///Güncel Fetvalar////
Soru 1 : MUHAMMED’UN RASULULLAH’ Demeyen Müslüman olur mu ?
Cevap 1 :
İslamiyet, tevhid dinidir. Tevhid, iki ana temelden meydana gelir. Bunlar birbirini tamamlamaktadırlar. İkisi de ayrı ayrı, yalnız başına düşünülemez. “Lâilâhe İllallah” kelime-i tevhidini, “Muhammed un Rasulullah” yani “Muhammed Allah'ın Resulüdür” cümlesi tamamlar. “Lâilâhe İllallah”ı kabul edip “Muhammed un Rasulullah”ı reddetmek, tevhidi ortadan kaldırır. Resulullah’a inanmayan Müslüman olamaz, cennete giremez.
Nitekim Kuran ı Kerim baştan sona kadar, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi veselleme iman edip uymayı emretmiştir.Bu konu da bazı ayeti kerime mealleri şöyledir:
“Kim, Allah'a ve Resulüne iman etmezse şüphesiz biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.” (Fetih; 13)
|
|
Son yorumlar
- Allahım sen bizi affet yarabbim
11 saat 20 dakika önce - Re: Hz.Musa (a.s.) İffeti ve İffetin 19 İnceliği
13 saat 6 dakika önce - Re: Biçereyim ne yapmalıyım :(
18 saat 41 dakika önce - Re: GÖZLER NASIL KORUNUR
1 gün 3 saat önce - Re: Feribottaki Açık Ahlaksızlık
1 gün 14 saat önce - Tövbe Etmek İstiyorum..Allah Rızası İçin Yardım EDin Bana
1 gün 16 saat önce - Re: Masturbasyon (El ile Boşalma), Sebebleri ve Zararları
1 gün 17 saat önce - Çok kritik bir karar bu
1 gün 18 saat önce - Re: ALLAH RAZI OLSUN .COK GÜZEL
1 gün 21 saat önce - acılen yardım edın!!!!!
1 gün 22 saat önce
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS
. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık
Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı



Soru: Mehir üzerinden zekât vermek gerekli midir?
Soru: Mehir üzerinden zekât vermek gerekli midir?
Cevap:Bir kadın kocasından talep ettiği mehri tamamen almadıkça ona zekât düşmez. Zira bu durumda zekât için şart olan tam mülkiyet (el-milkü’t-tâmm) henüz gerçekleşmemiştir.
Mehir tamamen kadının eline geçince bakılır: Eğer bu, borçların ve asli ihtiyaçların dışında kalıyor ve nisap miktarını (85 gram altın veya bunun mukabili para veya mal) aşıyorsa bunun zekâtını verir.
Kaza Namazı Borcu Olanın Nafile Namaz Kılması Caiz midir...?
Soru: Kaza Namazı Borcu Olanın Nafile Namaz Kılması Caiz midir...?
Cevap : Hiç şüphesiz kişinin kaza namazlarıyla meşgul olması, nafile namazlarla meşgul olmasından evladır. Ancak farz namazların evvelinde ve sonunda kılınan revatip sünnetler velev ki sünnet-i ğayri müekket olsun bundan istisna edilmiştir. Yani kişinin bu sünnetleri terk edip yerine kaza namazı kılması evla değildir.Hatta kuşluk ve tespih namazları gibi hakkında eser varit olan nafile namazlarda bu kabildendir.[1]
Zira bu emsal namazlar farz namazları ikmal eder. Ve bunlar, belli bir vakitle mukayyet olduklarından dolayı vaktinin kaçırılması durumunda telafisi mümkün değildir. Kaza namazlarının ise muayyen vakitleri olmadığından telafisi mümkündür.
Her iki namazın bir niyetle kılınması da caiz değildir. Kaza namazını kazaya niyetle, nafile namazı da nafileye niyetle kılınmalıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen Büyük İslam İlmihali adlı eserinde, namaz kazası borcu olan kişilerin nafileleri feda etmelerinin münasip olmadığını güzel bir lisan ile ifade etmiştir. Hem teberrüken hem de faydalı olacağına inandığımızdan cevabımızın bu bölümünde aynı ifadeleri nakletmeyi uygun gördük.
“Maahaza namazları kazaya bırakmak bir günahtır. Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek münasip olamaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak affı ilâhîye iltica etmesi icap ederken, hakkında şefaati nebeviyyenin tecellisine vesile olacak bir kısım mübarek sünnetleri, nafileleri terk etmesi nasıl muvafık olabilir? Hem bir kısım vaktiyeleri kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vaktiyeleri kendilerini mükemmil olan sünnetlerden tecrit etmek, iki kat kusur olmaz mı?
Bunun hilafına olan bazı nakiller muteber değildir, muftabih olan kavle muhaliftir. Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa, bunlar münsifâne bir iddiada bulunmuş sayılamazlar. Beyhude yere en kıymetli vakitlerini zayi’ eden insanlar, bilmem böyle bir iddiaya ne yüzle cür’et edebilirler?..”[2]
1] El-Fetâvâ’l-Hindiyye, Şeyh Nizamuddin önderliğinde ilmî bir heyet c:1 s:135
[2]Ömer Nasuhi bilmen, Büyük İslam İlmihali s:183
Nikâhtan sonra başı açık dolaşmanın nikâha bir zararı olur mu?
Soru: Nikâhtan sonra başı açık dolaşmanın nikâha bir zararı olur mu?
Cevap: Bir kadının başı açık dolaşması nikâhına zarar vermez. Çünkü nikâh bir akittir. Kurulması da sona ermesi de belirli şartlara bağlıdır. Başı örtmek her Müslüman kadına Allah’ın emridir. O emri kabul etmeyen kâfir olur. Kabul ettiği halde yerine getirmeyen de günahkârdır.
Nişan Hakkında bir Kaç Sual ve Cevabı
- Soru: Bazı yerlerde nişan merasiminde kız ile oğlan birbirini görüp konuşurlar. "Dinimizde nikahlanmamış bir kadın veya kız, başka bir erkekle konuşamaz" diye dini nikah yapıyorlar. Bir zaman sonra, kız ile oğlanın arasında geçimsizlik doğuyor ve nişan bozuluyor, fakat oğlan yapılan dini nikahı koruyup kızı boşamıyor. Bu durumda kız başkasına nikah yapılabilir mi?
Cevap: Ekseriyetle nişan merasimlerinden sonra oğlanın kız evine girip çıkmasını kolaylaştırmak için dini bir nikah yapıldığını işitmekteyiz. Bu akit, dinen muteber sayılacağından, eve girip çıkmasını kolaylaştırır, ama sonunda telafisine imkan bulunmayan durumlar da doğabilir. Nişanın bozulması halinde erkeğin dini nikahı da iptal etmesi ve kızı boşaması lazımdır. Aksi halde başkasıyla nikahlanması, dini esaslar dikkate alındığı zaman mümkün değildir..
2 - Soru: Nişanlı bir kız, Hollanda'da bulunan amcasının yanına gitmiş ve oradaki gayrimüslimlerin çocuklarına bakacak. Bu kızın orada kalması ve nişanlısının da onu beklemesi doğru mudur?
Cevap: Her ne kadar amcasının yanında kalsa bile, genç bir kızın gayri-müslimlerin arasında kalması ve onların çocuklarına bakması nasıl caiz görülebilir? Bu kızın amcası, yeğeninin çalıştığı yerde ve başını bekleyecek durumda değil ki. Bir de onunla evlenmek üzere sözleri kesilmiş bir kimse var ise, bu hüküm daha fazla daralır. Nişanlısı olan erkek için yapacak şey, "Ya çalışmaktan vazgeç, ya da benden" teklifinde bulunmaktır. Tercihi kız yapsın.
3 - Soru: Nişanlılar bir odada başbaşa kalabilirler mi?
Cevap: Yanlarında kimse bulunmaksızın nişanlıların bir odada başbaşa kalması asla caiz değildir. Bir kadın nişanlı bulunduğu erkeğe evlenme vaadinde bulunmakla nikahlı sayılamaz. Nişanlılar veya bunlardan biri, evlenmekten vazgeçse, mihre mahsuben verilen şeyler tamamen geri verilir. Elde mevcut hediyeleri de karşılıklı olarak iade gerekir.
Mehmed Emre / Çağımız ve Günümüz Meselelerine Fetvalar
Soru ve Cevabı
Soru: Ramazan orucunu, hastalık sebebiyle tutamayan kimsenin ne yapması lazımdır? Orucu kaza ederken nasıl ve ne zaman niyet eder?
Cevap: Hastalık sebebiyle Ramazan orucunu tutamayan bir mü'min, iyileştikten sonra gününe gün kaza eder. Niyetini geceden (gün battıktan sonra imsak vaktine kadar olan zaman içinde) yapar. Niyetini, "En son kazaya kalan Ramazan-ı şerif orucunu tutmaya niyet ettim" şeklinde yapar.
Soru: Tuvalette abdest almakta bir mahzur var mıdır?
Soru: Tuvalette abdest almakta bir mahzur var mıdır?
Cevap: Başka bir yerde abdest almak imkanı bulunmadığı zaman helada da abdest alınabilir. Ancak, buralar temiz olmadığı için dualar okunamaz.
cok uzgunum
benim gunahlarimi af edilip edilmeyecegi korkusunu yasarken... bide cok deger verdigim yumusak huylu kotu gunlerimde bana destek olan birinin benle diyologu kesme sekli cok uzdu... ebdeiyen hakkimi helal etmem demesi mesala ... tasavufla ugrasan nefisini yendigini sandigim bu kisinin boyle yapmasina anlam veremiyorum...cok uzgunum agir bunalim icersindeyim deger verdigim o kisinin davranisi yuzunden :(((((
Kardeşim...!
..........!
Namazda "Semiallahü limen hamideh" demek....!
Soru: Rükudan kalkarken okunan "Semiallahü limen hamideh"deki semia fiili işitme manasına mı gelmektedir?
Cevap: Hayır, o manada kullanılmış değildir. Bu fiilin manası "kabul ederdir". "Allah hamd edenin hamdini kabul eder" demektir. Peygamber Efendimiz'in bir Hadis-i Şerifinde de bu kelime kabul manasında kullanılmış bulunmaktadır. Hadis-i Şerifin metni şudur: "Allahümme inni euzü bike min ilmin la yenfeu ve min kalbin la yahşeu ve min nefsin la teşbeu ve min duain la yüsmeu" Buradaki la yüsmeu, "kabul olunmayacak (duadan Sana sığınırım)" demektir.
Cenaze varken, farz namazların peşinde tesbih Neden çekilmiyor
Soru: Cenaze varken, farz namazların peşinde tesbih çekilmiyor. Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Cenazeyi defin hususunda acele etmek gerektiğinden dolayı böyle yapılmaktadır. Tesbih çekilmesi sünnet, cenaze namazı ise farzdır. Onu öne almak gerekir. Tesbihi daha sonra kendi kendine çekmek de mümkündür, çekmelidir.
Bir soru ve Cevabı:
Soru: Öğle namazı ile yatsı namazlarının son sünnetlerini dört rekat olarak kıldığımız zaman, bazısı bid'at, bazıları da sünnet diye konuşuyorlar. Bu hususu açıklar mısınız?
Cevap: Öğle ve yatsı namazlarının son sünnetleri, müekked (en kuvvetli) sünnetlerdendir. Bunları dörde çıkarmak ise müstehabdır. Hiçbir mahzur yoktur.
(Büyük İslam İlmihali, Namaz bahsi, madde 188/2)
Soru: Bir gencin Nefsani olmdan nişanlısı ile Konuşması Caiz mi
Soru: Bir gencin, şehvanî arzularını terk ederek, nişanlısı ile konuşmasında bir mesuliyet var mıdır?
Cevap: O kimsenin nişanlısı ile konuşması, şehvani hislerinin tahriki ile olmaktadır. Bu gibi hislerin olmadığını sanmak veya iddiada bulunmak, kendini aldatmak olur.
Mahzuruna gelince, arada nikah bulunmadığı için, onun yabancı bir kadından farkı yoktur. Nişan; namzetlik devresi olup, nikah gibi, mahzurları ortadan silip kaldıran bir akit değildir. ..
Soru: Nişanlılar bir odada başbaşa kalabilirler mi?
Soru: Nişanlılar bir odada başbaşa kalabilirler mi?
Cevap : Yanlarında kimse bulunmaksızın nişanlıların bir odada başbaşa kalması asla caiz değildir.
Bir kadın nişanlı bulunduğu erkeğe evlenme vaadinde bulunmakla nikahlı sayılamaz. Nişanlılar veya bunlardan biri, evlenmekten vazgeçse, mihre mahsuben verilen şeyler tamamen geri verilir. Elde mevcut hediyeleri de karşılıklı olarak iade gerekir.
Soru : Bayanlar için kuaförlük mesleği günah mıdır?
Soru : Bayanlar için kuaförlük mesleği günah mıdır?
Cevap :Kuaförlük yapmak haram değildir. Ancak kuaförlük yaparken haram durumlardan sakınmak gerekir. Süslenme konusunda dinimizin ölçülerine göre hareket etmek gerekir.
Her hangi bir mesleği icra etmenin caiz olup olmaması, yapılan işlerin dine uygun olup olmamasına bağlıdır. Dinen meşru olan işlerin yapılmasına vesile olan meslekleri icra etmek caiz; dinen meşru olmayan işlerin yapılmasına vesile olan meslekleri icra etmek ise caiz değildir.
Kadın olsun erkek olsun her Müslümanın, vücudundan örtülmesi gereken yerlerini örtmesi dini bir yükümlülüktür. Mecbur kalınmadıkça bu bölgelerin (avret mahallinin) açılması caiz değildir.
Kadının erkeğe karşı avret mahalli eller, ayaklar ve yüzü hariç tüm bedenidir. Kadının kadına karşı avret mahalli, diz kapağı ile göbek arasıdır. Zaruret ve ihtiyaç olmadan bu yerlerin dışındaki uzuvların başka kadınlara veya erkeklere gösterilmesi caiz değildir.
Ayrıca kaş alma ve kadınların saçlarını kesmeleri ile ilgili bazı sahih hadisler vardır. Dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla, yaratılıştan verilmiş olan özellik ve şekillerin değiştirilmesi İslâm dininde, fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde,
“Allah yüz tüylerini yolan ve yolduran kadına lânet etsin...” (Buhârî,Müslim)
buyurmuş olup, bu yasağın hangi nevi fiilleri kapsadığı İslâm hukukçuları arasında tartışma konusu olmuştur. Kadının saçını kısaltması câiz, traş etmesi ise mazeret yoksa haram görülmüştür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hacda ihramdan çıkılırken erkeklerin saçlarını traş etmelerini, ama kadınların saçlarının dörtte birini keserek kısaltmalarını istemiş, "Erkeklere traş, kadınlara kısaltma vardır."(Ebû Dâvûd,Nesâî,Tirmizî) buyurmuştur.
Bir başka hadis de şöyledir:
"Rasulullah (s.a.v.), kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lanet etti."(Buhari,)
Yukarıda belirtilen ölçülere uymak şartıyla, bayanların bayanlara kuaförlük yapmalarında bir engel bulunmamaktadır.
SORU : Başkasının spermiyle hamile kalmak caiz mi?
SORU : Başkasının spermiyle hamile kalmak caiz mi?
Cevap :Kadın ancak kendi kocasının spermini alabilir. Kendi kocası dışında birisinin spermiyle hamile kalması caiz değildir.
Sperm bankasına konan sperm, erkeğin ileride kendi nikahlı eşinin rahmine, tüp bebek yöntemiyle yerleştirilip gebe kalmasını sağlamak amacıyla verilecekse, bu uygulama zaruret durumlarında caizdir. Ancak böyle yapılmayıp, bankada toplanan spermler, daha sonra talepte bulunacak olan diğer kadınlara verilecekse caiz değildir. Çünkü bu işlem, zinanın yasaklanış gerekçelerinden birisi olan çocuğun nesebinin sahih olmaması, nesep karışıklığı sonucunu doğuracaktır. Onun için sperm verenin de talip olup alanın da ortak sorumluluğu vardır. Aralarında nikah bağı olmadığı için yaptıkları iş günahtır.
Kısaca sperm bankasına sperm vermek, sperm almak -nikahlı eşler arasındaki alışveriş hariç- haram olmanın yanısıra, sosyal bir felakettir. Çünkü bütün ilahi dinlerin ortak beş hedefinden birisi neslin korunmasıdır. Zinanın haram kılınmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Bu uygulama nesillerin dejenere olmasına, nesebi belli olmayan çocukların dünyaya gelmesine, sperm yoluyla stratejik amaçlı olarak bir çok hastalıkların aktarılabilme olasılığına vb. bir çok sosyal problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vereceği için caiz değildir.
Ancak çeşitli tıbbî nedenlerden dolayı kişinin kendi spermi alınıp dondurularak daha sonra kendi nikahlı eşine verilirse bu uygulama caiz olur.
SORU : Kalıcı dövme yaptırmak caiz mi?
SORU : Kalıcı dövme yaptırmak caiz midir..?
CEVAP :Hz. Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: "Resûlullah (asm) şöyle buyurdular:
"İğreti saç takana da, taktırana da, bedene dövme yapana da, yaptırana da Allah lânet etsin!" (Buhârî, Müslim)
Hadis-i Şerif’ten açıkça anlaşıldığı üzere dövme yaptırmak kesinlikle haramdır.Çünkü dövme vücuttaki tabîiliği bozar Dövme,vücudun belli yerlerine mesela elin sırtına, bileğe, pazuya, yüz veya dudağa kalıcı şekilde işlenen nakışlara denir. Deriye iğne veya çuvaldız gibi sivri bir şey kan akıtacak kadar batırılır. Deri altındaki boşluğa mürekkep kına vs. basılır. Deri altında bunlar kuruyunca bir daha çıkmayacak renkli lekeler bırakır.
Âlimler, dövme yapılan yerin necis olduğuna hükmederler.Bu sebeple dövme gusle manidir. Çünkü orada akan kan hapsolmuş ve kurumuştur. Yaralama pahasına da olsa temizlenmesi vâcibtir. Fakat temizlenmesi uzva zarar verecekse olduğu şekilde kalması caizdir. Günahından kurtulmak için tevbe edilir.
(Kaynak: Kütüb-i Sitte)
Soru : Müminler Neden Pek çok Sıkıntıya Maruz Kalmaktadır..?
Soru : Müminler Neden Pek çok Sıkıntıya Maruz Kalmaktadır..?
Cevap :Dünyada, dertsiz, sıkıntısız insan yoktur. Dünya, mümin için huzur yeri değildir. Azap yeri de değildir. Esas huzur ve azap yeri, ahirettir. Dünya, ahiretin tarlasıdır. Yani dünya kazanç yeridir. Dünyada ne ekilirse, ahirette o biçilecektir. Her nimet, bir külfet karşılığıdır. Külfet de sıkıntısız olmaz.
Mümin, diğer insanlara göre daha çok sıkıntı çeker. Çünkü müslüman, komşularının ve diğer insanların eziyetlerine katlanır. Bunlar da birer sıkıntıdır. Helal kazanmak ve ebedi yurduna azık hazırlamak için yorulur. Bunlar da birer sıkıntıdır. Müslüman için asıl huzur Cennettedir. Çünkü dünya, mümin için sıkıntı yeridir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dünya müminin zindanı ve kıtlık yıllarıdır.Dünyadan ayrılınca zindandan ve kıtlıktan kurtulmuş olur.) [Hakim]
Dünyada, müminden bela, sıkıntı eksik olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin, kertenkele deliğine girse de, ona eza edecek biri musallat olur.)[Beyheki]
Sıkıntılar, musibetler, günahlara kefaret olur.Sıkıntı istememeli; fakat sıkıntılardan da şikayet etmemelidir!Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Belayı nimet, rahatı musibet saymayan, kâmil mümin değildir.) [Taberani]
Soru : Namazda Neden İki Kere Secde Ederiz...?
Soru : Namazda Neden İki Kere Secde Ederiz...?
Cevap :Allah Rasulu (s.a.v.):"Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız siz de o şekilde kılın" buyurmuştur.(Buharî, Ahmed b.Hanbel,Musned) Bu Hadisi Şerif dahi bizler için kafidir.
“Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni âlemlerdeki kadınlara üstün eyledi.Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, huzurunda eğilenlerle beraber sen de eğil."(Al-i İmran,42-43)
Namazdaki ruku ve secdenin anlamları hakkında çeşitli yorumlar yapılabilmektedir. Bu yorumlardan bir kaçı...!
Rukuda deve, keçi, koyun gibi hayvanların ve sürekli rukuda duran meleklerin ibadetlerini temsil ediyoruz.
Secde de sürüngenlerin, otların ve sürekli secde de duran meleklerin ibadetlerini temsil ediyoruz.
Secdeyi iki kere yapmanın hikmetini hususunda bazı alimler de şöyle açıklamışlardır:
"Şeytan bir kere dahi secde etmekten içtinab etmiştir. Biz ise iki kere secde ediyoruz ki hem Allaha şükrümüzü eda edelim hem de secdenın yüzünü yere sürtelim."
SORU : Masturbasyon,Kendi Kendini Elle Tatmin etmek Caiz Midir.?
SORU : Masturbasyon,Kendi Kendini Elle Tatmin etmek Caiz Midir.?
CEVAP : Müstehcen neşriyatın çevremizi sardığı, açık saçıklığın salgın hastalık gibi cemiyete musallat olduğu bir devirde yaşıyoruz. Bu hastalık az çok herkesi tesiri altına almaktadır. Bilhassa gençliği kemirmekte, içten içe cevherini ve manevî duygularını yaralamaktadır.
His ve heveslerine mağlûp düşen bazı kimselerde harama nazarın tahrikiyle vücuttan yapılan israf, umumiyetle ihtilâmla olur. «İstimna, mastürbasyon" bu hususta en sık başvurulan tatmin yoludur: Her şeyden önce, anormal bir hareket olan bu iş, iradesi zayıf kimselerde görülen bir alışkanlıktır.
Evlenme çağına gelip de imkân bulamayan böyle kimselere Rabbimiz iffetli olmalarını tavsiye etmektedir:
"Evlenmeye imkân bulamayanlar, Allah kendilerini fazl u kereminden zengin kılıncaya kadar zinaya karşı iffetlerini korumaya çalışsınlar." (Nur Süresi,33)
Nefis ve heveslerinin tazyiki altında bulunan gençlere Peygamberimizin (asm) gösterdiği yol en güzelidir. Bu yolla genç, hem ibadet yapmış olur, hem de kendisine hâkim olma çaresini bulur.
İbni Mesud'un rivayet ettiği hadisi şerifte Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmaktadır:
"Ey gençler topluluğu, sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik gözü harama bakmaktan son derece önleyici, iffeti de en iyi koruyucudur. Evlenme masrafına gücü yetmeyen kimse de oruç tutsun. Çünkü oruç kuvvetli bir şehvet kırıcıdır." (İbni Mâce)
Başta oruç olmak üzere, İslâmî ve imanı meselelerle meşguliyet ve insanı günahtan koruyan bir çevrede bulunmak, kişinin iffetini muhafaza eden, onun harama gitmesine engel olan en güzel çarelerdir.
Elle tatmin, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir; haram sayılmaktadır. Şafiî, Mâliki âlimleri ve İmam-ı Nesefî, istimnanın haram olduğuna hükmetmişlerdir.Eğer caiz olsaydı, Hz. Peygamber (asm) tarafından bir yol gösterilirdi, demektedirler.
İmam Ahmed bin Hanbel ve îbni Hazm'a göre ise
"Meni, vücudun, dışarı atmaya muhtaç olduğu bir şeydir, onu eliyle atan kan aldıran gibidir ve caizdir."
Hanbelî âlimleri bu caiz oluş şeklini iki şarta bağlamışlardır: Kişinin zinaya düşme tehlikesi, evlenmeye gücünün ve imkânının bulunmayışı.
Hanefî mezhebinin görüşlerini nakleden İbni Âbidin, bu hususta bazı âlimlerin görüşlerine yer vermektedir. Kişinin şehveti baskın gelir, kalbini meşgul edecek derecede fazla olur, bekâr bulunur veya evli olup da bir özürden dolayı hanımına yaklaşamazsa, şehvetini teskin etmek isteyen kimse için Fakih Ebulleys, «Böylesine bir vebal olmayacağını umarım.» demektedir. Ama sırf şehvetini celbetmek, kendisini zorla tahrik etmek için yaparsa günahkâr olur.(İbni Âbidin)
Yine Hanefî âlimlerinden Şürünbilâli,"Bekâr kimse harama gireceğinden korktuğu zaman şehvetini teskin için istimna caizdir. Bu işinden dolayı ne sevap, ne de günah kazanır. Fakat sırf lezzet almak için yaparsa günahkâr olur" görüşündedir.
(Meraku'l-Felâh)
İstimnayı alışkanlık haline getirmek makul bir insana yakışmayan çirkin bir iş olur. Zaten fazla (sû-i istimalat) kişide zekâ ve hafıza kaybına sebep olmaktadır.
Böyle anormal durumlara düşmemek için sık sık imanî eserleri mütalâa etmek, aklı ve kalbi devamlı İslâmî hizmetlerde çalıştırmak, ulvî şeyleri düşünmek, lezzetleri kıran ve acılaştıran ölümü çok sık hatırlamak, harama nazardan sakınmak ve müstehcen yayınlara iltifat etmemek lâzımdır.
Soru : Barda çalışmak caiz mi?
Soru : Barda çalışmak caiz mi?
Cevap :İslam dini faiz, kumar ve fuhuş müesseselerinde çalışmayı yasakladığı gibi şarap, içki işiyle meşgul yerlerde çalışmayı da yasaklamıştır. Bu itibarla günaha girmek istemeyen kimse mutlaka böyle bir müessesede çalışmaktan sakınmalıdır. İçki içmek haram olduğu gibi, onu satıp ticaretini yapmak da haramdır.
Bu hususta ihtilaf yoktur.
Hz. Enes’ten şöyle rivayet edilmiştir:
“Allah’ın Rasulü, içki sebebiyle on kişiyi lanetlemiştir:Onu yapan, yaptıran, içen, taşıyan, kendisi için taşıtan, sakilik yapan, satan, parasını yiyen, satan ve kendisi için satın alınan kimseler.” (Tirmizi)
Soru : Öğle namazının sünneti terk edilebilir mi?
Soru : Öğle namazının sünneti terk edilebilir mi?
Cevap : Öğle namazının sünnetleri sünnet-i müekkededir
Sünnet-i müekkede:Hz.Peygamber'in (asm) devamlı olarak işleyip nadiren terkettiği;farz ve vacib olmayan amellerine denir.Fukahâ'dan bazıları ise sünnet-i müekkede'yi Hz. Peygamber'in(asm) terketmeksizin yaptığı ameller olarak anlamışlardır.(İbn Nüceym, el-Bahru'r-Raik)
Sünnet-i müekkedeleri yerine getirme dini hayatı kemale erdirmeyi ifade eder.
(Seyyid Şerif el-Cürcânî)
Bu sebeple sünneti müekkedeleri terketmek dinle alay kabul edilmiştir.
Hz. Peygamber (asm) "sünnetimi terkeden şefaatime nail olamaz" buyurmuştur. Buna göre sünnet-i müekkedeleri terketmek harama yakındır ve Hz. Peygamberin şefaatinden mahrum kalma neticesini doğurur.
Ancak buradaki terkten maksat özürsüz olarak sünnet olan fiili işlememekte ısrar etmektir. Sünnet-i müekkedeleri yerine getiren kişi ise sevap kazanır.(Cürcânî)
Meselâ sabah namazının farzından önce iki rekat, öğle namazının farzından önce dört rekat, sonra iki rekat, akşam namazının farzından sonraki iki rekat ile yatsı namazının farzından sonra kılınan iki rekatlık namazlar sünnet-i müekkede'ye örnektir
(el-Mevsılî,el-İhtiyâr,Alaüddin el-Haskefî,ed-Dürrül-Müntekâ)
Anlaşılacağı üzere öğle namazının sünnetlerini terketmemek gerekir.
Soru : Alevilerin yemeği yenir mi?
Soru : Alevilerin yemeği yenir mi?
Cevap: Müslüman, başta emir ve nehiyleri olmak üzere İslâm'ın tümünü kabul edip inanan kimsedir. Yani namaz, oruç, zekât, hac, abdest, gusül ve benzeri emirlerle kati, zina, içki, ribâ ve benzeri nehiyleri kabullenip tasdik edendir. Bunlara inanmayan da Müslüman değildir. Bunlara inandığı hâlde görevini yerine getirmeyen kimse günahkâr olmakla beraber yine Müslümandır. Müslüman olmayan kimse kitabî -Yahudi veya Hristiyan- olduğu takdirde istisnasız bütün yemeklerini yememizde sakınca yoktur.
Yalnız Şafiî mezhebine göre bazı şartları vardır.
Hristiyan ve Yahudi olsa o şartları tahakkuk etmedikçe kitabî tarafından kesilen hayvanın eti yenilmez. Ama yağ, peynir, çökelek ve ekmek gibi yemekleri mubahtır.
Asrı saadette Şam'dan, Medine-i Münevvere'ye peynir götürülürdü. Peynir mayasını küçük olarak kesilen kuzunun midesinden edindikleri gibi, domuzun midesinden de edindikleri hâlde Peygamber (asm) onun durumunu sormadan yedi. Yalnız gayri müslimlerin yemeğini yememek daha iyidir.
(Tuhfetü'l-Muhtaç ; Halil Günenç,Günümüz Meselelerine Fetvalar)
Yahudi ve Hristiyanların kestiklerini ve pişirdiklerini yememiz caiz ve helal olduğuna göre, bir Alevinin kestiğini yemek elbette daha önce caiz ve helal olur. Fakat kendine Alevi dediği halde inanmayan (ateist-dinsiz) bir kimsenin kestiği yenilmez.
Soru : Bayanların bayan pantolonu giymesi haram mıdır?
Soru : Bayanların bayan pantolonu giymesi haram mıdır?
Cevap:
Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!)"Hakim"
(Erkeğe benzemeye çalışan kadın, kadına benzemeye çalışan erkek bizden değildir.)"İ.Ahmed"
(Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!)"Buhari"
(Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin!)"Taberani"
Benzemek niyeti olmasa da, erkeğin boynuna kolye, koluna bilezik ve kulağına küpe takması kadınlara benzemek olur ve caiz değildir. Kadının da, benzemek niyeti olmadan da, pantolon giymesi caiz olmaz. Pantolon erkek kıyafetidir.
Tergib-üs-salât’daki hadis-i şerifte,"Örtülü olan çıplaklara ve erkek gibi giyinen kadınlara ve kadın gibi giyinen, süslenen erkeklere lanet olsun" buyuruluyor.
Hele dar pantolon, erkeklere de caiz değildir. Çünkü, kaba yerleri dışardan belli olmaktadır.
Bundan başka, kadınların pantolon giymeleri eskiden de, şimdi de İslam âdeti değildir. Dinsizlerden, İslam tesettürünü bilmeyenlerden gelmektedir. Haramlar yayılsa, yerleşseler de, İslam âdeti olamazlar. Kâfirlere benzeyenin, onlardan olacağı, hadis-i şerifte bildirilmiştir.
*****************************************
Velilerin sözleri, ab-ı hayatla dolu, saf, dupduru bir ırmak gibidir. Fırsat elde iken ondan kana kana iç de gönlünde manevi çiçekler,güller açsın...!
Soru: Kadına Arkadan Yanaşmanın Hükmü Nedir...?
Bu Konu Hakkında Açıklayıcı bilgiler olmasına rağmen hala pek çok Kardeşimiz tarafından sorulmaktadır.
Soru:Kadına Arkadan Yanaşmanın Hükmü Nedir..?
Cevap: Rabbimiz Kuranı Keriminde Buyurmaktadır ki: "Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz ki Allah hem tevbe edenleri hem de temizlenenleri çok sever. Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın"(Bakara s.)
Kadınlarınız sizin için bir tarladır." ifadesi, daha önce gelen:"Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın."ayetini açıklamaktadır.Lütfen Dikkat ediniz bu noktaya:Bu ifade,ayette yer alan:Tarlanızdır ifadesi ekilecek yer anlamında kullanılan bir kinayedir."Dilediğiniz yerden" ifadesi, nasıl isterseniz demektir.Nereden isterseniz değil nasıl isterseniz anlamına gelir.Kadınlarınız sizin için bir tarladır." ifadesi,daha önce gelen:"Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın."ayetini açıklamaktadır.
Bu Konu Hakkında Bir Kaç Hadis Mealine Bakalım
Ensar'dan bir kadın Rasûlullah'a (s.a.v.), kadınlara dübüründen yaklaşmanın hükmünü sordu:
Rasûlullah (s.a.v.) de ona:"Kadınlarınız sizin tarlamzdır.O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın"ayetini okudu(Bakara,223)
Bu Ayette Şu noktaya iyi dikkat edelim:"Nasıl İsterseniz öyle varın buyurulmakta. "Nereden İsterseniz öyle varın değil"
Özetle Önden Yada Arka taraftan yaklaşabilirsiniz Ama Allah'ın Helal Kıldığı yerden hükmü açıkca ortaya çıkmaktadır.
Hz. Ömer (R.A.) Rasûlullah'a (s.a.v.):
- Ya Rasûlellah! Mahvoldum, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
"Seni helak eden nedir?" diye sordu. Hz. Ömer:
- Dün gece gidiş yolunu değiştirdim (arkadan yaklaştım) dedi.
Rasûlullah (s.a.v.) ona hiçbirşey demedi. Allah Te'alâ Rasûlü'ne şu ayeti vahyetti:
"Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın" ( Bakara,223)
Bu, Allah ve Rasûlü'nün mubah gördüğü, dübüre dokunmadan Önden ve arkadan cinsel ilişkide bulunmaktır.
Yine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Karısına dübüründen yaklaşan melundur"
Bir Diğer Hadislerinde Şöyle buyurmuştur:
"Hayızlı kadınla cinsi münasebet yapan, karısına dübüründen yaklaşan yahut kahine giden kimse Muhammed'e indirileni inkar etmiştir".
Şöyle bir hadisi de vardır:
"Allah hakikati açıklamaktan utanmaz. Kadınlara dübürlerinden yaklaşmayın".
Yine Bir başka Hadis Meali :
Şüphesiz ki Allah,karısına dübüründen temas kuran kimseye (kıyametgünü rahmet) nazarıyla bakmaz.
Konu Gayet açık ve Nettir. Hüküm Bellidir. Kadına Dübüründen yaklaşmanın Haram olduğu, Allah Tarafından yasak edildiği Peygamber Aleyhisselam Tarafından Bildirilmiştir...
Soru : Ölmüş kişilerin resimlerini duvara asmak caiz mi?
Cevap : Zaruret olmadan boydan fotoğraf çekmek ve odaya asmak doğru değildir. Ancak boydan olmayan resimleri çekmek ve asmak caizdir. Ölülerin de bu türden olan resimlerini asmak caizdir. Ayrıca resim asılan yerde namaz kılınacaksa, ters çevrilmeli veya üstü kapatılmalıdır.
Fotoğrafı ikiye ayırmak gerek; canlıya âit fotoğraflar, cansıza âit fotoğraflar. Canlıya âit fotoğraflar, ya yaşayacak şekilde boy resmi olur, yahut da yaşamayacak şekilde yarım resim olur. Yaşamayacak şekilde yarım, yahut da bakınca seçilemeyecek kadar küçük olursa mahzur yoktur denebilir. Ancak boy resim ve fotoğraflarına (bir ihtiyaç olmaksızın) cevaz verilmemiştir.
Cansıza âit resimlere, yâni manzaralara gelince, bunun câiz olduğu kesindir. Çiçek, göl ve orman manzaraları gibi görüntüler çekilebilir, evlerin belli yerlerine asılıp ilâhî kudret takdirle seyredilebilir.
Soru....!
Soru: Bir işletmede çalışan işçi, patronun haberi olmadan namazını kılacak olsa, kabul olur mu? Olursa sevabı patronun mu yoksa kılanın mı?
Cevap: Namaz Allah'ın emri olup, kılınması başkasının iznine bağlı değildir. Patron müsaade etmese bile namazı gene de kılmak gerekir. Namazın sevabı elbette kılanındır .İş sahibi namazı kılmaya müsaade ve teşvik ediyorsa hayra delalet ettiğinden dolayı ona da sevap olur
*************************************************
Velilerin sözleri, ab-ı hayatla dolu, saf, dupduru bir ırmak gibidir. Fırsat elde iken ondan kana kana iç de gönlünde manevi çiçekler,güller açsın...!
Soru: Bekarken İşlenen Zinayı Evliyken Söylemek Caiz Midir.?
Muhim bir Sual ve Cevabı...!
Soru: Günahlarına tövbe edip Evlenen bir bayanın Bekar iken işlemiş olduğu zina fiilini Eşine(vicdan azabı duyarak) söylemesi doğru mudur.?
Cevap: Bu tarz geçmişe yönelik işlenmiş hataların,suçların çözümüne dair verilecek cevaplar oldukça güçtür, sıkıntılıdır.
Biz yine de elimizden geldiğince anlayabildiğimizce izah etmeye çalışalım:
İslam devletinde yaşamadığımızdan bu tür haramları işleyenlere karşılığı olan hadleri tatbik edilememektedir.Bununla birlikte geçmişte bekar iken işlediğinden suçu ölüm değil 100 sopadır.
Zaten bayan evlenmeden önce de durumundan dolayı pişman olup samimice tevbe etmiştir. Şundan dolayı samimice diyorum ki, zira halan vicdani rahatsızlığı hissetmektedir.
Vicdani rahatsızlığı eşinin bundan (evlilik öncesi geçmişten) habersiz olmasından dolayıdır. Eşi bildiği zaman önceki yaptığının sonucu değişmeyecektir. Aynı zamanda haddi tatbik edecek İslami bir otorite de ortada yoktur ki cezasını dünyada çekmiş uhrevi cezadan kurtulmuş olsun.
Bundan dolayı Allah'a (c.c.) her zaman dua edip tevbede bulunmalıdır.
Çünkü :"Allah kendisine eş koşulmasını bağışlamaz, kendisine eş koşma dışındaki suçlan diledikleri hakkında bağışlar." (Nisa,116)
“Ey iman edenler, nasuh tövbe ile tövbe edin ki Allah da sizin kabahatlerinizi affetsin ve altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun.” (Tahrim,8)
"Beş vakit namazı Allah tealâ kullar üzerine farz kılmıştır. Bunları yerine getirip hiç birini kaçırmayan, bu namazların hakkını hafife almayan kimseyi Allah tealâ cennete koymaya söz vermiştir. Fakat bu namazları yerine getirmeyenler hakkında böyle bir sözü yoktur. Dilerse azab eder, dilerse bağışlar." ( Ahmed, Ebu Dâvud, Neseî ve İbn Mace rivayet etmişlerdir)
“Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce)
“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Muslim)
İslam fıtrat dinidir. İslam’da insanın günah işleyebileceği kabul edilmiş ve bundan korunma ve kurtulma yolları insana öğretilmiştir.
Yapılan kötülükten, işlenen günah ve kabahatten kurtulup manevi kirlerden temizlenme yolu tövbedir. Tevbe ile insan, yapmış olduğu günah ve kusurlar dan kurtulup o günah ve hataları hiç yapmamış gibi tertemiz olur.
Nitekim bu hususta Peygamber Efendimiz,“Günahtan tam dönen ve tövbe eden,o günahı hiç işlememiş gibidir.”(İbn Mace) buyurur.
Efendimiz (s.a.v.), nasûh tövbesini; “Kulun işlediği günahtan pişmanlık duyması, Allah’a tam rucu’ edip, tıpkı sütün memeye dönmediği gibi, kişinin tekrar günaha dönmemesidir.”(Ahmed b.Hanbel,Musned) şeklinde tanımlamıştır.
Yüce Allah kullarını tövbeye çağırmakta ve şöyle buyurmaktadır:
“Ey muminler! Hepiniz toptan Allah’a tövbe ediniz ki, felaha edesiniz.” (Nur,31)
Başka bir ayette ise Yüce Allah (c.c.), Peygamberine şöyle buyurur:
“De ki: “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır.” (Zümer, 39/53)
Eşine söylemesi halinde evliliği yıkılacak belki de hayati tehlikeye düşecektir. Oysa dinimiz evliliği kurtarmak için gerekirse yalan söylemeye bile ruhsat vermiştir. Üstelik eşi böyle bir soru sormamış, akabinde (yalan) cevab ta verilmemiştir.
Evlenmeden önce bu konu gündeme gelmiş olsaydı bile kişi bunları karşı tarafa anlatmak zorunda değildir. Bunların anlatılması aile içi problem doğurabilir. Hatta kişinin günahlarını saklaması efdaldir. Ancak evlenilecek olan kimse sorduğunda yalan söylememek gerekir. Bununla birlikte doğruları anlatmak zorunda da değildir. Yani sorulmamışsa susması haram olmaz. Fakat soruldu ise olduğu gibi anlatmak gerekirdi.
Kişi buna rağmen ben bunu kullanmayacağım , yalan söylemek istemiyorum, ya da evlenmeden başıma gelen ve benim bildiğim bu durumu eşime de söylemek istiyorum da diyebilir:
- Esma Bintu Yezid (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi ademoğluna haramdır.Bu üç yere gelince:
1) Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı,
2) Harbte söylenecek yalan. Çünkü harb bir hileden ibarettir.
3) İki Müslümanın arasında sulhu sağlamak kasdıyla söylenen yalan."(Tirmizî)
Hadisin İzahatı :
Yalan dinimizde her çeşit kötülük ve şerrin başı ve kaynağı kabul edilerek şiddetle reddedilmiş olmasına rağmen bazı hallerde meşru kabul edilmiştir.
Bizzat Rasulullah bu halleri tâdad eder.
Muhtelif tariklerden gelen rivayetler bu hususları belirtir.
Nevevî, Muslim Şerhi'nde şu nakilleri kaydeder:
"Bu üç halde yalanın cevazında ihtilaf yoktur. Ancak buralardaki mubah olan yalandan murad nedir? Bunda ihtilaf edilmiştir. Bir kısım ulema: "Bu hadisin ıtlakı üzeredir"diyerek,bu üç durumda, maslahat için olmayacak şeyin söylenmesini caiz görür ve "Mazmum olan yalan,zarar getiren yalandır" derler.
Bu görüşlerine Hz. İbrahim aleyhisselam'ın ayette gelen şu sözleriyle delil getirirler:
"Bunu yapsa yapsa şu büyükleri yapmıştır.."(Enbiya 63),"Ben hastayım (dedi)" (Saffat 89)"
Bunların dışında da bir maslahata binaen caiz olabilir. Mesela yanında saklanan birisini öldürmek isteyen bir zalime, sorduğunda bilmiyorum demesi ittifakla vacibtir. Mezmum yalan, zararlı olan yalandır. Hz. Ibrahim (as) putlar için "Onları büyükleri kırdı, ben hastayım" demişti (Enbiya 63). Karısını elinden almak isteyen zalimlere de onun kızkardeşi olduğunu söylemiş (içinden de dinde kardeşi olduğunu kastetmiş)'ti (Buhari, Enbiya 8; Musned, NI/244) derler.
-----------
Not :
Diğer bazı alimler de:Yalan hiç bir yerde caiz olmaz.Bu üç yerde ancak tevriyeli,yani Hz.Ibrahim(as)in sözünde olduğu gibi doğruya da ihtimalı olacak şekilde caiz olabilir.(EL-Mubarekfûrî,Tuhfetu1-Ahvezi)
yazdığm soru geldi mi
yazdığm soru geldi mi acaba ?:S
gam84ze
Hangi soru acep..?
Birine cevap yazdım ama Menzille alakalı olan mı onada cevap yazmıştım...
kaside-i bürde kardeşim,
kaside-i bürde kardeşim, yazdığın yazıları okudum ve birisi benim sıkıntımla doğrudan alakalı..
Bir açtığım konuda da yazmıştım: bana görücü usulüyle, evlilik niyetiyle gelen bir kişi daha önceki yıllarda yaşadığm flörtlerin(! bu kelime bile tiksindiriyor) ne boyutta olduğunu sormuştu.
Nihayetinde söyledim, cinsel münasebetim olmadı ama yakın temaslarım olmuştu.Bunu öğrenince vazgeçti benden.
Bu bende öyle büyük yara açtı ki, onunla göüşme durumlarımdan 1 yıl önce tövbe etmiştim zaten,ibadetlerimi yapmaya uğraşıyorum ALLAH kabul ederse.
Şimdi yine böyle bir durumla karşılaşırsam ,sorarsa detayları belirtmek zorunda mıyım:((
2risk var: ya bu kişi bunu öğrenince ifşa ederse? şu şu sebepten dolayı vazgeçtim deyip..?
bu şekilde olduğunda evlenme imkanımın da önü kapanacak ve bu şekilde haramların önünü bir adım daha açık tutmuş olacağım.
Ne yapmalıyım? İnanın kahroluyorum çok pişmanım.
Yeni yorum gönder