Archive - 2006 - Konu

Tarih
Tür

December 31st

3.1 II. Rükün

Uyarıcılığın yapıldığı yer. Bu hâlihazırda mevcut olan, uyarıcıya araştırmaksızın görünen, ictihad olmaksızın münker olduğu bilinen münker demektir. Bu saydıklarımız dört şarttan ibarettir. Biz bu şartları inceleyelim:
1. Birinci şart yapılan işin münker olmasıdır. Münkerden gayemiz; şer'an mahzurlu bulunan demektir. Biz masiyet terimini terk edip münker terimini kullandık. Çünkü münker terimi, masiyet teriminden daha umumidir. Zira içki içen bir deliyi veya bir çocuğu gören bir kimseye o delinin veya çocuğun elindeki içkiyi dökmek ve kendisini içkiden menetmek gerekir. Böylece bir deli erkeğin, bir deli kadınla veya bir hayvanla zina ettiğini gördüğünde onu menetmesi gerekir. Bu engelleme, yapılan işin çirkin olmasından ve insanlar arasında yapılmasından ötürü değildir. Aksine bu fiili tenha bir yerde görürse, yine de menetmesi farzdır. Oysa deli bir insanın bu yaptığına günah denilmez. Zira yapanı bulunmayan bir günahın düşünülmesi mümkün değildir. Bu bakımdan 'münker' terimi 'masiyet' teriminden daha geniş ve bu şekillere daha fazla delâlet eder. Biz 'münker' teriminin kapsamına, küçük ve büyük günahların tamamını soktuk. Hatta hamamda avretini açmak, yabancı bir kadınla tek başına bir yerde bulunmak, yabancı kadınları süzmek, bütün bunlar küçük günahlardandır ve bunlar için uyarıcılık yapmak da farzdır. Küçük ve büyük günah arasındaki fark hakkında bazı yaklaşımlar vardır ve Tevbe Kitabında izah edilecektir.

AHLAKİ DUYGULARDA ATALET

Bundan evvelki fasıllarda izah ettik ki, yeni nazariye ve prensiplerin yayılması neticesinde açıkça müşahede edilen husus, halkın ahlâkî duygularının felce uğramış olması halidir. Zira utanma, ar ve hayâ, gayret, hamiyet gibi güzel vasıflar halk arasında gün geçtikçe itibarını kaybetmiştir. Nikâh mües­sesesi ile sefâhet âlemleri arasındaki azametli fark gönüllerden silinmiş, fuhuş gibi, bayağı ve iğrenç fiiller mübâh hadiselerden sayılmış, mâsumâne bir kisveye büründürülmüştür. Bunların ayıplanacak bir tarafı kalmamıştır. Yani "zina", suç niteliğini kaybetti. Böyle olunca da gizlenmesine lüzum kalmadı, alenileşti.

FİKRÎ KÖLELİK

İşte bu buhranlı devrede, Batı medeniyetinin en mühim un­surları İslâm medeniyetine, Avrupaî hayat tarzının âdet ve ölçü-eri de Müslümanın günlük yaşayışına aktarıldı. Herşey Avrupaileşti:

Kılık kıyafet Avrupaî günlük hayat Avrupaî, hale geldi. Keza karşılıklı münasebetler, muaşeret âdâb ve usulleri Avrupaî oldu. Hatta görüşme ve tanışma usulleri, konuşma tarzı bile bu ölçülere göre ayarlandı. Müslüman cemiyeti Avrupaî bir çerçe­ve içine sokmak için çok çalışıldı.

"İlhâd" (Allahsızlık), "derinlik" (tabiatperestlik) ve (materyalizm" modası, teftişsiz ve murakabesiz, Müslüman topraklarının ner tarafına yayıldı. Avrupa'dan gelmiş olmak kayıt ve şartiyle, doğru yanlış, değerli değersiz, sağlam veya sakat her fikir ve düşünce, gayba iman edercesine, yani "vahyi münzel" gibi Kabul edildi. Umumî yerlerde veya toplantılarda bu meseleler­den bahsetmek, ilmin ölçüsü ve aydın olmanın hücceti sayıldı.

ÜÇ BÜYÜK TAHRİK SEBEBİ

Eskiden mektep ve kolejlerde belli bir disiplin vardı. Çocuk­lar tamamiye başıboş bırakılmamıştı. Serbestliklerinin de muay­yen bir ölçüsü mevcuttu. Bu disiplin ve hudutlar ortadan kalkın­ca cinsî arzular ve şehevî heyecanlarla dopdolu bir gençlik, eğitim kuruluşlarından çıktıktan sonra, her türlü kaydı zapt-ü
raptı ayaklar altına almış ve ipini koparan hayvanlar gibi cemi­yetin öz değerlerine kudurmuşcasına saldırmıştır. Sanki bu gençlerin içinde yanan şehvet ateşi alevlenmiş bir fırındı. Onu söndürmek için her çareye başvuruluyor, her türlü tedbir ve ve­sileler nazarlarında meşru addediliyordu.

EROTİZMİN TESİRİNDE KALAN ÇOCUKLAR

Hâkim Ben Lindsey Denver adalet divanında "çocuk suçları" dairesinin başkanıydı. Mesleği icabı yeni yetişen neslin, gençle­rin ve yaşı ilerlemiş çocuklafın haller vâkıf bulunuyordu. "Revplt of Modern Youth" (Modern Gençliğin İsyanı) isimli eserinde şöyle-yazar:
"Amerika'da çocuklar, normal zamandan çok evvel bulûğa ermektedir. Bu sebeple küçük yaştaki çocuklar arasında cereyan eden cinsî faaliyet, bu memleket için, başlı başına bir problem­dir."
Bahsi geçen zat, bu mevzuda 313 kız çocuğu üzerinde geniş araştırmalar yapmıştır. Neticede vardığı kanaat şudur:

AİLE DÜZENİNİN BOZULMASI

Hiçbir hudut tanımayan erotizm, avarelik, seks rezaletleri korkunç bir âfet halinde Fransız medeniyetini tahrip ediyordu. Bunun neticelerinden birisi de aile nizamının kökünden sarsıl-masıydı. Bilindiği gibi, aile, erkekle kadının, muntazam ve maz­but, kanun ve nizam dahilinde birleşerek hayatlarını devam et­tirmeleridir. Bu keyfiyeti de ancak "nikâh" sağlar. Yani muntazam ve mazbut münasebetlerin ismine "nikâh" denir. Ancak nikâh sayesinde, fertler veya milletler, huzur, sükûn ve refah içinde ömürlerini geçirir, zürriyetlerini devam ettirebilir­ler. Ferdiyetçilikten sosyal hayata geçiş hadisesinin başlangıcı ve ilk hareket noktası aile müessesesi ve nikâhtır. Nikâh, beşeri­yeti dağılıp parçalanmaktan, sefalete düşmekten her zaman için kurtarmış; medeniyetin ilerlemesini, insanların huzur, sükûn içinde yaşamasını ve hayvanî hayattan kurtulmasını temin et­miştir.

December 30th

6.Vecd'in Kısımları

Vecd de hacim (tekellüfsüz gelen) ve mütekellef (zorla gelen) diye iki kısma ayrılır. Bu son kısma tevâcud ismi de verilir. Bu zo raki tevacud'un bir kısmı kötüdür. Kötü olan kısmı, kendisiyle riya ve iflasla beraber şerefli hallerin açıklaması kastolunan kısımdır, Bir kısmı da mahduddur. O da şerefli halleri çağırmak, hile yoluyla çalışıp celbetmek için vecde tevessül etmektir! Zira çalışmanın şerefli hallerin kazanılmasında tesiri vardır. Bunur içindir ki Hz. Peygamber (s.a) Kur'an okuyup ağlaması gelmeyer bir kimseye kendisini ağlar ve üzüntülü göstermesini' emretmiştir. Çünkü bu hallerin, bazen başlangıçlarında zorakilil vardır. Fakat sonradan, bilfiil tahakkuk ederler. Tekellüf zorla ge tirilen halin sonunda kişide tabiileşmesine nasıl sebep olmasın Oysa Kur'an'ı öğrenen bir kimse önce onu 'zorla' hıfzeder. Tan düşünmekle, zihnini hazır etmekle beraber onu 'zorla' okuyabilir Sonra Kur'an okumak onun dilinin daimi bir âdeti haline gelir Hatta kalbi gafil olduğu halde, ister namazda ister başka yerlerde dili kendi kendine Kur'an okur. Bazen surenin tamamını okuyu] sonuna vardığı zaman adam kendine gelir ve bilir ki, bu sureyi gaflet halinde okumuştur.

5.Semâ'nın Âdabı ve Tesiri

Semânın ilk derecesi dinleyeni anlamak, anladıktan sonra kalbine vaki olan mânâya hamletmektir. Sonra o anlayış, meyve olarak vecdi verir, vecd de azalarla hareketi doğurur. Bu bakımdan şu gelecek üç makama bakılmalıdır.

I. Makam/Fehm
Dinlenilenin anlaşılması, dinleyenin hallerine göre değişir. Dinleyenin dört hâli vardır:

Birinci hâl: Dinlemek, mücerret tabiatla olmalıdır. Yani kişinin dinlemekte nağmelerden ve lahinlerden lezzet almaktan başka haz ve nasibi yoktur. Böyle bir dinleme mübahtır ve dinle menin en aşağı derecesidir. Zira deve de bu derecede insanoğluna ortaktır ve diğer hayvanlar da ortaktır. Hatta bu zevki sadece hayat ister. Bu bakımdan her hayvan için güzel seslerde bir tür lezzet vardır.

4.Semâ'nın Haram Olduğunu Savunanların Delilleri ve

Semâ'nın haram olduğunu savunanlar, şu ayet ile istidlâl etmişlerdir:
İnsanlardan kimileri de Allah yolundan bilmeyerek saptırmak ve o yolu eğlence yerine tutmak için bâtıl ve boş lafa müşteri çıkar, (kıymet verir)ler... (Lokman/6)

İbn Mes'ud, Hasan Basrî vc Nehâî ayetteki 'lehv'el-hadîs' ifa desi ile teganninin kastedildiğini söylemişlerdir.

Hz. Âişe'nin rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle bu yurmuştur:
Allah Teâlâ şarkıcı cariyeyi, onun alış verişini, onun bedelini ve ona teganni öğretmeyi haram kılmıştır.32

Biz onların bu delillerine şöyle cevap veririz: Hadîste şarkı söyleyen 'cariye'den murad, içki meclislerinde erkeklere şarkı söyle yen kadındır. Zaten biz daha önce yabancı ve nikah düşen bir kadının, fasıklar için ve fitneye düşmesinden korkulan kimseler için, şarkı söylemesinin haram olduğunu söylemiştik. Onlar zaten satılmaz cariyeden ancak mahzurlu olanını kastederler.

3.Semâ'nın Mübah Olduğuna Dair Deliller

Kişinin 'teganniyi dinlemek haramdır' sözünün mânâsı 'Allah bundan dolayı ceza verecektir' demek ise, mücerret akılla bilinmeyen, aksine ayet ve hadîsten bilinebilecek bir hükümdür. Şer'î meselelerin bilinmesi ancak nassa hasredilmiştir veya nass ile sabit olan bir şeyin üzerine kıyas edilir. Nasstan gayem; Hz. Peygamberin sözü veya fiiliyle açığa vurduğu hakîkat demektir. Kıyastan gayem, Hz. Peygamberin söz ve fiillerinden anlaşılan mânâ demektir. Eğer birşey hakkında nass yoksa ve nass ile sabit olan birşeyin üzerine kıyas etmesi de doğru değilse, o şeyin haram olduğunu söylemek bâtıl ve fasittir ve o diğer mübahlar gibi işlenmesinde hiçbir sakınca olmayan bir fiil olarak kalır. Semâ'nın haram olduğuna ne herhangi bir nass, ne de kıyas dela let eder. Bunun hakikati haramlığma meyledenlerin delillerini ce vaplandırdığımız zaman açığa kavuşacaktır. Ne zamanki onların delillerine verilen cevap tamamlanırsa, o şekildeki hareket bu ga yeyi isbat etmeye yeterli olacaktır. Fakat bu sözü açarak deriz ki: Nass ve kıyas birlikte semânın mübah olduğuna işaret etmiştir,

2.Semâ'nın Mübahlığı Hakkında Ulemanın İhtilafı

Semâ'nın Helâl Olup Olmadığı Hakkında Âlimlerin ve Mutasavvıfların Görüşleri

Semâ bir başlangıçtır. Semâ'nın meyvesi olarak kalpte bir hâl meydana gelir. Buna vecd adı verilir, vecd de azaların harekete geçmesini sağlar. O hareketler intizamlı bir şekilde olmazsa böyle bir harekete ızdırab adı verilir veya intizamlı bir şekilde olursa ona da tasfik (el çırpma) ve raks adı verilir. Bu bakımdan biz önce semâ'nın hükmüyle işe başlayalım.

I. Derece
Biz bu husustaki mezheplerin ve meşreplerin hakikatini izah edici sözleri nakledecek, sonra bunun mübah olduğuna dair delil leri zikredecek, sonra da haram olduğunu iddia edenlerin delille rine cevap vereceğiz.

1.Giriş

Velilerinin kalplerini sevgisinin ateşiyle yakan, cemâlinin müşahedesi ve huzuruna varmak şevkiyle ruhlarını ve himmetle rini köle edinen Allah'a hamdolsun! O Allah ki, veli kullarının göz ve basiretlerini huzurunun cemâlini mülahaza etmek üzere vak fetmiştir. Öyle ki, o kullar visal ruhunun heva-i nesiminden ötürü sarhoş olmuşlardır. Onların kalpleri celilin azameti nûr ve re vakını mülahaza etmekten ötürü kendinden geçip şaşkına dönmüştür. Onlar dünya ve ahirette O'ndan başka birşey görme mektedirler. Dünya ve ahirette O'ndan başkasını hatırlayıp an mamaktadırlar. Eğer gözlerine bir sûret ilişirse, basiretleri derhal o sûreti yaratana ve o şekilde onu tasvir edene geçip onu seyrederler. Eğer kulaklarına herhangi bir nağme gelirse, kalpleri derhal sevgiliyi hatırlar. Eğer heyecan verici şevke getirici, sevindirici, üzücü, vecde getirici, ıztırap verici veya korkutucu bir ses kulak larına gelirse, şüphesiz ki O'ndan başka sığınacakları merci ol maz. Ancak O'nunla sevinirler. Onlar ancak O'ndan ötürü ızdırap çekerler, O'nun için mahzun olurlar. Onların iştiyakı ancak O'nun nezdindeki ebedî nimettir. Hareketleri ancak O'nun içindir. Gezintileri ancak O'nun faziletleri etrafında olur.

112.Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Vefatı

PEYGAMBER'İMİZİN (S.A.V) VEFATI

Ibni Mes'ûd der ki;

«Aramizdan ayrilacagi sirada Ayse'nin (validemiz için) evinde yatan Peygamber ´imizin yanina girdik. Bizi görünce gözleri yasardi ve söyle buyurdu:

«—Hos geldiniz. Allâh size ömürler versin, sizi korusun ve desteklesin. Size Allah'i ve O'ndan korkmayi tavsiye ederim. Ben size O'nun gönderdigi açiklayici bir ikâz ediciyim. Onun mülkü üzerinde ve O'nun kullari hakkinda sakin Allah'in emirlerine karsi gelmeyin. Ölüm ani, Allah'a dönüs ve Sidret-ül Münteha'ya, cennet barinagina ve dolu kadehe kavusma ani yaklasti.

111.Mizan ve Sırat

Ebû Davud'a göre bir gün Hz. Ayse aglar. Peygamber ´imiz ona

«Niçin agliyorsun» diye sorar. Hz. Ayse (R Anha) «Cehennem aklîma geldi de ondan agliyorum. Siz erkekler Kiyamet Günü eslerinizi hatiriniza getirir misiniz?» der.

Peygamber'imiz (S.A.S.) onun bu sözlerine su cevabi verir:

«— Sâdece üç yerde kimse kimseyi düsünmez. Birinci amelleri tartan Mizan önünde, herkes iyi amellerinin baskin mi çiktigini yoksa hafif mi kaldigini ögreninceye kadar.

Ikincisi amel defterleri dagitilirken, herkes emel deftertnin sag tarafindan mi yoksa sol tarafindan nu veya arka tarafindan mi verildigini ögreninceye kadar.

110.Cehennem Azâbından Kurtulmak

Buhârî'ye göre Peygamber ´imiz sik sik

«Ey Rabb'imiz! Bize dünyada ve âhirette iyilik ver. Bizleri cehennem azabindan koru.» diye duâ ederdi.

Ebû Ya'lâ'ya göre Peygamber ´imiz bir gün sahâbilere hitâb ederken:

«iki önemli konu olan cennet ile cehennemi hiç bir zaman hatirinizdan çikarmayiniz» buyurdu, bu arada gözlerinden süzülen yaslar sakalinin her iki yanini da islatti. Sonra sözlerine söyle devam etti.

"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ahiret ile ilgili olarak benim bildiklerimi bilseniz, toprak üzerinde gezinir ve basiniza toprak serperdiniz.»

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13