NİÇİN İMTİHAN OLUYORUZ?

İNSAN yaratılışı itibariyle, kendisine verilmiş olan duygular ve hisler sebebiyle sınavdan hoşlanmaz. Çünkü sınav demek risk demektir. İnsan ise durumunu her şart altında korumayı sever; daha da ötesi, sağlamlaştırmak ister. Sınavlar ise gidişatı aksatır ve durgunlaşan durumları bozar ve eldekileri riske ederler.

Sınavlar insanın konumunu riske eder, bu doğrudur; ancak bu risk öldüren değil geliştiren bir risktir, tıpkı tohumun toprağa düşmesi gibi. Artık eski hâli muhafaza imkânı kalmamıştır toprağa düşen tohum için. O ya açılmalı ya da çürümelidir. Tohum tercihini yapmak zorundadır. Çürümek için herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur. Gelişmek içinse, kendisine verilen cihazları, cebindeki plân ve program dahilinde kullanması ve çalışması gerekecektir.

İnsan dünya hayatı açısından yedi yaş sınırında sosyal hayatın toprağına düşer. Önce bir bekleyiş ve çözünüm döneminden geçecektir. İlkokul ve ilk sınıflarda da bildiğimiz anlamda bir sınav yoktur. Çünkü öğrenilmiş şeyleri aktarabilme yeteneği tam olarak açılmamıştır. Sınavların başlaması ile öğrenci daha önceki durumlarına oranla daha sıkı bir sürece girer. Fakat bu beraberinde bir olgunlaşmanın, önceki duruma oranla daha kemâl bir mertebeye geçişin de göstergesidir.

Meselâ, kolej sınavlarına hazırlanan bir genç—eğer başarabilirse—daha fazla inkişaf edip açılabileceği, yeteneklerini daha güzel kullanabileceği bir ortama, hem de inkişaf etmiş olarak katılır.

Sınavların gerçek anlamda ciddileşmesi ise, sınav öncesi ve sonrasının daha bariz bir şekilde farklılaştığı, öğrenilen bilgilerin ve sınavda elde edilen başarının artık bir hayat çizgisine dönüşebilme imkânının ve ihtimalinin bulunduğu üniversitelerde kendini gösterecektir. Doktora sınavları ise, daha da zor sınavlardır. Çünkü sınavı başarabilmeniz için oldukça ciddi bir tez sunmanız gerekir. Hazırlamanız gereken tezde, hiç kimsenin görmediği, atlayıp geçtiği gerçekleri, yönleri yakalamanız istenecektir. Yani özgünlüğünüzü ve yeteneğinizi buluşturarak ‘orijinal’ bir eser oluşturmanız gerekmektedir. Belki de o ortamda bulunuş nedeninizi, o atlanıp geçilen yerlerde bulacaksınızdır. O süreçte hiç kimsenin çözemediği bir meseleyi çözmüş, kimsenin göremediği noktaları görüp kavrayabilmiş, itimat eden ve edilen biri olarak o ortamdan ayrılabilmeyi ise, o sınava borçlu olacaksınızdır.

Yani, sınavların yoğunlaşması ve ciddileşmesi, ciddi riskleri beraberinde getirdiği gibi aynı zamanda sınava tabi tutulan kişinin bir açılım içerisinde olduğunun da habercisidir. Dünya hayatı açısından durum budur. Peki, insanın ebede giden yolculuğunda vaziyeti nasıldır?

Görebildiğimiz kadarıyla, şu kâinâtın içerisindeki varlıklardan insan hariç hiçbiri, bir sınanmaya tâbi tutulmamaktadır. Dağlar sınanmıyordur, denizler de, taş da, toprak da, ağaç da... İnsanın sınanıyor oluşu, onun kalitesine, onun içsel donanımının mükemmelliğine bir işarettir. Çünkü o, sınanmayı taşıyabilecek kadar ciddi bir donanıma sahiptir.

Şu hayatta ise, hiç kimsenin görmediği, atladığı, geçip gittiği gerçekler, gizli hakikatler; anlaşılmamış, çözülmemiş kapalı kapılar ve bunları açabilecek anahtarlar vardır. Sınanmalarda ise kapılar aralanır, işaretler sunulur. Özellikle sıkıntılı sınanmalarda şu hayatın en büyük gerçeği olan fena (geçicilik) ve ahiretin en büyük gerçeği olan bekâ (kalıcılık) kendini en gerçek bir şekilde hissettirir. İnsan ise bu netliğin ortasında şu hayatın içerisinde bulunuş nedenlerini, kendisini hayata gönderenin kasdını, amaçlarını belki de ilk defa o kadar gerçek, o kadar ciddi bir biçimde hissederek görür, görerek yaşar ve hayatına dair alınması gerekli olan kararları almaya cesaret hisseder.

Gerçekte şu dünyada bulunuş nedenimiz eğer bizde yerleştirilmiş olan yeteneklerin açılımı, inkişaf etmesi ise bunun en önde gelen vesileleri sınavlardır. Sınavların en ciddileri ise en sıkıntılı sınavlardır. Ciddi sınanmalar hem geçmişe; geçmişte açılmasına engel olduğumuz, açılırken körelttiğimiz yönlerimize dair ipuçları verebilirler, hem de geleceğe, inkişaf etmesi, açılması gereken yönlere dair işaretlerde bulunup, yol gösterebilirler.

Böylece, yaşanan sınanmalar vesilesiyle insanın bulunduğu şu hayat ciddi bir ticarete, verimli bir fakülteye dönüşmektedir. Her sınav bir sıçrama tahtası gibi görev görerek, dikey anlamda gelişimimize, inkişafımıza imkânlar sunmakta, yüksek âlemlere ve mertebelere bir nevi buraklık etmektedir.

İşte bu nedenlerle, gitmekle kalmak arasında farkı göremiyorsanız, dünyanının sıkıntılı yüzü sizi gitmeye zorluyorsa yada gideceğiniz diyara olan özleminiz korkularınıza galip geliyorsa bu dünyada size sunulan nimetlerin farkında değilsiniz demektir. Gitmekle kalmak arasındaki fark, sadece sınavlarla, imtihanlarla dolu şu dünya hayatında, inkişafın hatırı için dünyayı tercih etme yönünde ağır basmayıncaya kadar; kalmaya dair ağır basan duygular O’na daha yüksek bir mertebede ibadet, daha derin bir ubudiyyet, daha geniş bir risalet, elde edinilenleri ihtiyacı olanlara ulaştırmaya daha ciddi bir gayret için oluncaya kadar, sınavın gerçek yüzü okunmamış, sınavın gerçek görevi anlaşılıp yerine getirilmemiş olacaktır.

Zira, şu dünya hayatını anlamlı kılan, anlamlandıran sınavlardır. Yani sınavlar olmasa bu hayatta kalışımızın bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü sınav yoksa açılım yoktur, açılımın olmadığı bir hayat süreci ise durdurulmaya mahkûmdur. Görünen o ki, hayatımızı tehdit ediyormuş gibi görünen sınavlar, aslında hayatta kalışımızın en temel nedenlerinden biri olarak kendini göstermektedir.

Ya da tam tersine, lezzetler ve eğlenceler nedeniyle dünyayı tercih etme ile sonuçlanan bir eğilimin de anlamsızlığı aşikârdır. Girdiği fakültenin farkında olmayan, sınavlara girmeyerek geçici olarak külfetten kurtulan bir üniversite öğrencisinin rehavetinde geçirilen bir hayatın sonrasında, tasdiknameyi alarak arka kapıdan hayatı terketmek, insan gibi nazik donanımlı bir zihayat için hazin bir sondan başka birşey değildir.

Abdullah Soydinç
zafer dergisi

günahkar

ben günahlarımdan dolayı kendimi çok rahatsız görüyorum ALLAH (cc) daha iyi bilir şüphesiz hidayete erdirende o dur şüphesiz değerli kardışlerim inşallahu teala hidayete erdirir tüm mümin kardeşlerimi ve beni umutluyum ve korkuyorum ALLAH'ım hakkıyla kul olanlardan eylesin hayırlı evlatlar ve razı olduğu evletlar ihsan eylesin sizde dua edin ALLAH'u (CC) rahman ve rahimdir bağışlayandır birbirimize dua edelim şüphesiz en güzel yardımcı ve halaskardır.selamun kavlen min rabil rahim

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13