Seks Bağımlılığı

Balıklı Rum Hastanesi Klinik Şefi Psikiyatrist Dr. Özkan Pektaş, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sık karşılaşılan seks hastalığıyla ilgili sorularımızı yanıtladı...

* Seks yapmadan duramamak bir hastalık mıdır? Son yıllarda bu şikayetler ile ruh hekimlerine başvuruların olması dikkati çekiyor. 'Seks bağımlılığı' olarak adlandırılan bu durum henüz tam anlamı ile anlaşılmış olmamakla birlikte, bilimsel kitaplara konu olmakta ve bu konuda bilgiler verilmektedir. Seks bağımlılığında kişinin zihni uğraşı, tamamen cinsel doyum bulabilmek, cinsel ilişkiye girmek ya da cinsel uyarılar içinde olmaktır. Sık mastürbasyon yapar, aynı alkol ya da madde bağımlılığında olduğu gibi, aradığını bulamadığında sıkıntılı, sinirli ve yoksunluk içindedir.

* Bir saplantı mı? Seks bağımlılığına, mantıksız olduğunu bildiği halde kendini alıkoyamadığı düşünceler olarak bakarsak, evet saplantı diyebiliriz. Asla 'hiperseksualite' denemez. Çünkü seks bağımlısı olan kişi ilişkiden çok zevk almaz, hatta ereksiyonlarının tam olamadığı belirtilmektedir. Peniste his eksikliği ya da anesteziden (tamamen hissizlik) bahsedilir. Bu durum son 20 yıldır üzerinde çalışılmakta olan bir bozukluktur.

TEK AMAÇLARI VAR
* Çapkınlıkla hastalık hangi noktada birbirinden ayrılıyor? Literatürde 'hiperseksüalite' ya da 'Don Juanism' denen durumda cinsel uğraşılar çok önde olmakla birlikte, Don Juanism'de aslında dipte yatan aşağılık duygularını yenme ve maskeleme çabası olduğu, sık ve farklı kadınlar ile ilişkiye girerek homoseksüel olmadığını neredeyse herkese kanıtlama arzusu vardır. İlişki sonrasında, Don Juanlar için kadın hiçbir şey ifade etmez. Bu duruma seks bağımlılığının bir türü de sayılan 'satyriasis' denir. Seks bağımlılığı psikolojik bir hastalıktır. Cinsel davranışlarda seçici olamamak, kolay cinsel ilişkiye girmek, cinsellikle ilgili düşünceleri sürekli beyinde bulundurmak, monogam yaşayamamakla ortaya çıkıyor.

* Birden ortaya çıkabilir mi? Seks bağımlılığının altında depresyon yatabilir, bunun yanında birçok dinamik faktörler de olabilir. Ya da düşüncesizce kendisini içinde bulduğu ortamlar sebebiyle depresyona girebilir. Her defasında bir daha yapmayacağına söz verdiği halde kendini tutamaz. Depresyon geçiren bir insanda çoğu zaman cinsel istekte azalma olabiliyor ama nadiren de cinsel istekte artış oluyor. Kişi o depresif ruh halinde zannediyor ki, ''Ben aşırı cinsellik yaşarsam, kendimi daha iyi hissedebilirim."

* Hastalar hangi şikâyetle geliyor? 'Kendimi alamıyorum, gündüz başka, öğlen başka bir kadınla beraber oluyorum, sonra da akşam gidip eşimle birlikte oluyorum... Çok zor durumlarda kalıyorum, işte evde pornografik uğraşlar içindeyim, sokakta yürürken gördüğüm kadınlardan çok etkilenip güya onları mutlu etmek istiyorum. Çocuğumla geçirecek bir tek hafta sonum varken, hangi kadınla birlikte olsam düşüncesinden kendimi alamıyorum... Ne olur beni kurtarın' yalvarışlarıyla gelen hastalarımız oluyor. Bu insanlar çok tehlikeli yaşıyor. Saygınlığına, bulunduğu konuma uygun olmayan cinsel ilişkilere giriyor, zamanla bundan suçluluk duymaya başlıyorlar. Ve ancak bağımlılık bu aşamaya geldiği vakit bizden yardım istiyorlar. İntihar düşüncelerine kadar gidebilen vakalar var. Bu bağımlılık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi kişinin itibarını, prestijini, kredibilitesini yok edebiliyor.

* Sorun neden kaynaklanıyor olabilir? Psikiyatrik bozukluklarda bir organik taban olabilir. Beynin temporal denilen yan bölgelerinde herhangi bir tümör varlığında ya da o bölgenin epilepsilerinde bu tip psikiyatrik bozukluklar görülebiliyor. Seks bağımlılığında seksüel eylem ön planda. O adam için o kadının güzelliği, çekiciliği önemli değil. Mühim olan eylem... Sinirlendiklerinde ya da ağır bir sorunla karşılaştıklarında, akıllarına ilk gelen şey, cinsel eylemler oluyor.

KARİZMATİK KİŞİLER...
* Daha çok kimlerde rastlanıyor? Seks bağımlılarının önemli bir kısmının kişilik yapılarında kendine hayran olma ve kendini büyük görme halinin olduğu görülüyor. Hastalık sosyolojik olarak incelendiğinde, gelişmekte olan ülkelerde daha çok ortaya çıktığı söyleniyor. Toplumda insanlara birtakım hobilerin, uğraşların, zevk alabileceği birtakım olanakların verilmesi gerekiyor. Oysa, gelişmekte olan ülkelerde, iş dışında zevk alınacak imkânların olmaması yüzünden cinsel davranışların çok abartılı ve fazlaca olduğu göze çarpıyor. Erkek iktidarının körüklendiği, bol çıplak kadın fotoğraflı magazin dergileri de bunu özendiriyor. Seks bağımlıları her sosyo-ekonomik düzeyde, her gelir grubunda görülebiliyor. Yine bu bağımlılığı gösteren kişilerin genç yaşta monogamik (tek eşli) ilişkilere daha yatkın olduğu saptanmış. Kötü bir çocukluk geçirmiş, parçalanmış aile ortamında büyüyen insanlarda daha çok görülüyor. Öte yandan bu insanlar çevrelerinde zeki, başarılı, çalışkan ve karizmatik olarak tanınıyor. Kişilik yapılarına baktığımızda bağımlı bir kişilik yapısı görüyoruz. Çabuk demoralize olan, sıkıntıya katlanma eşikleri düşük, sıkıntıyı giderme adına arayışlar içinde olan insanlar... Karşısındaki insanı 15 dakikada göklere yükseltiyor, 10 gün sonra yerin dibine geçiriyor. Hayata bakışı karamsar, hemcinsleriyle arası çok kötü, kendini acındırma gibi bir ruh hali içinde. İlgilendikleri tek konu ise, pornografi ve cinsellik. Bu insanlara pornografiyle ilgili birkaç soru sorduğumuzda, internette porno sitelerine üye olduğunu görüyoruz.

Türkiye'de yaygın bir sorun mu?
Türkiye'de ve dünyada seks bağımlılığını gösteren bir sayı yok. Ancak, kadınlara göre erkeklerde dört kez daha fazla. Bu hastalıkla savaşan son derece başarılı iş adamları bulunuyor. İşlerinde oldukça verimliler, gece yaşantısına son derece düşkünler, gece yaşantısı onlar için vazgeçilmeyecek bir unsur gibi. Ancak, hiçbir psikiyatrik rahatsızlık sosyo-ekonomik düzey tanımaz. Her gelir grubunda görülebilir.

* Nasıl tedavi ediyorsunuz?
Bu insanlar bize büyük bir sıkıntıyla geliyor. Cinsel likten başka bir şey düşünemediğini, artık işlerini de aksatmaya başladığını, arkadaşlık ilişkilerine zarar verdiğini ve yaptığından suçluluk duymaya başladığını söylüyor. Öncelikle bu sıkıntıyı gidermek önemli. Nasıl alkollüyken ayıklığı sağlıyorsunuz, cinsel problemi olan insanda da önce dengeli bir ruh hali yaratmak gerekiyor. Sıkıntıyı gidermek için birtakım ilaçlarla tedavi ve ardından psikoterapi gerekiyor.

* Kadında ve erkekte aynı şekilde mi ortaya çıkıyor?
Küçük farklılıklara rağmen patoloji her iki cinste de benzerlik gösteriyor. Erkeklerde cinsel fonksiyon bozuklukları, ereksiyon problemleri, alkol, kumar ya da madde bağımlılıkları daha sık. Mastürbasyon sayısı çocukluktan itibaren çok fazla.

ne olur iyi okuyun

arkadaşlar nefsiniz sesini kesin yoksa muhakkak o sizin sesinizi keser. orta yolu takip edin. aşırıya gitmeyin. durmanız gereken yeri bilin. bu rahatsızlık oluştu ise ne olur doktora gidin abilerinizden ablalarınızdan yardım isteyin. bu da bir hastalık. utanmayın sonra sonu kötü olur.

acı çekmek istmiyorsanız herşeyde orta yolu tutun. sapık ilişkilerdden uzak durun. hanımınıza veya erkeğinize tertemiz yaklaşın ve sadece önden ilişki kurun. başka hiçbir yola aramayın. durmanız gereken yerde durun Allah aşkına.

"Kula bela gelmez Allah yazmadıkça, kula bela gelmez kul azmadıkça."

azmayın orta yolu tutun, helal daireden ayrılmayın.

Re: Seks Bağımlılığı

İmamı gazalinin kalplerin keşfi kitabını okumaya herkesi çağırıyorum.

Re: Seks Bağımlılığı

ne olur bana şehvetten kurtulmak için yol gösterin bana yalvarırım size.günahkar ölmek istemiyorum

Selamun Aleykum,

ORUÇ TUT......!
İBADETLERİNİ YAP..!
VE EVLEN........!
BURADA ÇARE ARAMA.......!

Re: Seks Bağımlılığı

sorun yok bedenin bütün ihtiyaçları gibi sekste bir ihtiyaçtır olması gerekir seks yoksa masturbasyon olması gerekir aksi halde akıl kötü düşüncelerden arınamaz kafa hep uçkurda olur gözler hep haramda olur o yüzden abartmamak koşulu ile yapılabilir. Yapılmaması durumunda ne gibi etkiler vardır. Örneği bir hastam üzerinden örnek vermek istiyorum ablasını görmemesi gerektiği halde yanlışlıkla gören bir genç yardım istemişti 1 ay kadar önce bu genç 24 yaşında hiçbir cinsel münasebet yaşamamış ve masturbasyon yapmamış kendisi 5 vakit namazında feyizlide bir genç fakat amelini körlemediği için ablası rüyasına düşer olmuş bir iki üç derken bundan sıkılmış ve bana geldi bende bu konuda kendisini kısıtlamamasını gerektiğini gerekirse masturbasyonun bu konuda ona yardımcı olabileceğini söyledim fakat karşı çıktı gitti cinsellik öyle bir tabu halien getirilmiş ki ailede böyle bir şeyin imkanı yok ve şimdi üzülerek söylüyorum karısı ile birlikte terapiye geliyolar erkeklik görevini yerine getiremiyormuş çocuk testlerde yapıldı ama malesef psikolojik 5 terapide hiçbir çözüm sağlayamadık malesef bende bu konu üzerine bir araştırma yaptım küçük çapta bu tip ailelerde malesef bu durum %40 meslketaşlarıma başvuranlar sizin yorumunuza açık.....

Lakırdı

Kendimi Tutamıyorm Dün Tövbe Ettim Bügün Yine aynı Hatayı Yaptım ALLAH BENİ AFFETSİN..
Rabbim Sen Merhametlilerin En Merhametlisisin Sen Rahman ve Rahim olansin Beni Affet Affet Rabbim:((

Arkadaşlar unutmayalım

Arkadaşlar unutmayalım cennetin yolu zahmetlidir, cehennemin yolu zevk ve sefa doludur.

S.a

Kardeşlerim ben çok tevbe ettim.yapıp tevbe ettim bunu çok kez yaptım Allah tevbeleri kabul eder buna inanıyorum ama ben fazla aşırı yaptım haşa Allah'la dalla geçer gibi olduğumu hissediyorum ve bu duruma çok üzülüyorum 3 gün önce samimi bir şekilde tevbe ettiğimi düşünüyorum.İnşAllah bi daha da yapmayacağım.Allah benim tevbemi kabul eder mii??? Herkezden teşekkrler cvplarınızı bekiyorumm

tövbe

allahu teala kurani kerimde ey günahda asiri gidip kendilerine zulm eden kullarim allahin rahmetinden ümit kesmeyin süphesiz allah bütün günahlari bagislar buyuruyor

AMENERRASULÜYÜ GÜNDE EN AZ 1 KEZ OKUYUN

AMENERRASULÜYÜ GÜNDE EN AZ 1 KEZ OKUYUN.Her günaha teşvik için ayrı ayrı görevli şeytanlar vardır.
Bu tip şeytandan korunmak için en az günde 1 kere Amenerrasülüyü okuyun.
Amenerrasülü okuyan kişiye bu iş için yaklaşan şeytan 24 saat yaklaşamaz.

Selametle

Re: AMENERRASULÜYÜ GÜNDE EN AZ 1 KEZ OKUYUN

Verdiğiniz bilgi için çok teşekkürler, Allah razı olsun. Ben de ahlakımı güzelleştirmek için okumaya başlayacağım İnşAllah.

OKUMAYA BASLYCAM BAKALIM

OKUMAYA BASLYCAM BAKALIM OLUCAK MI COKO ISTYRUM CNKU BU IRENC DUURUMDAN KURTLMAK TOVBELER EDYIIORUM YENIDEN YPIORUM RUHSAL BOZKLUK ICINDEYM KNDIME ENGL OLAMAIORUM ACIK GYNIORUM SEVGMLE BERABER OLUORUM HERB..K VAR DENIYCEM AMA DEDIGINI

kac kere tovbe

ben arkadasimin tesvikiyle ve onunla birlikte haram olan fotograflara iki kez baktim sonra tovbe ettim simdi cok pismanim seytana tekrar uydugum icin kendimden nefret ediyorum allahimin beni kinadigini hisediyoru ama kendimi affettirmek icin elimden geleni yapacagim cunku allah afedici ve rahmandir

tovbe

Samimi bir şekilde Tövbe etti iseniz Allah tövbenizi inşallah kabul etmiştir.

s.aleykum,

Allah dostlarının nurlu nazarları ölü kalplere şifadır,Kalpteki kötü hastalıklara melhemdir..
Bir mürşide varmayınca olmaz Kurbanım...!

hep aynı

Yazılan yorumların neredeyse tamamı şehvet cinsi münasebetler aşk flört vs konular.Şu dize herşeyi anlatmaya yetiyor.

ŞEHVET UÇARAK GELİR
HIRS KOŞARAK GELİR
AKIL AŞARAK GELİR.

yani insan önce şehveti ile tanışıyor gençliğini bununla meşgul ediyor sonra orta yaşlara gelince mal toplama dünyalık hırsı başlıyor ve akıl pek çok badire atlatıp ait olduğu yere geliyor ama yaşıda kişinin bi hayli geçiyor.

Gavs-i Geylani Hazretlerinin öğütlediği gibi;
" Allah rızası dışında olan şeylere kalbinde bir nohut miktarı meyil olsa, dünyanın manevi pisliklerinden âri be beri olamazsın. Böyle devam ettikçe dünya sevgisi seni sarar. Nefsini şehevi arzuların peşinden kurtaramazsın yerinde dur haline şükret,dünyada ve ahirette sabır, her şeyin başıdır. İman sahibi sabrı kadar yükselir. Muvafakat ve rıza derecesine sabırla kavuşulur. Daha sonra sabırla ilâhi fiilde yokluğa kavuşulur. Bedeliyet hali ve sonsuz ferahlık alemi ondan sonra başlar.Sakın sabrı bırakma; rezil olur, utanırsın. Dünya ve ahiretini kaybedersin. Allah esirgesin her iki alemin hayrı da elinden uçar."
www.abdulkadirgeylani.net

smart_doğan KARDEŞİM

PAYLAŞIMIN İÇİN TEŞEKKUR EDERİM. ALLAH RAZI OLSUN....

ersana

s.a kardes lutfen boyle yorumlar yapmayin.burasi guzel bir site ve sen bu sitede dogru olan seyi yanislikla yorumluyorsun.selametle.

saçmalamışın

esas bu sitede bunlar var olan şeyler peki sen ne arıyosunki?? koskoca müceddidi azam olan geylani hazretleri kötümü söylemişki ey nefsine meftun bil perişan arkadaş...site güzel uyarı allahtan geldiği halde cirkin ölemi? ipin ucu burada dünya sana kalmazki nefse hitaben konuşursun.

yanlış yere yazmış

eleştirdiğinz kişi yazsını benim yazımın üstüne yazmak istemiş yanlış yazmış olsa gerek alt taraftaki ersan adlı kişiye hitaben yazmış önemli değil

selamun aleyküm

penbe dünyadan gerceklere dogru zevk için gelmedik bu dünyaya???? ALLAH'U (CC) nun tüm kapıları acık siz yeterki hayırlısını isteyin ve istemesini bilin ve düşününki ne mutlu biz müslüman dogmuşuz gideceginiz yeri iyi ögrenin. ögreninki bunlar başınıza gelmesin rabbim herkese hidayet yolunu göstersin allah'ın selam ve mağfireti hidayet ve rahmeti hepinizin üzerine olsun selamun aleyküm

bence..

bence bir bağımlılıktan kurtulmanın yolu onu kesin olarak bir anda bitirmektir fakat insalar buna gücü yetmiyeceğini düşünürler. yada bağımlığından vazgeçip alışmaya başladığı esnada sinir bozukluğu gibi bir takım şikayetlerin arkasına sığınırlar doğru sinir bozulur ama her gün yaptınızı bir hafta yapmayın bidaha yapmak istemezsiniz. ancak kişi bu sinir bozukluğu esnasında etrafına zara veriorsa ilk fırsatta kimseye zarar veremeyeceği bir yere mesela evine kapansın bir müddet sabır ile kurtuluş olur onun sonu. görecekki artık bağımlı olduğu şeye eskisi kadar ihtiyaç duymuyor.
yani bence böle ama biliyorum bu dediklerim lafla kolay fakat bağımlı olana yapması zor. ama bağımlı olarak hayat sürdürmek daha zordur bence:)

allah a sığınalıım

ALLAH EN İYİ BİLENDİR

Oyun İçin mi Yaratıldın?

En Hayırlı Gençler

Soru: Bir hadis-i şerifte, en hayırlı genç ve en şerli yaşlı olarak tavsif edilen kimselerin özellikleri nelerdir? Bir gencin Allah’ın hoşnutluğunu kazanması ve bir ihtiyarın Hak katında makbul olması hangi hususlara bağlıdır?

Cevap: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Gençlerinizin en hayırlısı, (sefahetten uzak durmakta ve temkinli davranmakta) ihtiyarlara benzeyendir. Yaşlılarınızın en fenası ise, (başını gaflete sokmakta ve nefsinin arzularına uymakta heva-perest) gençler gibi yaşayandır” buyurmuştur.

Oyun İçin mi Yaratıldın?

Bu itibarla, ister kadın ister erkek en hayırlı genç, bir ayağı kabirde yaşlı bir insan edasıyla sürekli ölümü ve ölüm ötesini düşünen, âhiretine azık tedarik etmek için çalışıp didinen, gençlik heveslerine esir olmayan ve gaflette boğulmayan gençtir. O, nefsânîliğin en azgın olduğu dönemlerde bile, öteler iştiyakıyla coşup cismanî arzularını gemleyebilmiş, kulluğu tabiatının bir derinliği haline getirmiş ve kendisini Hakk’ın yoluna vermiş bir adanmış ruhtur.

Yaşı açısından daha küçücük bir çocuk iken, Allah Teâlâ’nın hususî lütuflarına mazhar olan ve kendisine hikmet verilen Hazreti Yahya (aleyhisselam) bu yiğitler için en güzel örneklerden birisidir. Rivâyete göre; yaşıtı olan çocuklar, “Yahya, gel, sen de bize katıl; beraberce oynayalım!” dedikleri zaman, “Ben, oyun için yaratılmadım” diyen Aziz Nebî, oynamak çocukların şiarı olmasına rağmen, kendisi daha o yaşta hilkatin gayesini kavramış, dünyevî meşgalelerden mümkün olduğunca uzaklaşmış ve yaratılış hikmetine uygun bir gidişâtı ihtiyar etmiştir.

İşte, en hayırlı genç, Hazreti Yahya gibi, daha hayatının ilkbaharında, kulluğunun farkına varıp dünya misafirhanesini ebedî saadetin kapısını açmak için bir vesile olarak değerlendiren delikanlıdır. İman gücüyle şahlanıp iradesinin hakkını vererek nefsanî arzularını sınırlayabilen, her gün birkaç defa kendini hesaba çekerek davranışlarını kontrol altına alabilen, silkinip gönül dünyasında dirilerek gerçekten varolduğunu ortaya koyabilen, en ulvî hislerle mamur ettiği gönlünü fizik ötesi âlemlere de açık hale getiren ve bu kemâle ermişlikle fütüvvet ruhunu temsil eden kahramandır.

Evet, bir gencin yaşlılara benzemesi, kanının en deli aktığı ve beşerî garîzelerinin kendisini sürekli dünyaya çağırdığı bir dönemde dahi âhiret yolcusu olduğunu unutmaması, başında şafak emareleri tulû etmiş, saçı-sakalı ağarmış bir ihtiyar gibi bir ayağı ötedeymişçesine yaşaması, şeytanın binbir oyununa rağmen olgun bir gönül adamı edasıyla hayatını dine, imana, Kur’an’a, hizmete adaması ve her zaman ihsan şuuruyla hareket ederek bütün cismanî isteklerine, şehevî arzularına başkaldırması, günahlara karşı isyan bayrağı açması demektir.

Hakk’ın Mahbubu Tevbekâr Genç

Böyle bir genç hiç mi sürçmez, hiç mi düşmez, hiç mi günaha girmez?

Tabii ki, en hayırlı genç de kimi zaman kayıp düşebilir. Zaman zaman tökezlemek, ara sıra sürçmek, yer yer devrilmek ve bazen şeytana aldanıp bir günah çukuruna düşmek nebîler haricinde her insan için söz konusudur. Ne var ki, iyiliğe kilitlenmiş bir yiğit, daha günaha kapaklandığı ilk anda seccadesine koşar, cürmüne hiç hayat hakkı tanımaz, onu hemen tevbe ile boğar ve en kısa sürede namaz, oruç, hac, sadaka, iman hizmetine müteallik meşguliyetler gibi salih ameller vesilesiyle günah kirlerinden arınır.

Gençlikteki ibadetlerin Hak katında daha sevimli olduğunu belirten Hazreti Sadık u Masdûk Efendimiz, “Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir; Allah tevbe eden genci sever.” buyurmuştur. Bu zaviyeden, hayırlı genç Mevlâ-yı Müteâl’in rızasına ermek için kendisini ibadet ü taate veren ve ezkazâ bir günaha girdiğinde hemen helak olacakmış gibi kalbi tir tir titreyen, ilk fırsatta bir arınma kurnasına koşup isyan lekelerinden kalbini temizleyen bahadırdır.

Şimdiye kadar, ızdırap içinde kıvrım kıvrım kıvrandığına şahit olduğum nice gençler vardır ki, gözleri harama iliştiğinden dolayı, inleye inleye gelip sadaka vermişler, hemen seccadelerine koşup Hak karşısında iki büklüm olmuşlar ve gönüllerini karartmasından korktukları masiyet izlerini gözyaşlarıyla yıkamışlardır. İşte, bir anlık gaflet sebebiyle gözüne ilişen bir haramdan dolayı kaddi bükülen ve “Eyvah, ben mahvoldum; Allah’ın bunca nimetlerine mazhar olmuşken günah yakışır mıydı bana, ne olacak şimdi halim?” diyen ve tevbe, inâbe, evbe basamaklarıyla hakiki kulluk ufkuna yükselen delikanlı, olgun bir ihtiyar gibi davranan ve şeytanî hücumlara karşı kalbini koruyup canlı tutan en hayırlı gençtir.

Haddizatında, insan, kalbi hayatdâr olduğu nispette günahlardan nefret eder ve onlara karşı içinde tiksinti duyar. Gönül hayatı itibarıyla bütün bütün mefluç olmamış bir kul, her masiyeti ruhunu yaralayan ve vicdanını kanatan bir iblis kurşunu sayar; işlediği bir günahtan dolayı binlerce nedametle dolar ve günlerce ızdırapla yatıp kalkar. Zaten, bir insan, içine düştüğü günahlar sebebiyle neredeyse hasta olacak kadar ızdırap çekmiyorsa, alışılageldiği üzere o da diliyle yüzlerce kez “Tevbe ya Rabbi!” dese bile, onun yaptığı tevbe değil, sadece bir merasim ve yararsız bir kaç söz söylemekten ibaret kalır. Tevbe, vicdanı kasıp kavuran pişmanlık hissi ve bu nedametin insanı iki büklüm etmesidir. Pişmanlığı ve af talebini dil ile söylemeye gelince, o sadece böyle iki büklüm olmuşluğa kavlen iştirak ve bir tercümanlıktır. Evet, gerçek tevbe ancak ızdırap terennümünün ve masiyetten yiğitçe sıyrılıp ilahî dergaha dönüşün ünvanıdır.

Hazreti Yusuf’un Âhiret İştiyakı

Diğer taraftan, Nur Müellifi, kendisine tevcih edilen bir soru üzerine başta arz ettiğim hadis-i şerifi kısaca açıklamış ve bu mevzuyu ele aldığı mektupta, o sualde yer almamış olmasına rağmen, konuyla alâkalı görerek şu husus üzerinde de durmuştur:

İbret verici hadiselerin en güzel şekilde nakledilişi ve kıssaların en güzeli manasına gelen “Ahsenü'l-kasas” tabiriyle anılan Yusuf suresi, Kur’ân’ın en tafsilatlı kıssası olarak Hazreti Yusuf’un (aleyhisselam) hayatından ibret-âmiz tablolar ihtiva eder. Surenin sonuna doğru, kıssanın âhirinde Hazreti Yusuf’un şu duası zikredilir: “Ya Rabbî! Sen bana iktidar ve hakimiyet verdin. Kutsal metinleri ve rüyaları yorumlama ilmini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da, âhirette de mevlam, yardımcım Sensin. Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı, dürüst insanlar arasına dahil eyle!” (Yusuf, 12/101)

Bu ayet, onca sıkıntı ve meşakketten sonra Mısır’ın azizi olan, anne-babasına kavuşan, ve kardeşleriyle buluşup barışan Hazreti Yusuf'un, en mesut ve bahtiyar olduğu bir anda gözlerini âhiretin yamaçlarına dikmesini ve ölümü istemesini nazara vermektedir.

Kuyuya atılırken, değersiz bir meta gibi satılırken, köle misal çalıştırılırken, ismetini muhafaza uğruna iftiraya uğrarken, ancak bir cânîye reva görülebilecek şekilde zindana tıkılırken ve mazlumiyetinin yanı sıra sıla hasretiyle de kavrulurken... onca musibet karşısında ölümü arzu etmeyen ve bu haliyle yalnızca risalet vazifesinden dolayı yaşadığını ortaya koyan Hazreti Yusuf (aleyhisselam), tam dünyevî imkanlara, ailesine, huzura, saadete ve feraha kavuştuğu bir dönemde Cenâb-ı Hak’tan vefatını dilemiştir.

Demek ki, kabrin arkasında o dünyevî saadetten daha cazibedâr bir saadet vardır ve Hazreti Yusuf gibi hakikatbîn bir zat, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde, gayet acı görünen mevti istemiştir, tâ öteki saadete mazhar olsun. Kur’an-ı Hakîm, Yusuf kıssasının hâtimesinde Yüce Peygamber’in bu talebine dikkat çekerek şu irşadda bulunmuştur: Kabrin arkası için çalışınız; hakikî saadet ve lezzet ondadır.

İşte, en hayırlı gencin mühim bir yanı da Güzeller Güzeli Yusuf Aleyhisselam gibi dünyanın en parlak ve en sürurlu hâletinde dahi gaflete düşmemesi, dünyevî güzelliklere meftun olmaması, şehevî arzulara yenilmemesi ve hep âhiretini kurtarma düşüncesiyle hareket etmesidir.

Damat Efendi

Mecmau'l-Enhür sahibi Muhammed b. Süleyman, “Damat Efendi” lakabıyla meşhur olmuştur. Çünkü, bu iffet âbidesi, talebelik döneminde bir gece yarısı, mum ışığı altında ders çalışmaktadır. İlmî mütâlaalara daldığı bir esnada kapısı çalınır. O vakitte birinin gelmesinin hasıl ettiği hayret ve misafirin kimliği hakkındaki merakla hemen kapıyı açar. Karşısında genç ve güzel bir kızcağız durmaktadır. Misafir, yolunu kaybettiğini ve etrafta başka bir ışık göremediği için onun kapısını çalmaya mecbur kaldığını söyler.

Genç talebe, misafirini geri çeviremez, onu gece karanlığına ve sokağın soğuğuna terkedemez, çaresizce kızı içeri alır. Ona oturup dinlenebileceği bir köşe gösterdikten sonra da sabaha kadar dersine çalışmaya devam eder. Utangaç ve gizli-saklı nazarlarla onu seyreden kızcağız, bu iffetli talebenin bir haline taaccüb eder; genç, arada bir parmağını önünde yanan mumun alevine tutmakta ve bir müddet öylece bekledikten sonra geri çekmektedir. Bir defa ile de yetinmemekte ve bunu ara ara sürekli tekrarlamaktadır. Bu hal üzere sabah olur.

Gün ışıdıktan sonra genç kız oradan ayrılıp evine döner. Halkın yardımıyla yolunu bularak ulaştığı ev, Osmanlı vezirlerinden birinin sarayıdır; bu genç kız da, o vezirin kerimesidir. Saray halkı, ona geceyi nerede ve nasıl geçirdiğini merakla sorarlar; zira, bütün gece onu aramış ama bir türlü bulamamışlardır. Genç kız başından geçenleri, gördüklerini ve hususiyle de kendisini misafir eden talebenin tuhaf halini bir bir anlatır. Vezir, kızına yardım eden o genci sarayına davet eder ve niçin sabaha kadar elini yanan mumun üzerinde tuttuğunu ve elinin yanmasına sebep olduğunu sorar. Yusuf yüzlü genç, “Yolunu kaybettiği için kapımı çalan bir misafiri dışarıda bırakamazdım; bu sebeple onu kulübeme aldım. Nefsimin desiselerine karşı koyabilmek için de, elimi ara sıra mumun bana Cehennemi hatırlatan alevi üzerine koydum. Şeytan beni kandırmaya yeltendiğinde, parmağımı ateşe tutarak, nefsime cehennem azabını hatırlattım ve böylece yanlış bir şey yapmaktan kurtuldum.”

Evet, hayırlı genç, bu iffet ve ismet şuuruyla ve ahirete kilitlenen gönlüyle o vezirin çok hoşuna giden ve teklifi kabul ederek o kızcağızla evlendikten sonra da “Damat Efendi” olarak anılagelen Muhammed b. Süleyman gibi, bu dünyanın cazibedar güzellikleri karşısında bakışı bulanmayan, gözü kaymayan, veraların verasını ebedî saadet diyarı sayan ve hep ona ulaşmayı düşünerek yaşayan insandır.

Benim Bir Kaybım Var!..

Nitekim, bu bahtiyar ruhları takdir sadedinde, Habîb-i Edîb Efendimiz “Allah, gençliğini Hakk’a itaat yoluna bağlayan ve gayr-i meşrû şehvet peşinde olmayan genci pek beğenir.” buyurmuş ve bahtiyar bir gence bütün dünyevîlikleri unutturacak şu müjdeyi vermiştir: “Allah, kendini ibadete hasreden bir genci meleklerine gösterir; Kendisine has münezzehiyet ve mukaddesiyetiyle onunla iftihar eder ve ona şöyle der: Ey şehvetini Benim için bırakan genç! Ey gençliğini Bana adayan yiğit! Sen Benim nezdimde meleklerimin bazısı gibisin.”

Şimdi, böyle mukaddes bir hitaba mazhar olmak için canlar verilse değmez mi?!. Akıllı bir insan, günah peşinde koşarak şeytana mel’abe olacağına, rıza-yı ilahiyi tahsil edebileceği bir hayat tarzına yapışıp ebedî ve ulvî cennet zevkini geçici ve süflî lezzetlere tercih etmeli değil mi?!.

Yıllar var ki, hayata gözlerini açan genç nesiller, ekseriyetle bu hakikatten habersiz yaşadılar; sürekli bir boşluktan diğerine sürüklenip durdular; ruhlarını kanatlandırabilecek sistemli düşünceden uzak, kendi iç derinliklerine yabancı ve ahiret gerçeğine karşı da duyarsız kaldılar; dolayısıyla, içlerindeki elem, ızdırap ve burkuntulardan, karamsarlık ve bedbinlikten kurtulamadı ve zayi olup gittiler. Fakat, senelerce süren tersliklere rağmen, Allah’a sonsuz şükürler olsun ki, bugün milletçe hasretini çektiğimiz manevîlik ve rûhanîliğe uyanışın yüzlerce emâresini görüyoruz. Artık pek çoğu itibarıyla, gençlerin çehresinde pırıl pırıl bir hayanın nümâyân olduğunu; davranışlarında dupduru bir samimiyetin bulunduğunu ve vicdanlarında da köpük köpük heyecan kaynadığını müşahede ediyoruz.

Evet, bir tarafta bu evsaftaki gençlerin, her gün ferdî planda daha bir derinleşip enginleştiklerini, toplumun sıkıntılarına çareler arayıp onların ızdıraplarını paylaştıklarını ve milletin mutluluğunu kendi fedakarlıkları üzerine bina edip binbir mahrumiyet içinde başkalarının vicdan ve ruhlarını doyurmaya çalıştıklarını hayranlıkla seyrediyor ve seviniyoruz; fakat, maalesef, diğer yanda da hâlâ şehevî arzuların ağında, beşerî garizelerin baskısı altında, makam sevgisi, şöhret hissi, hayat endişesi ve tama’ duygusu gibi insanın iç dünyasını karartan hastalıkların pençeleri arasında can çekişen ve birer birer ümit semamızdan kayıp kayıp giden delikanlıları görünce çok üzülüyor ve iç burkuntularıyla iki büklüm oluyoruz.

Daha açık bir ifadeyle, bazı gençler şeytanî tuzaklardan kurtulup vatan, millet, din ve diyanet adına kazanılmış olsa bile, bir sürü gencin iblisin oyunlarına yenilip, onun ağu karışımlı şerbetiyle zehirlenip mahvolduğu da bir gerçek. Demem o ki, millet olarak, hatta topyekün insanlık olarak bugün sürekli kayıplar veriyoruz. Bizim pek çok kaybımız var. Şehvet gayyasına yuvarlanan, nefis cehennemine düşen, fuhuş, kumar, uyuşturucu gibi kâtillerin eline geçen her genç bizim kaybımız. Ne ki, şayet elimizden geliyorsa, bize o kayıpları da arayıp bulmak, hiç kimsenin ebedî hüsranına razı olmamak ve herkese bir kurtuluş yolu göstermek için çabalayıp durmak düşüyor.

Bildiğiniz gibi, onbeş-onaltı yaşlarındayken henüz İslam ahlakını bilmediğinden sürekli çevredeki kadınları rahatsız eden Cüleybib, Rehber-i Ekmel ile tanışıp O’nunla nurlanınca ve iffetini koruma hususunda O’nun dualarını alınca, artık Medine’nin en hayalı gençlerinden biri haline gelmişti. Çok geçmeden Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) onu evlenecek kızları olan bir aileye göndermiş, vesilelik etmiş ve Hazreti Cüleybib’i evlendirmişti. Üç-beş hafta sonra da önlerine bir cihad imtihanı çıkmıştı ve Cüleybib (radiyallahu anh) orada şehadet şerbeti içmişti. Savaş sona erince herkes cesedini mücahede meydanında bırakıp ruhuyla ötelere kanatlanan şehitlerini aramış, bulmuş ve onların techîz ü tekfîniyle uğraşır olmuştu.

O hengamede Şefkat Peygamberi yüksek sesle sordu; “Aranızda kaybı olan, herhangi bir yakınını bulamayan var mı?” Sahabe efendilerimiz “Hayır, ya Rasûlallah, aradığımız herkesi bulduk” dediler. İşte o zaman Mahzun Nebi, gözleri yaşlı, “Ama benim bir kaybım var” dedi, “Ben Cüleybib’imi kaybettim!” diye ekledi ve evladını yitirmiş, yüreği yaralı bir baba gibi yitiğini, hayır kudsî yiğidini aradı.. uzun arayışlar sonunda onu buldu, başını mübarek dizine koydu ve şöyle buyurdu: “Allahım, bu bendendir, ben de ondanım.”

Görüyor muyuz Fahr-i Kâinat (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz’in hiç kimseyi atmadan ve kimsenin hatasına bakmadan herkesi kazanma gayretini?!. Anlıyor muyuz Fazilet Güneşi’nin arkadaşlarına sahip çıkma ve onlara karşı vefalı olma hassasiyetini?!. Ve idrak edebiliyor muyuz İnsanlığın İftihar Tablosu’nun, haliyle bize neler söylediğini?!.

Evet, bize herkese koşmak, her düşmüşe el uzatmak, her gönle girmek ve her kalbi iman nurlarıyla mamur kılmaya çalışmak düşüyor.

Ötelerin Şafak Emareleri

Tekrar, ışığında yol aldığımız hadis-i şerife dönecek olursak; Allah Rasûlü, en hayırlı gencin vasfını zikrettikten sonra, ihtiyarların en kötüsünün de, ilerleyen yaşına rağmen hâlâ gafletten ayılmayan, ölümü uzak gören ve bazı gençler gibi heveslerinin ardında koşturan kimse/kimseler olduğunu ifade buyuruyor. Yaşlandığı ve ötelerin şafak emareleri saç ve sakalına düştüğü halde, bir türlü tûl-i emelden kurtulamayan, kendisini âhirete tevcih edemeyen, içinde imanı coşturamayan, hevaî delikanlılara has hayat tarzını arkada bırakamayan ve hâlâ hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ve dünyevîliklere dilbeste olan ihtiyarların fena insanlar olduklarını beyan ediyor.

Oysa, insan hayatında her dönemin kendine has zorlukları, menfilikleri ve aleyhte sayılabilecek yanları olduğu gibi, ömrün sair duraklarında bulunamayacak güzellikleri, müsbet yanları ve çok kârlı buudları da vardır. Her ne kadar, yaşlılık ehl-i dünya tarafından hoş karşılanmasa da, elden ayaktan düşmeme ve başkalarına bâr olmama kaydıyla –ki o türlü hallerin dahi hangi ahiret meyvelerine dâyelik ettiğini sadece Allah bilir– onun da insana kazandıracağı pek çok kâr mevzubahistir. Nitekim, “Beyaz saçlar mü’minin nurudur.” diyen Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi vesellem), bir başka zaman, “Başında beliren her beyaz telden dolayı müslümana sevap yazılır; o kır saç ile ya derecesi yükselir veya günahlarından birisi silinir.” buyurmuştur.

Ayrıca, Habîb-i Ekrem efendimiz, saçlarına düşen aklarla iyice nurlanmış, o nur sayesinde günahlarından arınmış ve manevî derecesi yükselmiş bir ihtiyar, hâlis bir gönülle dua için ellerini açarsa, Cenâb-ı Hakk’ın onun duasına hemen cevap vereceğini ve hatta böyle birinin duasını reddetmekten haya edeceğini müjdelemiştir. Mevlâ-yı Müteâl’in kendi yolunun ak saçlılarına azap etmeyeceği muştusunu da bize ulaştıran Yaratılışın Gayesi, böylece rahmete çok muhtaç olan ihtiyarlara en büyük bir rahmanî teselli kaynağı göstermiştir. Binaenaleyh, Hazreti İbrahim (aleyhisselam) başındaki beyaz kılların melekler katında olgunluk ve vakar nişanı olduğunu öğrendiği an “Vakarımı arttır Allah'ım” diye dua etmiştir.

Öyleyse, hayırlı ihtiyar, Allah yolunu ihtiyar edendir. O, Rasûlullah'ı, yârânlarını ve bütün ihtişamıyla âhiret bahçelerini seçen gönlü genç Hak eridir. O, heva ve hevesi tahrik eden bütün gelip geçici şeylerden sıyrılmış, her varlıkta İlahî isimlerin yansımalarını müşahedeye koyulmuş ve bu maddiyât ülkesini bütün bütün öte hesabına işletmeye durmuş bir bahtiyardır. O, kalbinin ziyası sayesinde sürçmeden yürüyen, imanının derecesine göre önündeki pek çok durağı uçarak geçmeye azmeden, dostların buluştukları diyara özlem ateşiyle yanıp tutuşan, Allah’ın rahmetine bağladığı ümidinin elmas kılıcıyla ye’sin bütün heykelciklerini parçalayan ve hep bir adım ötede bildiği ölüme tebessümlerle kucak açan, kabre gülerek koşan bir iman âbidesidir.

Hâsılı, -Nur Adam’ın ifadesiyle- en hayırlı genç, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. En kötü ihtiyar ise, gaflette ve hevesâtta gençlere benzemek isteyen ve hevesât-ı nefsâniyeye çocukçasına tâbi olandır.

Kaynak:

Allah Razi olsun

S.a.

Allah razi olsun Kardes cok güzel bir nasihat vermisiniz .insallah bu nasihatlariniz bende etki yapar da bazi günahlarimdan ve hatalarimdan dönerim.

...

Gerçekten birini önemseseniz bile bir ilişki yürütmeye çalışınca , o ilişki ister istemez sırf seks üzerine kurulu oluyor ve bunu bağımlı olan kişi değiştiremiyor. Ki bu en kötü yanlarından biri bence. Ayrıca karşıdaki kişi de bir bağımlı değilse tabii hiç durmadan seks yapmaya gelemiyor ve er ya da geç pes ediyor. Bu da beraberinde terk edilmeyi getiriyor. Buna da ek olarak, her zaman 'çok eşlisin sen' deniyor size, genelde bağımlıların çoğu öyledir ama birine sadık kalmak için kastığınız ve sadık kaldığınız zaman bile aşırı istekli olduğunuz için her zaman karşı tarafın gözünde 'tek eşli olmayan kişi' olarak görünüyorsunuz, bu da başka bir kötü yanı. Hiçbir şeye konsantre olamama, seks dışında bir şey düşünmekte güçlük çekme, tek gecelik ilişkiler, fazla beğenilmeyen, arzulanmayan kişilerle, arkadaşlarla girilen ilişkiler ve ardından gelen sıkıntı ve daha nicesi...Her bağımlılık gibi saçma ve sinir bozucu.

kendimi sevyorum

arkadaşların yazısını okudukça kendimi taktir ettim şükürki hiç yaklaşmadım o tür şeylere tertemiz bir insanım alnım ak elime erkek eli degmedi ve kendimi muhafaza etmesini çok iyi biliyorum ama sizide anlamaya çalışıyorum allah yardım etsin dini şeylere daha agırlık verin allaha sıgının geçer inş.

Re: kendimi sevyorum

kişiyi ucba, kendini beğenmeye götüren hayr fenadır, kendini kınatan aşağı gösteren günahtan...

kendimi sevyorum adlı kardeşim.

tertemizim diyorsunuz
ama bu sözünüzde.. . manevi hastalık kokusu gelmekte..
insan ne kadarda temiz olsa asla öyle dememeli. bu kibirdir,,riyadır..
her zaman nefisni aşağı,kendini gunah işlemiş biri olarak görmeli ki
pişmanlık duysun her defasında tövbe kapısını çalsın..

sonsuznur571 bilmukabil....

sonsuznur571
bilmukabil....

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13