi ve hürmet, dış görünüşte o âlime ise de, hakikatta ona bu bilgiyi ihsan eden Cenâb-ı Hakk'a gösterilmiş olmaktadır. Bu itibarla, ileriyi gören ve ilmin inkişâfını düşünen Müslümanlar, bilgi sahasında temayüz etmiş kimselere saygılı olmayı ulvî bir vazife bilirler.

Âlimlere saygı, onlarda birikmiş "ilim hazinesinin ferdin ve cemiyetin salâhına ve kurtuluşuna âmil olacağı ümidinden kaynaklanmakta, iman ve ahlâk itibariyle yücelmiş insanların tavrı olmaktadır.

October 21st

KADINA TAYİN EDİLEN YER

İSLAM DİNİ, KADINA AİLE VE TOPLUM İÇİNDE NASİL BİR YER TAYİN ETMİŞTİR? ERKEĞİN YANINDA YERİ NEDİR?

İslam dini, aile ve toplum içinde kadına iyi yer veriyor. İnsanlık yönünden erkek ile kadın arasında fark gözetmiyor, erkeğe verdiğ önemi kadına da veriyor. Bu hususta Kur'an-ı kerim şöyle buyuruyor: "Ey insanlar sizleri bir tek nefisten yaratan Rabbinizden sakınınız" (Nisa).

Diğer bir ayette de şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ben içinizden gerek erkek, gerek kadın, bir hayır işledığını boşa çıkarmam hep birbirinizdensiniz" (Al-İ İmran).

İSLAMDA EVLENMENİN HÜKMÜ

İslamda evlenmenin hükmü üç kısımdır: Vacip, sünnet ve mübahtır.

1- Bir kimsenin şehveti galebe çalıp günaha girmekten endişe ederse evlenmesi vaciptir.

2- Bir kimse şehvet hissine sahip olur, fakat iradesi kuvvetli olduğundan günaha girmesi söz konusu olmazsa maddi durumu müsaid olduğu takdirde evlenmesi sünnettir. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Ey gençler cemaatı! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan en çok çevirici ve ırzı en ziyade koruyucudur. Evlenmeye gücü yetmeyen oruç tutsun. Çünkü oruç onun için şehvet kırıcıdır" (Buhari, Müslim). İmam-ı Şafii (ra) şöyle diyor: "İradesi kuvvetli olduğundan harama girmekten endişesi olmayan kimsenin evlenmeyip ibadetle meşgul olması daha iyidir. Çünkü Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yahya'yı "Hasun" –kadınlara karışmayan- kelimesiyle meth ve sena ediyor."

Zina ile fuhşun sivilleşmesi

Zina nedir? "Yasaya aykırı" birleşme mi, "nikahsız birleşme" mi? Tanımda "yasa"yı belirleyici kabul ettiğimizde, yasanın değişmesiyle fiilin anlamı ve onunla ilgili hüküm de değişir.

"Nikah"ı temel aldığımızda fiil ebediyen aynı hükmünü muhafaza eder.

Hakikatte yasalar ne derse desin, evli veya bekar nikahsız her birleşme zinadır ve bu bütün dinler, kadim gelenekler ve bunlara bağlı gelişen ahlak öğretileri tarafından böyle kabul edilmiştir. Modern zamanlarda serbest cinsel ilişki ve sapkınlıkların revaç bulmasıyla iki tanım öne çıkmış bulunmaktadır: Biri, aralarında nikah bağı bulunmayan bir kadın veya kız ile evli veya bekar erkek arasında vuku bulan cinsel ilişki; diğeri evli kadın veya erkeğin evli veya evli olmayan karşı cinsten biriyle giriştiği cinsel ilişki.

16. ŞEYTANIN DÜŞMANLIĞI

Her müminin, âlimleri ve salihieri sevmesi, onlar ile düşüp kalkmayı huy edinmesi,gereken bilgileri onlara sorup edinmesi, nasihatlerini tut-ması, çirkin davranışlardan kaçınması ve şeytanı düşman bilmesi gerekir.

Nitekim ulu Allah (C.C.) şöyle buyuruyor:

— Şeytan size düşmandır, siz de onu düşman tutun» (52).

Yani Allah'ın emrine uyarak şeytana karşı çıkın, yoksa Allah'ın emir-lerine karşı gelerek ona uymayın. Bütün tutumlarınızda, davranışlarınız-da ve inançlarınızda samimiyetle ondan sakının.

14. NAMAZI HUZUR VE HUŞU İLE TAMAMLAMAK

Ulu Allah (CC.) buyuruyor ki:

— Namazlarında huşu içinde olan mü'minler kurtuluşa ermişler-dir» (45).

Bilesin ki, dil âlimleri «huşu» kelimesini «korkmak» ve «çekinmek» gi-bi kalb eylemlerinden» sayar, bazıları da «sükûnet», «öteye - beriye bak-mamak» ve «oynamamak» gibi davranış eylemlerinden kabul eder.

Fıkıh âlimleri «huşu»un namazın farzlarından mı olduğu, yoksa fa-ziletlerinden mi sayılması gerektiği hususunda anlaşmazlık halindedirler, her iki görüşü de ileri sürenler vardır. Birinci görüşü savunanlar şu ha-dis ve âyete dayanıyorlar. Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

October 19th

13. EMANET

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

— Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve dağlara crzettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan ürktüler« (43)

Âyet-i kerimedeki «emanet» in mânası, karşılığında sevap yahut ceza tahakkuk eden ibadet ve farzlardır.

Kurtubî'ye göre «emanet» bütün din görevlerini içine alır,âlimlerin çoğunluğunun görüşü ve sahih fetva bu şekildedir. Fakat ayrıntılarda çe-şitli görüşler vardır. îbni Mes'ud'a göre âyet-i,kerime, mal güvenliği ile ilgilidir, emanetler ve benzeri gibi. Yine ona isnad edilen başka bir gö-rüşe göre âyette bütün farzlar kasdedilmekle birlikte özellikle mal gü-venliği sözkonusudur.

Millî ve Şahsiyetli Tesettür

YAKUP Kadri Karaosmanoğlu dindar bir kimse değildi. 1915’te “Çarşafa ve Peçeye Dair” başlıklı bir yazı kaleme alarak Müslüman Osmanlı hanımlarının tesettür kıyafetlerini çok beğendiğini, onları çok estetik ve sanatlı bulduğunu beyan etmişti. Bu yazıyı Ertuğrul Düzdağ beyin “Başörtülü Melekler” kitabından okumanızı tavsiye ederim. (İz Yayıncılık.)

Başlarını örten, tesettür kıyafetine bürünen yüksek tabaka hanımların ve bilhassa dindar üniversiteli kızların mutlaka kaliteli, vasıflı, estetik bir kıyafete bürünmeleri gerekir. Bu kıyafet elbette seksî olmayacak, yabancı erkeklerin cinsî iştahlarını çekmeyecek ama mutlaka estetik, sanatlı, vasıflı olacaktır.

October 18th

Sanal ütopyalar ve bir elvada busesi!

Sanal alem.. Sınırlarını ve figuranlarını bizim belirlediğimiz süprizlerle dolu ütopyalar geçidi.. Sanki bir strateji oyunu. Önce mekanını belirle ve orada mesken tut. Sonra oltayı denize at. Kendileri için biçtiğin rolleri kapacak oyuncuları beklemeye başla.. Yaşadığımız dünyada olamadıklarımız oluruz. Hayallerimizi gerçekmiş gibi paylaşırız. Ve sahte isimler kullanır yepyeni kimliklerle dolaşırız.

Çok masumdur adını beyaz diye koyduğumuz yalanlarımız. Çok cesuruzdur, karşısına geçsek domates gibi kızarmaktan bakamıyacağımız gözlere kan kusturururken. Kısaca monütör önü kahramanlarıyızdır.

Türlü türlü kaftanlar biçer, her birine bir sanal dosta giydiririz. Karşımızdaki hırlı olmuş hırsız olmuş hiç umrumuzda değildir. Bazen kalpler çalar bazen yüreğimizi bırakırız oralarda. En çokta sanal aşklar yaşar ve bol bol göz zinasına mübtala oluruz. Zihnimizi luzumsuz meşgul edecek malayani bilgi bombardımanına tutuluveririz. Sanal perdeyi aralayıp kolaçan ederken gözümüze bir iki kahramanlık hikayeleri erişeverir:

October 17th

ÜNLÜ BİR RAKKASENİN İTİRAFI

Gençliğinde ailesini dinlemeyen kızcağızın yaşlılıktaki feryadı!..

Gençliğini Allah’ın lütfettiği güzellik nimeti yüzünden şımarıkça harcayıp aile büyüklerini dinlemez hale gelerek sahnelerde rakkaselik yapan, şimdi ise seksen yaşında tam bir terk edilmişlik hissi içinde bunalımlara giren bir kadıncağızın sorulara verdiği ibretli cevapları ‘Olaylar Konuşuyor’ kitabından özetleyerek arz ediyorum.

Bakalım siz de ibretli bulacak, okunmaya değer görecek misiniz?

- Tahrikçi bir giyim kuşam içinde sahnelerde herkesin ilgilenmek istediği güzel bir kadın olmak nasıl bir sonuç getirdi hayatınıza? Mazbut bir ailenin kızı olduğunuz halde böyle bir sona nasıl yöneldiniz gençliğinizde?

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13