Archive - 2007

January 4th

Allah Yolunda Kardeşliğin Mânâsı ve Dünya Yolundaki Kardeşlikten Farkı

Allah yolunda sevmek ve Allah yolunda buğzetmek, çözülmesi gayet güç olan bir konudur. Ancak bizim zikrettiğimiz hakikatlerle bunun üzerindeki perde kaldırılabilir.

Bu hakikatler de şunlardır: Sohbet ya ittifakla veya irade ile vaki olmak üzere iki kısımdır. İttifakla vâki olan sohbet komşuluk sebebiyle veya mektepte bir araya gelmek sebebiyle veya medresede, çarşıda, sultanın kapısında veya seferlerde bir araya gelmek sebebiyle olan sohbet gibi. Sohbetin bilerek ve tercih edilerek yapılan kısmı ise, açıklamasını yapmak istediğimiz kastında olduğumuz kısımdır. Çünkü dinde kardeşlik şüphesiz ki sohbetin bu kısmına dahildir. Zira insanoğlu ancak ihtiyarî fiillere teşvik edilir. Sohbet bir arada oturmak, karışmak ve komşuluk yapmaktan ibarettir. Bu işlerde insanoğlu ancak herhangi bir kimseyi sevdiği zaman onu ister. Zira sevilmeyen bir kimseden korunur ve uzaklaşır. Sevilen bir kimseye gelince... O ya zatından dolayı sevilir. Zatından başka her hangi bir hedefe varılmak için değil, sadece zâtı için sevilir veya onunla herhangi bir hedefe varılmak için sevilir. Varılmak iste nen o hedef de ya dünya ve dünyanın lezzetlerinden biridir veya Allah ve âhiretle ilgilidir. İşte bunlar dört kısımdır:

Ülfet ve Kardeşliğin Fazileti, Şartları, Dereceleri ve

Ülfet ve Kardeşliğin Fazileti
Ülfet güzel ahlâkın meyve sidir. Ayrılık ise kötü ahlâkın (acı) meyvesidir. O halde, güzel ahlâk, sevişme, anlaşma ve birleşmeyi gerektirir. Kötü ahlâkın bozuşma, itişme ve kakışmayı gerektirdiği gibi...

Ne zaman ki, kök güzel ise meyvesi de güzel ve tatlı olur. Güzel ahlâkın dindeki fazileti, gizli birşey değildir. Allah Teâlâ'ın, rasûlüne övgü olarak gösterdiği ahlâk, güzel ahlâktır.
Gerçekten sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin. (Kalem/4)

Hz. Peygamber şöyle demiştir:
İnsanların cennete girmelerine en fazla yardım eden şey, takvâ ve güzel ahlâktır!1

Giriş

Hamd, kullarının seçkinlerini fazilet ve ihsanıyla özel iltifatlarına mazhar kılan Allah'a mahsustur.

O Allah ki, o kullarının kalpleri arasında ülfet meydana getirmiş, onlar da o sayede onun nimetiyle kardeş olmuşlardır. Onların kalplerinden kin ve nefreti söküp atmış, böylece onlar dünyada dost ve sırdaş olmuşlardır. Ahirette de refik ve dost olacaklardır.

Hz. Muhammed Mustafa'ya, âline ve ashâbına salât ve selâm olsun! O ashâb ki, Hz. Muhammed'e tâbi olmuş, fiil, adalet ve ihsanda onun yolunu takip etmişlerdir.

Allah için sevmek ve Allah'ın dininde kardeş olmak ibadetle rin en faziletlilerindendir. Âdetleri yerine getirmek de, itaat ve iba detlerden istifade edilenin en latif ve zarifidir. Bu sevişmenin bir takım şartları vardır. İnsanoğlu ancak o şartlara riayet ederek sevişir, Allah yolunda birbirlerini sevenlerin zümresine katılırlar. Yine bu birbirini sevmede birtakım haklar vardır. Kardeşlik, on ları gözetmekle, bulanıklıkların şüphesinden ve şeytanın vesvese lerinden kurtulur. Bu nedenle bu kardeşliğin haklarını yerine ge tirmekle insanoğlu Allah'a yakınlaşır. Şimdi o hakları göreceğiz.

January 3rd

Çarşaf/peçe yerine Manto/eşarp

Tesettür

Zaman tünelinde, fazla değil sadece yüz sene öncesine gitme imkânımız olsaydı da o günün Osmanlı pâyitahtı olan İstanbul'un en kalabalık caddelerinde dolaşsaydık, acaba bugün Anadolu'nun ne ücra bir kasabasında gördüğümüz kadın manzaralarını görmek mümkün olur muydu? Biz ne hâle geldik böyle?

2. Meşrutiyet'ten sonra İttihad ve Terakki iktidarının başladığı günlerde, devlet dairelerine ilk alınan bir kadın memurun söylediği şu hikâye, bize bir şey anlatır mı acaba?

Bayan Feride şöyle diyor:

"İstanbul'un eski bir ailesine mensubum. O devrin bütün ilim ve siyaset adamları ile görüşür, tanışırdım. Gençtim, okumuştum. Herkesin bana bir saygı, bir sevgisi vardı. (Şu anlatılanlara elbette bir mim koymuşsunuzdur! M.K.) İttihad ve Terakki'nin ilk devri idi. Bir gün yakından tanıdığım Cemal Paşa, hayata atılması lâzım olan kadınlarımıza örnek olmamı, bunun için de teklif edeceği vazifeyi kabul etmemi rica etti. O zamanlar oğlum İrfan henüz küçüktü. Fakat ben bunu mazeret saymayarak, maaşa ihtiyacım bulunmadığı halde teklifi kabul ettim. (İhtiyacı olmadığı halde teklife balıklama atlayan bu bayanın kadınlarımıza nasıl bir örnek olduğunu anlamak için, bugün sokaklara bakmak yetmez mi? M.K.)

3.2 III. Rükün

Uyarıcılığın üçüncü şartı uyarılanın olmasıdır. Uyarılanın durumu öyle olmalıdır ki yasak olan fiil, kendisi hakkında münker sayılabilsin. Burada en az kifayet edici nitelik, insan olmaktır. Mükellef olması şart değildir. Çünkü biz daha önce 'eğer çocuk içki içiyorsa, içki içmekten menedilmeli ve uyarılmalıdır' demiştik, velev ki bu durum, çocuğun bâliğ olmasından önce olsa dahi. Uyarılanın akıllı olması şart değildir. Zira biz daha önce demiştik ki; 'Deli bir kimse deli bir kadınla veya bir hayvanla zina ederse, onun böyle yapmaktan menedilmesi farzdır'.

Dinde tâviz yasak!

Cenab-ı Hak, dininden zerre kadar tâviz verilmesini yasakladığı gibi, tâviz vermeye ednâ, yani zerre kadar meyli de yasaklamaktadır. Bu hususta birinci muhatap olarak Peygamber Efendimizi (asm) almakta ve tâviz vermesi durumunda onu şiddetle cezalandıracağını beyan buyurmaktadır. Bu konu ile ilgili âyet-i kerimelerin meâline muteber tefsirlerde yer aldığı şekliyle bakalım:

“Habibim! Biz inâyet-i İlâhiyemizle seni hak üzere sabit kılmamış olsaydık onların hud’alarının kuvvetine binâen tekliflerini kabule meyleder ve azıcık yaklaşırdın.” Yani; meyletmedin velâkin hilelerinin kuvveti meyletmeye yaklaştırdı velâkin biz himaye ettik, sen de yaklaşmadın.” (Hülasatü’l Beyan, İsrâ Sûresi / 74)

January 2nd

ZİNA VE İÇTİMAİ MEZALİM

Düşününüz bir kere, zina ile birlikte daha nice sosyal zulüm ' örnekleri meydana çıkmaktadır? Ve bunların birbirleriyle olan bağlantılarının derecesi nedir? Madde madde gözden geçire lim:

1- Zâni, herşeyden önce, kendisini habîs hastalık (emrazı zühreviye) tehlikesine maruz bırakmaktadır. Bu şekilde, sadece bedenî kuvvetlerini sosyal hayatta faydalı olan işlere sarfetmemekle kalmaz; belki aynı zamanda içinde yaşadığı cemiyete va ileride gelecek olan nesle de zarar vermiş olur.
Belsoğukluğu (gonorroea) hakkında her tabip, her doktor şunu söyler:

MİLLİ İNTİHAR

Şehevî arzulara düşkünlük, ailevî meselelere karşı alâka­sızlık, resmî karı-koca hayatından nefret ve evlilik müessesesi bahsindeki gevşeklik gibi unsurlar, ilerleye ilerleye, kadınlık ma­deninin en yüksek, en şerefli ve en muhterem cazibe ve zevkini teşkil eden "anne olmak" hissini de hemen hemen ortadan kal­dırmıştır.

Sadece medeniyet ve devletin değil, insanlığın ve beşer neslinin devam ve bekası için de zarurî bulunan "annelik" mefhumu meçhule karışmıştır. Bir taraftan doğum kontrolü, gebe kalmamak için alınan tedbirler, öbür taraftan çocuk düşür­mek, daha dünya ışığı görmeden onları ana rahminde boğmak gibi fiiller anneliğin ve anne muhabbetinin yerine geçmiştir. Amerika'da gebeliğe mani olucu ve doğumu önleyici tedbirlere tevessül edilmesi gibi fiiller, bütünüyle, cezaî müeyyide altına alınmış olmasına rağmen, bu gibi vak'alar her genç kız ve erke­ğin şahit olduğu hususlar arasındadır. Kanunen mahzurlu gö­rüldüğü halde, her yerde, hatta denebilir ki bütün bakkal dükkânlarında hamileliği önleyici ilâç ve âletler serbestçe satıl­maktadır. Bu gibi âlet ve ilâçların sadece serbest iş muhitlerinde çalışan kadınlar tarafından kullanıldığnıı zannetmeyiniz. Onla­rı, aynı zamanda mektepli kızlar ve kolej talebeleri de ceplerin­de ve çantalarında daima hazır bulundurmaktadırlar. Neden mi diyeceksiniz? Olur ya, herhangi bir fırsat zuhur edebilir, ve insan, gönlünün hoşlandığı bir dosta rastlayabilir. Bir arkadaş çıkar, onunla buluşmak icap eder. Peki, bu arkadaş veya dos­tun cinsî muamelelere ait âlet ve ilâçları kazara yanında taşıma­ması veya onları evde unutması her zaman için mümkün değil midir? İşte bu sebeple, imkân nisbetinde, tedbirli hareket etmeli, birkaç dakikalık zevk uğruna insanın başını belâya sokucu ih­malkârlıklardan sakınmalıdır.

FUHŞUN YAYILIŞI

Amerika'da fuhşu meslek haline getiren kadınların adedi en azından 400.000 ile yarım milyon arasındadır. (Prostitution in The United States, S.64-69). Fakat Amerikan fahişeleriyle bizim memleketimizdeki (Hindistan) benzerlik hiçbir zaman mukayese edilemez. Çünkü bu iş Hindistan'da nesilden nesile intikal eden bir nevi meslek halindedir. Amerika'da ise durum başka... Zira orada "prostitution" (fuhuş) yapan kadınlar, umumiyetle serbest mesleklerde veya içtimaî faaliyet sahalarının herhangi bir dalın­da çalışmaktadırlar. Bunlar kötü arkadaşlarla düşüp kalkma ne­ticesinde bu yolu tutan ev kadınları, resmî dairelerde vazifeli memurlar veya herhangi bir kuruluşta iş gören kadınlardır.

January 1st

Şeytanın bir silahı: ROMANTİZM

ÖNSÖZ

Din ahlakından uzak toplumlarda çoğu zaman doğrular yanlış, yanlışlar ise doğru olarak tanıtılır. Allah'ın hoşnut olmayacağı, hatalı bir tavır takdir ve teşvik görürken, güzel bir tavır ise son derece sıradan karşılanabilir, hatta eleştiri konusu olabilir. Eğri ve doğruların birbiriyle karışması, dinden uzak yaşayan toplumlarda sıkça rastlanan hatta genel yapıyı oluşturan bir durumdur.

Romantizm de "doğru" zannedilen yanlışlıklardan biridir. Romantizm cahiliye toplumları içinde şefkatli, iyi insanlara has, güzel bir özellik gibi gösterilir. Oysa bir insanın karşılaştığı olaylara duygusal bir yaklaşım göstermesi, kitap boyunca tüm detayları ile inceleyeceğimiz gibi, her yönden son derece tehlikelidir. Çünkü romantizm, insanlar için en önemli ve hayati özelliklerden biri olan "aklı" tamamen devre dışı bırakır.

BEDENÎ KUVVETLERİN ZEVALİ

Erotizmin cemiyete musallat olmasından doğan ilk netice şudur:

Fransızların bedenî kuvvetleri gittikçe zayıflamış, artık işe yaramaz bir nesne haline gelmiştir. Daimî heyecanlar insanla­rın sinirlerini bozmuştur. Nefsanî arzularına esir olmuş, bilâhere bu gibi istekleri dizginlemek ve disiplin altına almak iktidarını kaybetmişlerdir. Diğer taraftan zührevî hastalıklar ala­bildiğine yayılmış, milletin sağlık durumunu tehlikeye düşürücü bir kesafet kazanmıştır. Yirminci asrın başında durum o haldey­di ki, askerî otoriteler, birkaç senelik aralıklarla erlerin yeniden sıhhî muayeneye tâbi tutulmasını kararlaştırmış ve her muayene sonunda da mühim miktarda Fransız askeri "işe yaramaz" ge­rekçesiyle çürüğe çıkarılmıştır. Nitekim, askere alınacaklarda aranan şartlar, öncekine nazaran çok hafifletilmiştir. Fakat buna rağmen, askerî hizmetlerde çalışmayı icap ettiren kabili­yeti haiz olanların sayısı, eskisine nisbetle pek azalmıştı. Bu, gerçek ve doğru bir ölçüydü. Bir termometre hassasiyetiyle kat'î neticeyi veriyordu:

ŞEHVET VE HAYÂSIZLIK HASTALIĞI

Fuhuş ve fahişe ticaretinin bu şekilde yayılıp dal-budak sal­ması, herkesin kolayca elde edebileceği bir nesne haline gelme­si şehvet ve hayasızlığın neticesidir.
Şehevî hisleri tahrik eden uçkur edebiyatı, resimler, sinemalar, tiyatro ve dans salonları bu neticeyi hazırlayan propaganda vasıtaları olarak zikredile­bilir.

Kapitalizm, korkunç bir egoizmle, bir istilâ ordusu misali, her tarafı işgal etmiş, her türlü teknik imkânlardan faydalanarak halkın şehevî hislerini kamçılamış, bu suretle mesaisini sürdür­müş ve menfaatlerini korumasını bilmiştir. Yularını koparan bey­gir gibi, hadiseler alabildiğine genişlemiştir.

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13