KIYAMET GÜNÜNDE ALLAH 7 ZÜMREYE RAHMET NAZARIYLA BAKMAZ !!!

1) homoseksülelliği yapan ve yaptıran

2) istimna yapan (eliyle boşalan)

3) hayvanlarla temas kuran

4) anası ile kızını aynı anda nikahlamak

5) komşusunun hanımı ile zina yapan

6) Lanet ettirircesine komşusunu üzen

7) Karısına arka yoldan yaklaşan

Gençlik Problemleri Ve Dinimizin Ortaya Koyduğu çözüm yöntemleri !!!

Bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre toplumda en çok görülen, günümüz gençliğinin temel problemleri ve dinimiz İslâm’ın ortaya koyduğu çözüm yollarından bazıları şunlardır:

1- Alkol ve Uyuşturucu Kullanmak

İslâm Dininin gözettiği hedefler; dini, aklı, nefsi, nesli ve malı korumaktır. Dinimizin çok değer verdiği ve korumaya çalıştığı akla zarar veren alışkanlıkların başında alkol ve uyuşturucu gelmektedir. Alkollü içkiler hem ferdî hem de içtimaî bir problemdir. Bunları kullanan fertlerin yanında ve çevresinde bulunanlar olumsuz etkilenir.

Kur’ân-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşalar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durursanız kurtuluşa erersiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (Maide/5, 90-91) buyururken, Peygamberimiz de (s.a.s.), alkolle ilgili olarak, sarhoşluk veren her maddenin, ayrıca çoğu sarhoşluk veren maddenin azının da haram ve içkinin her kötülüğün anahtarı olduğunu beyan buyurmuştur. (İbn Mace, “Edeb”, 2:1119)

Aşk’ınız kaç?

Hülya Koçyiğit’li bir Türk filminin finalinde, pek çok kavgaya ve belaya sebebiyet vermiş pahalı bir kolye, aşklarının böyle bir uğursuzlukla zedelenmesini istemeyen âşıklar tarafından denize atılır. Bu bir ‘mutlu son’dur. İnsanın içinden ‘paraya çevirip kenarda bekletseydiniz, bunun yarını var, öbür günü var’ diye geçer. Ama belli ki âşıklar paraya tahvil edilebilen şeylerin parayla ölçülemeyecek değerleri erozyona uğratabileceğinin farkındadırlar ve böyle bir tehlikeyi göze almak istemezler. Tevazu gösterirler, aşk yeterlidir ve insan olana kâfi gelir.

Türk sinemasının ideal bir aşk tasavvuru sunduğunu, onun olması gereken her halini doğru bir biçimde karşılamış olduğunu iddia edecek değilim. Ama bu filmden ve benzerlerinden 20–30 yıl sonra, bugün gelinen noktaya baktığımda keşke Türk filmlerine o kadar çok gülmeseydik diyorum. Şimdilerde aşk kapitalizmin sosyal küvetinde yıkanıyor ve pahalı havlulara sarınıp çıkıyor, çıkan şey aşka benzemiyor. Elime bir bakkal mumu alıp şu meşhur ‘Bedenime sahip olabilirsin; ama ruhuma asla!’ klişesini arıyorum, bu ateş olsa cürmü kadar yer yakacak mağrur söze, insanların kendine gülüyor olmasına aldırmadan, bir anlam üzerinde deviniyor olmasına bakıyorum.

Çam ağacının gölgesinde

DEFİLE: Ünlü mankenlerin boy gösterdiği bir defile yapıldı geçen ay.. Tesettürlü mankenlerin kırıtan yürüyüşleri gözlerimi yaşarttı, yüreğimi cızlattı.... "Nasıl daha fazla ilgi çekebilirim?" sorusuna cevap arayan bayanlar için son derece faydalı bir defile olmuştur herhalde.. Defileyi seyreden muhafaza KÖR erkekler ne düşünmüşlerdir acaba: Belki de şunları: "Nöbetçi hakimi bulsam da, bizim hanımı hemen boşayıp şurdan bir manken kapsam." ya da "İnşallah bizim hanımla kız seyretmiyordur. Bunları giyip de böyle yürürlerse toplu katliam yapmam gerekebilir."

Defile görüntülerini izlerken bir ara uyku bastırmış, uyuyakalmışım. Rüyamda Şeytan'ı gördüm.

ENGELLERİ AŞMAK...

Engelleri aşmak…(Haddim mi bilmiyorum ama içimden geçenleri bilmenizi istedim)

Servis beklediğim durakta her gün onlarca insanı uğurluyorum hayat kavgasına. Bunlardan biri temiz giyimli, özenle taranmış saçları ve aydınlık yüzüyle işine koşarcasına giden bir genç. Bacağındaki engele rağmen, fıtratı yağ bağlamış insanlara inat, insanı kıskandıracak bir hızla adeta uçuyor. Her gün yolunu çevirip kendisine hayranlığımı söylemek istediğim pırıl pırıl bir genç. Evden çıktıktan sonra yolumun üstünde karşılaştığım, boyu kısa ama ruhu cüceleşmiş insanların örnek alması gereken bir simayla, yüzündeki tebessümle etrafa ışıklar saçan ağabeyi de unutmam haksızlık olur.

İNSANSAK EĞER

İNSANSAK EĞER
İnsansak eğer, insan gibi yaşamalı ve insanca olmalı davranışlarımız. Güler yüzü zengine çatık kaşı fakire göstermemeliyiz.
İnsansak eğer, kalp taşıyoruz içimizde sevmek ve sevilmek için. Kin ve nefret tohumları ekmek için değil
İnsansak eğer, kan kokmamalı güllerimiz. Açan her gonca muhabbetle selamlamalı güneşi ve insanı.
İnsansak eğer, gülerken kan damlamamalı dişlerimizin ucundan. Vahşette hayvanlarla yarışmamalıyız.
İnsansak eğer, aydınlık yarınlara sevdalanmalı yürekler. Gelecek nesillere güzel bir şeyler bırakmanın telaşı olmalı yüzümüzde.
İnsansak eğer, sızlamalı vicdanlar hataların akabinde. Kararlar ne olursa olsun beraat etmemeli kendi vicdanımızda. Hata yapmada ısrar etmek, şeytanı beslemek demektir unutmayalım.
İnsansak eğer, akan gözyaşlarına duyarsız kalmamalı insan. Elinden bir şey gelmiyorsa ağlayabilmeli onun acısını anlayarak. Bir yanda vahşeti izlerken öbür yanda mideyi doldurmamalı hayvanlar gibi
İnsansak eğer, her canlının değerli olduğunu, bu değerin bizatihi varlığının kendinden kaynaklandığını bilmeliyiz.

RECM

1. Efendimizin hayatında uygulanan recm cezası Yahudi çifti saymazsak bir yada ikidir. Maiz el-Eslemi ve Ğamidli kadın (el-Ğamidiyye). Bu iki olayın aynı zinanın iki tarafı olma ihtimali ciddi olarak araştırılmalıdır. Bu kuvvetle mümkündür. Fakat Efendimiz'in ilk recm hükmü bir yahudi çift içindir. Bunun kaynakları iin bkz: Buhari, Tevhid, 51; Müslim, Hudud, 28; Tirmizi, Hudud 10; İbn Mace, Hudud, 10; İbn Hişam, 2/193-194 (Daru't-turas baskısı). En ayrıntılısı bu sonuncusu. Bu örnek olayda Rasulullah'ın hükmüne neyi, niçin mesnet kıldığını ifade eden şu cümle anahtardır: "Ben Allah'ın emrini, kitabını ve onunla amel etmeyi uygulayan kimselerin ilki olacağım" (fe-ene evvelu men ahya...) Müslum ve İbn Hişam, bu çiftin mescidin kapısında taşlandığını ifade ediyorlar. Hatta Müslim'in rivayetinde Maide 44,46,47. ayetlerin bu olay üzerine indiği kayıtlıdır. Tevrat'ta bu ceza Tesniye 22/22-24 ve Levililer 19/2, 20/10-14, 21/9da yer almakta.

GENÇLİĞE HİTABE

Necip Fazıl Kısakürek

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet.. Üçüncüsü bir asır... Allah’ın, Kur'ân'ında "belhüm adal hayvandan aşağı" dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü ?...
Son yarım asır!.. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...Bunları,yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...

Anlaşılamamak Anlaşılır Bir Durumdur

Kimseler anlamasın beni!
"Züleyha'nın zindanında "Yusuf" anlasın,
"Leyla'nın çöllerinde "Mecnun" anlasın,
"Şirin'in dağlarında "Ferhat" anlasın,
"Aslı'nın yüreğinde "Kerem" anlasın,
Sen anla…

Aşk ayrılığa düştüğünden beri kazanılmış sınavları görmeyen benliğimiz, kaybolmuş aşkların izinde sarsıntılı yürüyüşler yapıyor. Pencerelere perdeleri çekerek sokakları yalnızlaştıran insan, aşk adını verdiği kendi yalnızlığının derin kuyularında uzanacak elleri bekleyen çaresizliğe teslim olurken, içeride soluduğu hava, kendini esir ettiği dört duvar ve masasının üzerinde su vermeye bile gerek duymayacağı naylondan suni çiçeklerle günbegün solgunlaşıp, baharlarda kendine gülümseyen papatyalardan da mahrum kalıyor. Her yitirilen sevdanın ardında derinleşen boşluk girdabında acı çeken masum duygular, yeni bir günü aydınlatacak kızıl bir güneşin getireceği yeni müjdelerinde olmadığını düşünüyor. Arabesk fanteziler üzerine acılı hayatlar kurgulayan gençlik, çözüm bulmak yerine sorunlarını daha da kalabalıklaştırıyor. Hemde; mutsuzlaştıkça, mutlu olduğunu zannederek büyük bir yanılgı bataklığına saplanıyor.

Haddini Bilmek Güzel Şey

Haddini bilmeyene bildirirler. Ünlü bir ressam, eserlerinin sergilendiği galeride, kim olduğunu belli etmeden dolaşıyor, ziyaretçilerin yorumlarını ilk elden algılamaya çalışıyormuş. İzleyicilerin yüzlerindeki ifadeler oldukça iyiymiş. Arada bir, kendisini tanıyanların beğenilerini güzel sözlerle dile getirmelerinden ise oldukça keyif alıyormuş.

Her yaştan ve her sınıftan insanları sergisinde görmekten dolayı da, çok mutluymuş. Bir ara, en beğendiği tablolardan birinin önündeki yaşlı adama takılmış gözleri. Adamın, önünde durup dudak bükerek bir şeyler mırıldandığını görmüş. Söz konusu resim, bir süvariyi canlandırıyormuş. Merakla yaklaşmış ve sormuş;

-Beyim, sanırım resimde beğenmediniz bir durum var. Hatânın ne olduğunu öğrenebilir miyim? Bu resmi ben yaptım da.. adam bilgiç tavırlarla konuşmaya başlamış:

Zina ve Aids

Zina, meşru olmayan bir yolda, nikah bendi olmaksızın, cinsel münasebette bulunma demektir. Bu da insan onuruna, mantıkçı düşünceye ve ahlaki kurallara ters düşen en çirkin bir iş ve bir davranıştır. Çünkü zina eden haddini aşmış, başkalarının döşeğini basmış veyahut başkalarına yatak olmuştur. Zina eden, tohumunu zulmen başkalarının tarlasına serpmiş ve bir de tohumundan meydana gelen ürüne sahip çıkmamış; zina eden insan, mayası olan nutfeyi bulandırıp, tamamen kirletmiştir. Nesli bozmuş ve insanlığı lekelemiştir. Zinada bu tür çirkinlikler olduğundan, zina bütün dinlerde yasak kılınmıştır.

Yüce Allah (cc) mealen buyurur; “Zinaya yaklaşmayınız,şüphesiz o fahişedir (çirkin bir iştir, kara bir lekedir) ve pek kötü bir yoldur.” Peygamber Efendimiz (sav) buyurur;
“İçinde zina yayılıp, aşikar hale gelen ulusa, Yüce Allah öyle belaları ve hastalıkları musallat eder ki, daha önce geçmiş ümmetlerde ve uluslarda görülmemiştir.”

O belalardan ve hastalıklardan birisi, insanlığı tehdit eden, rüzgar hızıyla dünyaya yayılan, ölümden başka çaresi olmayan, en zengin ve güçlü devletleri bile sarsan AİDS hastalığıdır. AİDS hastalığına yakalanan kişinin bedeninde, mikroplara karşı direniş tamamen yokolur. En zayıf ve önemsiz mikroplar dahi, AİDS’li bedende büyük tahribat yapabilirler. AİDS hastalığının tedavisi tam bir açmaz olmakta ve hiçbir netice vermemekte, milyonlarca dolara malolmaktadır. AİDS’li hastanın tedavisine ne kadar dikkat edilirse edilsin (istisnalar hariç), üç yıldan ziyade yaşayamaz.

İmdat Ben Evliyim ...!

Bu sohbetimde sevişerek evlenen bir çiftin nasıl bir duvara tosladıklarını anlatmak istiyorum. Genelde bütün evli çiftlerin yaptığı şey, mutlu kalma çabasıdır. Ben bekarlığı, yelkenler fora giden bir gemiye benzetiyorum. Evlilikte ise, deniz kızına vurulup balıklama suya atlıyorsun, sonra da imdat kurtarın beni diye ölene kadar bağırıp duruyorsun. Şimdi her iki tarafın da isteği ile yapılmış bir evliliğin pembe panjurlu penceresinden içeriye kafamızı uzatıp bakalım.

HALBUKİ FLÖRT EDERKEN NE RAHATTIK

TACİZİN İNSAN PSİKOLOJİSİNE ETKİLERİ

Tacizin insan psikolojisine etkileri

Taciz, şiddetin en ağırı.

İnsanoğlunun istemediği söz, hal ve davranışa engel olamadan maruz kalması şiddetin en ağırıdır. Zira insan, istemediği, hoşlanmadığı bir durumla karşı karşıyadır ve fazlasıyla yara alabilir.

Yaşanan bir çok taciz vakalarında kişilerin benlik değerlerini çok düşük hissettikleri, kendilerine saygılarının azaldığı, tüm bu duygularla baş edemediklerinde kendilerini suçlar duruma geldikleri, bilinen klinik gerçeklerdendir.

Aynı zamanda tacizde bulunan insanların ruh sağlığı da normal boyutlarında değildir. Her ne kadar “Tahrik unsuru var” cümlesini sıkça duyuyor olsak da, bu, tacize haklı gerekçe sunmaz ve durumu normalleştirmez.

AŞK VE İKTİDAR

Aşk ve İktidar

İNSANIN BAŞKA BİR varlık ile olan muhatabiyeti eğer onda olumlu bir duygu oluşturmuşsa bu ilk önce arzu olarak ortaya çıkıyor. Arzu edilen şeyin onun için nispi önemi, onun ihtiyaca dönüşüp dönüşmeme durumunu ortaya çıkarıyor. Kişi muhatap olduğu şeyi vazgeçilmez bir şey olarak görmeye başladığı andan itibaren bu ihtiyaç duygusu acz duygusuna, acz duygusu da güçlendikçe fakr duygusuna dönüşüyor. İşte aşk tam da burada devreye giriyor.

Şüphesiz aşkın bir çok tanımı, bir çok çeşidi var. Gerçekte aşk aciz, güçsüz, muhtaç olan bir kişinin kendinden daha güçlü, kudretli olan bir kişiye karşı duyduğu şiddetli meyil ve muhabbettir. Bu şiddetli meyil nispeten zayıf birinin kendinden daha güçlü, kudretli sandığı birini acizane talep etmesi ile başlıyor. Nefis karşı cinsten birini acizliğinin bir göstergesi olarak talep ediyor. Kendinde olmayan bir şeyi onda bulduğunu veya bulacağını sanıyor.

Beni nasıl seviyorsun?

Hz.Aişe, peygamberimizle yeni evlenmişti. Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi.Ya da kendisini ne kadar ve nasil sevdigini..

Aişe bu düşüncesini peygamber efendimizle konusmadan edemedi.
“ey allah’in resulü,ben seviyor musun?”
“evet,ya aişe tabi seviyorum!”.
Aişe dahasini da merak ediyordu.acaba nasil seviyordu? Hemen sordu.
“beni nasil seviyorsun?”
peygamberimiz sevgi şeklini tanimladi eşine;
“kördüğüm gibi.”
bu cevap hz. Aişe’yi cok sevindirdi.çünkü kördügüm acilamazdi.açilmayan, bitmeyen sirli bir sevgi demekti.

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

İçeriği paylaş