Archive - Eki 25, 2006

RUHÇULUK VE MEDYUMCULUK

Asrımızda, bazı kimseler arasında, ruh çağırma ve ruhlarla temas kurma özentisi mevcuttur. Derinliğine İslâmî bilgisi bulunmayan, hamhayâl sahiplerinin saplanıp kaldığı bir özentidir bu.

Kimi bir masanın etrafında toplanıyor, alfabe harfleri yazılmış bir kâğıdı masa camının altına yerleştirip camın üzerine bir fincan koyuyor, fincanın üzerine de parmaklarını temas ettirerek -kendilerine mâlûm usuller ile- ruhları çağırıyormuş.

Bir kısmı da medyum (uyur konuşur) vasıtasıyla temas kurup kâh babasının veya çocuğunun ruhunu çağırıp, geçmişten ve hâlden sorular açarak heyecanlı dakikalar geçirmektelermiş... Bazan bir şairin ruhunu çağırıp şiirler okutmakta veya bir filozofun ruhunu davet edip hikmetli laflar (!) ettirmektelermiş... Bazı kimseler de ebediyet âlemine göç etmiş bir velinin ruhunu çağırıp tasavvufî neşve ve feyz iktibas etmeye çalışıyorlarmış.

RUH YAPISI VE İNSANLIK

Ruh ve cesedin imtizacı ile meydana gelen insanda, başlıca, üç yapı vardır: Fizik yapısı, fikir yapısı ve ruh yapısı...

Fizikî yapının gelişmesinde ve varlığını devam ettirmekte, insanın diğer canlılarla ortak olduğu göze çarpar. Zira Anatomik yapı, kâh mide ve karaciğerin, kâh amûd-i fıkarî (omurilik) sisteminin ihtiyacını hissetmekte, gelişme ve faaliyetlerini devam ettirmektedir.

Fikir ve bilhassa ruh yapısının varlığından haberdar olmayan veya bu yapılara ehemmiyet göstermeyen kimseler, ruh itibariyle ve fikir cephesiyle insanlıktan nasibi olmayan "biyolojik insan" örneğini teşkil etmektedirler.

RUH HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ

Lügat mânâsı itibariyle "Ruh"; nefs, soluk, can mânâlarında kullanılmakta (44) ve "Maddî hayat olan vedîa-i ilâhî"ye isim olmaktadır (45).

Felsefeciler; "Ruh'un cisim olmadığını, binefsihî kaaim bir cevheri mücerred olduğunu, bir mekânla ilgisinin bulunmadığını ve tahrik gibi bir tasarrufla bedene taallûk ettiğini söylemişlerdir.

İslâm kelâmcılarının büyük bir ekseriyeti, ruhun şeffaf bir cisim olduğunu söylemişler ve "Yeşil bir filize, suyun sirâyeti gibi vücuda yayılmış bulunan lâtif bir cisimdir" diye tarif etmişlerdir (46).

Muhyiddin b. Arabî, Levâkıhu'l-Envâr'da şöyle ifade etmektedir: Ruhun, Allah'ın emirlerinden oluşu, vasıtasız hitâbı ilâhîden vücud bulması itibariyledir. Cenâb-ı Hakk, ona "Ol" dedi de oluverdi (47).

CEDELLEŞME

Yüce ve yüceltici dinimiz, müntesibi bulunan Müslümanlara, birbirine zıt görüşlerle cedelleşmeyi yasaklamış bulunmaktadır. Böyle bir davranış, münakaşaya katılan taraflar ve dinleyiciler arasında menfi bir havanın doğmasına ve tarafların birbirine gücenmesine sebep olur. Diğer bir mahzuru da aksi görüşü savunan kimseye "bâtıl"ı müdafaa ve cerbezeli konuşma ile karşısındaki haklı bir şahsi susturmayı "zafer elde etme" telakki ettirir.

Cedelleşmeyi terk etmek, her iki taraf için dinî bir vazifedir. Bilmediği bir mevzuyu müdafaaya kalkışan kimse, münakaşayı ilk terk eden olmalıdır. Konuşulacak bahse âşinâ bulunan bir şahıs; dinî meselenin doğru olan tarafını, karşısındaki ferdin isabet ettiği cihetleri açıklamalı ve münasip bir ifade tarzı ile yanıldığı noktaları da hatırlatmalıdır.

CEDELLEŞME

Yüce ve yüceltici dinimiz, müntesibi bulunan Müslümanlara, birbi-rine zıt görüşlerle cedelleşmeyi yasaklamış bulunmaktadır. Böyle bir davranış, münakaşaya katılan taraflar ve dinleyiciler arasında menfi bir havanın doğmasına ve tarafların birbirine gücenmesine sebep olur. Di-ğer bir mahzuru da aksi görüşü savunan kimseye "bâtıl"ı müdafaa ve cerbezeli konuşma ile karşısındaki haklı bir şahsi susturmayı "zafer el-de etme" telakki ettirir.
Cedelleşmeyi terk etmek, her iki taraf için dinî bir vazifedir. Bilme-diği bir mevzuyu müdafaaya kalkışan kimse, münakaşayı ilk terk eden olmalıdır. Konuşulacak bahse âşinâ bulunan bir şahıs; dinî meselenin doğru olan tarafını, karşısındaki ferdin isabet ettiği cihetleri açıklamalı ve münasip bir ifade tarzı ile yanıldığı noktaları da hatırlatmalıdır.

SOFTALARI SEVERİM BEN

Vâzı tarafından mânâları hizasına konulan bir çok kelimeler; bazı kimselerin ağızlarında, aslî mânâların tam tersine, hiç bir alâka ve münasebet bulunmayan yerlerde kullanılmaktadır.

Ağzından çıkan sözü tedkik etmekten bile âciz bu şahısların yaptıkları hatalar, bilgi seviyesizlikleriyle birlikte iyi olmayan niyyetlerini de aksettirmektedir.

Bu iddiamıza delil olarak gösterebileceğimiz bir çok misaller vardır. Biz, onlardan sadece birini ele almak ve "softa" kelimesi üzerinde durmak istiyoruz.

Hislerine mağlup olan bazı şahıslar, öfkelendiği bir müslümana "softa" kelimesiyle hakarete yeltenmektedir. Şu satırları karalarken, herhangi bir kimsenin kusurunu örtme ve sahibini mâzur gösterme gayreti içinde değiliz. Ancak, haysiyeti zedelenen canım kelimeleri, nâdanların ağzında çiğnenmekten kurtarmak azmindeyiz.

HİCRİ YILBAŞI NASIL VE NE ZAMAN TESBİT EDİLDİ?

İslâmî bir tarih başlangıcı tesbit edilirken Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicreti esas olarak alınmış ve yapılan müzakereler sonunda Muharrem ayı da bu yılın ilk ayı olarak kabul edilmiştir.

Hz. Âdem'den sonra bazı vak'alar, o devrin insanları arasında bir başlangıç noktası olarak kabul edilip daha sonra zuhur eden hadiseler o vak'aya bağlanarak açıklanmaya çalışılmıştır. "Nûh tufanından şu kadar ay veya yıl sonra; Hz. İbrahim'in Nemrud'un ateşinden kurtulmasından şu kadar zaman sonra; Musa aleyhisselâmın Mısır'dan ayrılmasından şu kadar yıl sonra" diye zaman tesbiti ve vak'aların izahını yapmışlardır.

Akıllı kimselerin alâmetleri

Hikmet ehli zatlar akıllı kimselerin özelliklerini şöyle bildirmişlerdir:

Akıllı kimse, sadece iyiyi ve kötüyü anlayan değil, iyiyi görünce onu alan ve kötüyü görünce de onu terk edendir.

Akıllı, ileriyi gören, düşünen, zararını kârını bilen sonunda pişman olacağı işi yapmayan kimsedir.

Akıllı kimse, emellerini kısa tutup, sabaha bile çıkamayacağını düşünen, ibâdetine kuvvet verecek ve irfan yolunda yürüyecek miktardan fazla geçim derdi olmayandır.

Akıllı, şehvetten kendini koruyan, âhireti dünya ile değişmeyendir.

Câhil kimselerin alâmetleri

Şu altı özellik, cahillik alâmetidir. Câhiller, ahmaklar bu alâmetler ile belli olur:

Birincisi: Cahiller, yerli yersiz her şeye hemen öfkelenirler, sinirlenirler. İnsana, hayvana ve hoşlanmadıkları her şeye hemen kızıp öfkelenirler. Hattâ cansız varlıklara bile kızarlar, onlara zarar verirler.

İkincisi: Mallarını, paralarını faydasız işlerde sarf ederler. Âhirette faydası olmayan, hattâ âhirete zarar verecek işler yapan yerlere harcarlar. Akıllı insana yaraşan, malını, mülkünü, servetini faydalı yerlere harcamak, hiçbir sevâbı ve hiçbir faydası olmayan yerlere harcama yapmaktan sakınmaktır. Âhirette, malı nereden kazanıp nereye harcadığı sorulacaktır. Malını, servetini faydasız yerlerde harcamak, câhillik alâmetlerindendir.

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13