Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Tehlikeli bir kitap.-“Ehl-i Sünnet’in Muhaliflere Cevabı”- Ümmülkurra  (Okunma Sayısı 197 defa)
sakar
Caylak
*

Puan: +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


« : Haziran 18, 2009, 07:59:40 ÖS »

İlim Talebesi Nazarıyla  Bir Kitabın Düşündürdükleri
İbn-i Mevlüt el-Hanefi,el-Eyyubi

           Hangimiz ehl-i sünnet  ? sorusunun çokça sorulduğu şu günlerde, kimi zaman bedeva dağıtıldığından mı bilinmez ,bir kitap çok popiler genç arkadaşlarımızın elinde.Kitabın kapağındaki .-“Ehl-i Sünnet’in Muhaliflere Cevabı”- ismini okuduğunuzda  gözlere ve kulaklara bir hoşnutluk hakim oluyor.Lakin ! Kitabın sayfalarında birer birer ilerlerken esefleniyor ,zihinler bulanıyor ,kitaplığımızda bulunmasını tahayyül ettiğimiz külliyatlar adeta devriliyordu.Ve nihayet büyük bir sabırla kitabı bitirdiğimizde Kim ehl-i sünnet? Kim Muhalif ? diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Öyle görülüyor ki; Suud devletinin  idolojilerini yaymak için öze dönüş altında maddi ve manevi desteklerini almış ,Selefiye adındaki (samimi) grupların bitmek tükenmek bilmeyen çalışmalarına sessiz kalmak ,bir yere kadar normal olsada -Ehli Sünnet akidesini-Ümmetin marjinal kesimi olan ,asıl adıyla Vehhabi meşrebinin tekeline sunmaları,ilme bitaraf bakmadıklarını göstermektedir.  Ehli Sünnet vel cemaatin için de olduğumuzu düşünen bizlerin ,nasılda bid'at fırkalarının (onlara göre )içine düştüğümüzü ve de Şirke varan sapıklıklar içerisinde kaldığımız vehmini ,zihinlerimize enjekte etmelerinden ,gerçek ilim adamlarımızın  panzehiri sayesinde kurtalabiliyoruz.

      Buna benzer çalışmaları Şi'a’da  gözlemleyen hocalarımız, ifrat ve tefrit'te olan  bu  düşünce akımlarına karşı  vasat (orta yol ) tutmamızı   sağlamışlardır. Selefi ekolun  bilinen müteşeddit tutumunun Türkiye'deki  temsilcilerinden Guraba  yayınlarından   -“Ehl-i Sünnet’in Muhaliflere Cevabı”- adlı kitabın bizde uyandırdığı izlenimleri sizlerle paylaşmayı bir elzem kabul ediyorum. İbni Useymin imzalı, tahkikini Necmi Sarı’hoca'nın  yaptığı bu kitap,Ahmed Davutoğlunun deyişiyle -dini tamir altında din tahripçiliğinden- başka ne olabilir diye düşünmekten kendimi alamıyorum.Ama kimsenin dini ehliyetinini ve samimiyetini eleştirecek cüretide  kendimde göremidiğimide söylemek isterim.Unutulmamalıdır ki ! Hiçbir liyakat ve makam Ulema’ya yapılan hakaretlere suskun kalmamamız için gerekli değildir.

     Malum kitabın ,Selef-i Salihin'in kendileri gibi düşündüğünü iddia etmeleri ,Tevhid inancı, Bid'at gibi konularındaki takıntılarını ,klasik Selefiyye refleksi olarak izah etmek durumundayız..Bu kitabın bu konulardaki tavrı, Selefiyye ekolune aid diğer  kitapların tekrarından ibaret olduğu, herkes tarafından bilinen bir gerçek  ve bu konuları bir türlü geliştirememeleri şöyle dursun ,aşamamaları,muhakkik ulemanın onlara verdikleri cevaplar, bize bu konuda yoruma gerek bırakmadığından ,konumuzun dışında tutucaz.

    Bizim için kitapta vahim gördüğümüz  ise; “Eş’ariler ve Maturidiler Ehli sünnet vel cemeaat mi?” diye bir başlık altında ,Ehli sünnet'in Akaiddeki iki mezhebini incelemileri ve bu sorunun benzerinin yazar  İbni Useymin'e sorulması , onun cevabının ise hayli düşündürücü olmasıdır.(1) Meğer “Eş’ariler ve Maturidiler,Allah'ın isimleri ve sıfatları konusunda Ehl-i Sünnet ve'l-Cemeaat'ten sayılmazlar''mış.Sakın bu kadarla bittiğini zannetmeyin.
 
    Beyazid Bistami (2),Hallac-ı Mansur (3), İmam Gazzali (4),İbni Arabi (5),Mevlana ( 6),Yunus Emre (7)(radiyallahu anhum)gibi ulemanın,islam kültürüne kazandırdıkları eselerinden alıntılar yaparak , -Sapık görüşün temsilcileri-( 8 ) cümlesi ile incelemeleri, hudutları zorlayan menheclerini göz önüne koymaktadır. Her ne kadar Zâhid el-Kevserî 'yi -Sünnet Düşmanlarının  hocası- (9) İmam Gazzali’yi de -Sapık görüşün temsilcisi- (10) olarak görselerde, Kevseri ve Gazzali ‘nin fazîlet ve ilmî ehliyetine inanmadıkları halde, bu zatların sözlerinden delil getirmeleri,işlerine geldikleri yerde onların görüşlerine başvurmaları,en az kitabın hacmi kadar olan ve çok emek harcandığı her kelimesinde belli olan  maalesef yanlı dip not anlayışında “tassup” sezmeme sebeb olmuştur.Tarih boyunca nice alimleri bile kendi girdabına çeken ve söylenmiyecek sözleri söyleten ah! şu taasubun gözü kör olsun.Kitaplarında kullandıkları sert  uslub ile dip not anlıyışındaki usulsüzlük, okuyucuların dikkatinden kaçmayacaktır..(11)
 Kendi delillerini destekleyen sahih hadislerin yanında zayıf, hatta uydurma rivayetleri zikretmekten çekinmedikleri gibi ,aleyhlerinde olan  bir rivayeti hadis usulüne göre cerhe tabi tutmaları ,kimi bölümlerde de tevil etmelerindeki zorakilik gibi
     Kitabın Arş, Kürsi,Allahın sıfatları, Allahın inmesi ,çıkması  söylemlerinde Mücessime/Müşebbihe etkisi kendini hissettirmektedir..AIiyyul-Kârî nin-"Teşbihi tenzih etmekle beraber Allah’a bir mekan tayin eden tavırlarıyla Bidat ehli bir taifeye uymuşlardır" -(12) cümlesiyle özetleyebileceğimiz bir hal takınmışlardır. AIiyyul-Kârî ve İmamTahavi gibi Hanefi mezhebinin büyüklerinden  kaynak gösterip alıntılar yaparak ,kendileriyle aynı yol üzere oldukları izlenimini vermeleri,adı geçen eserler incelendiğinde  hilaf-ı hakikat durumunda kalmaktadır"(13)..Keza ,bu söylemleri daha kitabın 12.sayfasında Necmi Sarı hocanın; -''Zaten makalat kitaplarıyla Fırak ve Milel ve nihal kitaplarını inceleyenler gerçekte kimlerin müşebbihe veya mücessime veya mümessile 'den olduğunu öğrenirler''- cümlesi içinde geçerlidir.
    Mezkur eserlerinde  kaynak gösterdiği Şehrestânî'nin “el-Milel ve'n-Nihal'' adlı kitaba(asıl konu olan müşebbihe başlığına birde biz bakalım dedik) baktığımızda,Şehrestânî  Selef'in Müteşabihat kabul edilen Ayet ve hadisleri Zahir tefsirlerini almadan olduğu gibi iman edip ,manasını Allah'a havele etmelerini veciz bir şekilde ifade ettikten sonra ,Müşebbihenin tavrınıda -'' Kur'an-ı Kerim'de vârid olan istiva, vech (yüz), yedeyn (eller), cenb (yan), meşiet (geliş), ityân (gidiş), fevkıyye (üstte olma) gibi isim ve fiillere gelince Müşebbihe'ye göre bunların hepsi ZAHİR anlamlarına yorulur. ''- (14) diyerek bu fırkanın  alamet-i farikasını ortaya koymuştur.Oysaki bu tanımlar ne kitabın müellifinin ne de tahkikini yapanın ,ne de her ikisinin  iddia ettiği selefi salihin  tutumu böyleydi diyebileceğimiz  bir sonuç vardı.Teşbih ve Tecsimden beri olduklarını anlatmaya çalışsalar bile sıfatlar konusunda vardıkları sonuç (kaynaklar incelendiğinde)  aksine bir seyir ile bitmektedir .Hayati bir çelişkide, delil getirdikleri Ebu Mansur el-Bağdâdî'in el-fark Beynel fırak adlı eserinde Ehl-i sünnetin îtikâddaki iki imâmından biri ve büyük velîlerden Ebû'l-Hasan el-Eş'arî' için birçok yerde el-Bağdâdî ismini vererek ''Şeyhimiz'' ,''Üstadımız''ve ''Ashabımız''diye hitap ettiğini bile bile (ki bu kitabında mütercimi bizzat kendisidir)Necmi Hoca'nın ,müşebbihe gibi Allah'ın sıfatları konusunda sapanları tarif ederken el-Bağdâdî''den kaynak getirmesi ki müellif İbni Useyminin -“Eş’ariler ve Maturidiler,Allah'ın isimleri ve sıfatları konusunda Ehl-i Sünnet ve'l-Cemeaat'ten sayılmazlar'' -sözünü yan yana getirdiğimizde bu eserlere yabancı olmayanlar için çözümlenmesi zor bir problem oluşmaktadır.Bağdâdî'in el-fark Beynel fırak adlı eserini çevirirken Necmi Hoca'nın İmam Eş'arî'nin eserlerine ne kadar sıklıkla başvurduğu malumun ilanı olucaktır .O vakit imamın ismi geçtiğinde dip notta ne diyormuş sadece onu hatırlayalım- ''Ebû'l Hasan el-Eş'arî. Ehl-i Sünnet imamlarındandır''-(15)
Teşbih ve Tecsim mevzuunda Selefin tavrı ve   Ebû'l Hasan el-Eş'arî için acaba  Şehrestânî ne diyor ? diye bakmak için tekrar  el-Milel ve'n-Nihal'e dönelim
-''Seleften bir topluluk da söz konusu sıfatların ''zahirî tefsirine'' meylederek teşbihe düşmüşlerdir.Selef içinde hem tevile bulaşmayan hem de teşbih hatasına düşmek­ten sakınanlar da olmuştur. Mâlik b. Enes bunlardan biridir ve şöyle demiştir: "İstiva malûm  , nasıl olduğu ise meçhuldür. Ona olduğu gibi inanmak vacip, hakkında soru sormak ise bidattir." Ahmed b. Hanbel, Süfyân es-Sevrî, Dâvud b. Ali el-İsfahânî ve onları izleyenler de bu görüştedir.Abdullah b. Saîd el-Küllâbî, Ebu'l-Abbâs el-Kalânisî ve el-Hâris b. Esed el-Muhâsibî'nin devrine gelindiğinde bunlar Seleften bir topluluk olarak Kelâm ilmine dalmış ve Selefî akideleri kelâmı deliller ve usûlî burhanlarla desteklemeye çalışmışlardır. Bunlardan bazıları kitaplar telîf etmiş, bazıları da tedrisât faaliyetinde bulunmuştur. Örneğin Ebu'l-Hasan el-Eş'arî ile hocası arasında salâh-aslah meselesinde bir münazara yaşanmış ve aralarındaki görüş ayrılığı açığa çıkmıştır. el-Eş'arî bu son gruba meyletmiş ve onların görüşlerini kelâm yöntemleriyle desteklemeye çalışmıştır. Onun tarafından ortaya konulan bu çabalar Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebinin temellerini oluşturmuştur.'' -(16)
Kitabın Beşinci bölümünde -''Sonradan Gelen Bazı Kimselerin  Selefin Yolu Hakkındaki Kötü Niyetleri''-başlığının hemen altında  ilk şunları söyler İbni Useymin ;
-'(Sonradan gelenlerden bazıları şöyle demişlerdir:''Selefin sıfat nasları hakkındaki görüşü (yolu) ,sıfat naslarını (lafızlarını) geldiği gibi alıp açık anlamlarının (zahirlerinin) kastedilmediğine inanmaktadır.''s.69)-
  Subhanallah ! Kim bu kötü niyetliler?   Şehrestânî'den yukarıda yaptığımız alıntılar gösteriyor ki ''Zahiri'' anlamlarını alanlar ''teşbihe'' düşmüşlerdir.Başka bir anlamlandırma ile İbni Useymini   bir anlık dikkate alsak bile Şehrestânî  ''kötü niyetli'' olmaktan binlerce beridir.Kaldıki Şehrestânî'nin  ,İmam  Mâlik, Ahmed b. Hanbel, Süfyân es-Sevrî, Dâvud b. Ali el-İsfahânî ,İmam Eş'arî vb. ulemanında  kendisi gibi düşündüğünü belirtmesi,zahiri manasını almayanları ise teşbihten korunan Selef  olarak niteledirmesi,bizcede kaynaklara objektif bakmada en ilmi ve doğru bakış açısını yansıtmaktadır.Zira 13.dipnotta değindiğimiz Fıkh-ı Ekberi şerh eden AIiyyul-Kârî 'nin -''Ebû Hanîfe Müteşâbih sıfatlara inanır ve tevilinden sakınırdı.Allah Teâlâ'yı bu sıfatların zahirî manasından da tenzih eder, dolayısıyla Selef âlimlerinin görüşünde olduğu gibi bu husustaki bilgiyi Allah Teâlâ'ya havale eder. '' -dediğini naklletmiştik.Kendilerinin bile kabul ettiği bu kaynakların  gösterdiği, sonradan gelenlerin Selef hakındaki haklılığıdır.
   Hakikat böyleyken, bir ilim talebesi olarak müellifin ve mütercimin  bu yandaş oluşturma çabalarına  üzeleyim mi ,sevineyim mi bilemiyorum.Çünkü bu konularda kitap boyunca delil getirdikleri insanların - müşebbihe ile suçlananları bir kenara koysak-, gerek hayattayken gerek ölümüne yakın  kendileri gibi düşündükleri iması vermeleri,çok şükür ki;''Sünnet düşmanı'' ''ehli sünnetten olamama'' ''Sapık görüşün temsilcisi''  olmaktan bu ulemamızı  kurtarmış gibi gözüküyor.Kitabın 25. bölümünde kendi şahıslarına yapılan isnadlardan ,-“Bidatçıların Ehli Sünnete yakıştırdıkları kötü lakaplar”- başlığı altında ilk savunmalarını tahmin edilen üzere Müşebbihe iddialarına yapmaları ise, gerçekten enteresandır. Dip not anlıyışında ilmi objektiflikten ( 17) bahseden  Necmi Sarı’hoca'nın kalemi burada ne kadar ilmi objektiflik içerdiği ayrıca farkedilmelidir.
         Geçmiş ulemamız,Peygamberler'de bulunan “ ismet” sıfatıyla sıfatlanmamışlardır. Gel gör ki;günümüz inkanlarına rağmen günümüz  alimlerin ,geçmiş Ulemanın eserlerinin üstüne çıkamaması ,hatta aynı düzeyde bir eser ortaya koyamamaları,geçmiş ulemanın üzerindeki Allah’ın yardımının izini bariz şekilde görmemize vesiledir.Bizlere bıraktıkları muazzam eserler hala önümüze ışık tutmaktadırlar.Hal böyleyken ömürlerini Allah’ın  rızasını kazanmak ve insanlara İslamı anlatmakla geçiren ,günahıyla ,sevabıyla ,İmam Gazzali’siyle,İbni Teymiye’siyle bize aid olan ulemayı,haddimize olmayan zemm etme  çabaları, kime ve neye hizmet etmektedir? Şayet bulduysanız onların hatalarını, kendinizde de o yetki ve yeteneği ,ilmi edebin ve objektifliğin gerektirdiği şekilde eleştiri yapmamız gerekmez mi? Ulema düşmanlığı ateşine ,körükle gitmek tarzında özetleyebileceğimiz bu zihniyet ,güneşi balçıkla daha ne kadar sıvayabilir?

     Çünkü butür ''Mücessime/Müşebbihe'' eleştirelerine maruz kalmış İbni Teymiyye (18),İbni Kayyım, Nasıruddin el-Albani (19), Osman b.Said Darimi (20)( radiyallahu anhum) gibi din adamlarını  tanıtırken gösterdikleri onure tavrın ,cüzi bir miktarını Beyazid Bistami,Hallac-ı Mansur, İmam Gazzali,İbni Arabi,Mevlana,Yunus Emre ( radiyallahu anhum)  gibi mutasavvıflar için gösterselerdi,kimsenin onları koyu bir taassup yada ulemaya saygısızlıkla suçlamaya hakkı olamazdı.Alimin eti/kanı zehirlidir mealindeki hadislerin ,kişinin kendi alim kabul ettiklerinin dışındakileride kapsadığı gerçeğini ne zaman itiraf edeceğiz.İslam tarihine yabancı olmayanlar Ehl-i Hadis'den de ,Ehl-i Tasavvuf'tan da Ehl-i Sünnet ve'l-Cemeaat şemsiyesinden çıkanların olduğu  realitesinin saklanamayacağını bilirler.Hal böyleyken İbni Teymiyye'yi överken  Taceddin es-Subki 'nin  ,Takıyyuddin es-Subki'yi överken  İbni Kayyım'ın hakkını vermek için İmam Zehebi'nin yüreği gibi bir yüreğe mi ihtiyacımız var. Bu tavırlar bana, Ehli Sünnetin Akaidini anlatan eseriyle meşhur alim  Said Ramazan el-Buti ile sıkı bir selefiyeci olan çağdaşı Nasıruddin Albani arasında geçen  bir münakaşayı aklıma getiriverdi.İsterseniz bu anekdot hem yazımızın sonu ,hemde Selefiyye ekolün ,anlıyışını yansıtan  kısa bir özet olsun.
 
     Muhammed Sultan el-Ma'sûmî el-Hocendî'ye aid “Müslüman Bir Kimse Dört Mezhepten Muayyen Birini Taklid Etmek Zorunda mıdır?”adlı risaliyeye karşı -Mezhepsizlik en büyük bidattır- adlı risaliyeyi yazan  El-Buti ile 3 saatlik bir görüşme yapan Albani, Ramazan el-Buti’nin hiçbir edep dışı söz kullanmadan (ilmi edebin gerektirdiği şekilde) yazılan risaliyesindeki “el-Hocendiye” yönelttiği eleştirelerini beğenmemiş olacak ki;

Albani ,el-Hocendî’nin bazı sıkıntılı sözlerini tevil yoluyla yumuşatıp,hatasıda olsa fazla dillendirmeden ,ölü’nün arkasından hayırla konuşmak gerektirdiği tarzında şu konuşmayı yapar;

     - "Bu adam aslen Buharalı olup ana dili Arapça değildir. Herhangi bir şeyi Araplar gibi ifade edemez. Sonra adam Allah'ın rahmetine kavuşmuştur. Bize düşen, bir Müslüman olarak onun sözlerini uygun şekilde yorumlamak ve hakkında mümkün oldukça hüsnü zan beslemektir!.."

ve üstad Ramazan el-Buti  taşı gediğine koyar;

     -"Benim kanaatime göre eğer siz, el-Hocendî'nin sözleri üzerinde yaptığınız tevillerin dörtte birini Şeyh Muhyiddin b. Arabî (ve) benzerlerinin sözleri üzerinde yapmaya (yanaşsa ve) razı olsaydınız, onları asla tekfir etmez ve fâsıklıkla itham etmezdiniz"...(21)

Hülasa Kitabın Ehli sünnetişEhl-i Sünnet’in Muhaliflere Cevabı ismini hak etmediği ortadır .Bizm eleştirilerimiz 10'da bir bile değildir .Yoksa kitap ta daha fazla çelişkiler vardır,kitaptaki yönlendirmeler yanıltıcıdır

Kitabları  terceme eden hocamızın diğer kitaplarında  taklıt konusundaki nasihatlarını dikkate alıp , Hafız ibni Receb'in sözlerini kendi temennisi olarak dile getirdiği önsözdeki şu cümleleri bize ayrıca bir cesaret kaynağı olmuştur;

             '-Bu çalışma ,kusurlu birisinin ortaya koyduğu bir gayrettir.''Tetkik edecek şahıslar bunu dikkatle tetkik etsin ,alabildiğine bizi mazur görsün.Çünkü akıllı kişi başkasını mazur görebilendir.Allah ise kendi kitabından başkasını hatadan korumuş değildir.İnsaflı kişi başkasının bir çok doğruları karşılığında az sayıdaki hatalarını bağışlayabilendir''. -

Kendisinden kat kat fazla kusurlu bir ilim talebesinin yaptığı bu araştırmanında hatadan beri olacağı düşünülemez ,hocamızın alabildiğine bizi mazur göreceğini bütün kalbimle inanıyorum.Amacımız hüküm vermek değil bilgi alışverişi yapmaktı.Yanlış anlaşılırsak bu ifade eksikliğimizdendir.“Bismillah Rabbim! Ayağımın kaymasından, sapıklıktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillikten ve cahillikle itham olunmaktan Sana sığınırım.” (22)Allah bizi doğru yol ne ise ona yöneltsin-Selam ve dua ile..


 
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: