Archive - Oca 14, 2007

Sadakayı mı, Zekâtı mı Almak Efdâldir?

İbrahim el-Havvas, Cüneyd-i Bağdadî ve bir grup âlim, sadaka almanın, zekât almaktan daha üstün olduğunu söylemişlerdir. Çünkü zekât almak, miskinleri sıkıntıya sokar. Bir de çok zaman, kişide Kur'an'da beyan edilen ve insanı zekâta müstehak kılan sıfatlar tam anlamıyla görülmez. Sadaka ise, zekâttan daha geniştir.

'Zekâtın alınması, sadakadan daha üstündür' diyen âlimler ise, şu delili ileri sürmektedirler: Zekât almak, bir müslümanın boynundan farzı kaldırmaya yardım etmektir. Eğer yeryüzündeki bütün fakirler zekât almayı boykot ederlerse hepsi günahkâr olur. Bir de zekâtta herhangi bir minnet yoktur. O, Allah Teâlâ'nın rızası için vâcib olan bir haktır. Allah onu muhtaç kullarına rızık olarak vermiştir. Hem de zekât ihtiyaç sebebiyle alınır. İnsanoğlu kesinlikle nefsinin muhtaç olup olmadığını bilmektedir. Sadaka ise, dindarlıktan ötürü alınır. Çünkü çoğu zaman, sadaka veren bir insan, hayırlı ve sâlih zannettiği kimseyi bulur, sadakasını ona verir. Hem de miskinlerle arkadaşlık etmek, Allah'a karşı kuldan istenilen zillet ve meskenete daha yaklaştırıcı ve kibirden de daha uzaklaştırıcıdır. Çünkü insanoğlu, bazen sadakayı hediye gibi alır. Bu bakımdan sadaka ile hediye arasında pek fark kalmaz. Fakat zekât almak ise, alanın zilletine daha fazla delâlet eder ve ihtiyacı olduğunu kesinlikle belirtir.

Sonuç

Bu mânâları bildikten sonra, sadakanın gizli veya açık verilmesi hususunda naklolunan ihtilâf, meselenin aslında olan bir ihtilâf değildir, sadece insanların halindeki bir ihtilaftır. Bu konunun üzerindeki perde şu şekilde kaldırılabilir.

Biz kesin olarak sadakayı gizli vermenin her halukârda daha efdâl ve üstün olduğunu söyleyemeyiz veya sadakayı açıkça vermenin de her zaman için daha üstün olduğu iddiasında bulunamayız. Bu durumlar, niyetlerin değişmesiyle değişmektedir. Niyetler de haller ve şahıslara göre farklılık arzeder.

Bu bakımdan ihlâslı bir kimse, daima nefsini kontrolu altında bulundurmalıdır ki gururun ipiyle nefsini tehlike kuyusuna sarkıtmasın. Tabiatın teşviki ve şeytanın hilesiyle aldanmasın. Sadakayı gizli vermenin mânâlarında hile ve aldanma daha fazla olmakla beraber her ikisinin de müdahalesi vardır. Fakat gizlilikteki hile müdahalesi, tabiatın meylinden doğar. Çünkü açıkça sadakayı almak; derecesinin alçalmasına, insanların gözünden düşmesine, halkın sadakayı alana istihfaf, verene de verici ve ihsan edici gözüyle bakmasına da vesile olur. İşte en gizli ve tehlikeli hastalık budur. Bu hastalık nefiste gizlidir. Şeytan bu hastalık vasıtasıyle daha önce gizli verilen sadaka hakkında söylediğimiz beş mânâyı ileri sürerek, daima insanı sadakayı gizli kabul etmeye zorlamaktadır.

Sadakanın Gizli veya Açık Verilmesi

İhlâs arayıcıları, bu hususta ayrı ayrı görüşlere sahiptir. Bir kısmı, sadakanın gizlenmesinin daha faziletli olduğu fikrine meyyâldir. Başka bir grup da açıkça verilmesine taraftardır. Biz bu görüşteki mânâ ve tehlikelere işaret ettikten sonra hakikatin perdesini kaldıracağız.

Sadakayı Gizli Vermenin Beş Anlamı
1. Sadakayı gizli vermek sadaka alanın gizli kalmasına daha fazla yardım eder. Zira onun açıkça sadakayı alması, mürüvvetinin perdesini yırtmaktır. İhtiyacını belirterek afiflik durumundan çıkmaktır. Mahbub olan korunma hududunu da aşmaktır ki bu korunma hududu sayesinde, câhil kimseler o hududa dikkat eden fakirleri zengin sanırlar.

OLUMSUZ VAHŞİ KADIN TİPLERİ

Kadınların tabiatında denetlenemeyen bir tür vahşilik olduğunu söylerken ne demek istiyoruz? Bu, bazı kriz anlarında ortaya çıkan birşey olsa gerek. Psikologlar, kadınlardaki bu denetlenemeyen yönün güvensizlik, korku, güçsüzlük, kıskançlık gibi zayıf ânlarda ortaya çıktığını ve bunun sürekli hale gelerek bir “gölge karakter” oluşturduğunu söylüyorlar.

Çocukken eğer sevimli-şirin olmak, gülümsemek işe yaramazsa, somurtmanın ve sessiz olmanın anne babamızın dikkatini çektiğini öğrendik. Ya da anne babamızı bıktırıp bize istediğimiz ilgiyi gösterene kadar huysuzluk etmeyi, bağırıp-çağırmayı. O da olmazsa sürekli hoş görünmeye çalışarak istediğimiz ilgiyi elde etmeyi. Bu çocukluğumuza has yöntemleri, bir yetişkin olarak, çevremizdeki insanların ilgisini çekmek için kullanmaya devam ediyorsak, bu çocuksu masumluğu aşar ve artık adı konulur; bunun adı vahşiliktir. Yetişkin olmak, ahlâkî olarak gelişmek, şahsiyetimizi oluşturmak, varlığımızı anlamlandırmak demekse, çocukken oynadığımız bu oyunlar büyüdükçe sevimliliğini kaybeder ve vahşi bir hâl alır. Anlayacağınız, bu vahşi gölgemiz, eğer yetişkinler olarak bizi hala takib ediyorsa yüzleşmemiz gerektiğini anlamamız gerekir. Doğrusunu söylemek gerekirse, kızlar genelde böyle çocuksu bir rol üzerinde eğitilmekteler. Sevimli, güzel, çekici “görünmek” ekseninde yönlendirmelerle bazı kalıpların içine sokulmaktalar. Görünmek değil “olmak” hedeflendiği zaman eğitimden sözedilebilir halbuki; “görüntü” adı üstünde hayâlî birşeydir çünkü. Bu da karşımıza çıtkırıldım, aşırı hassas, güvensiz veya tam tersi aşırı erkeksi kızlar çıkarmaktadır. Neticede ehlileştirilmesi gereken bazı vahşi gölgeler peşimizde tırıs giderken, “kadın olmak” ile “kadın gibi görünmek” arasında seçim yapmamız gerekecektir er veya geç.

Gece Virdleri

Gece virdleri beş tanedir:

I. Vird
Güneş battığı zaman, akşam namazını kılmalıdır. Akşam ile yatsının arasını Allah'ın zikriyle ihya etmeye çalışmalıdır. Bu virdin sonu yatsı namazının vaktinin gelişini bildiren kırmızı şafağın batışına kadardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Kasem ederim şafağa... (İnşikak/16)

Allah (cc) ayette, bu vakte yemin etmektedir. Bu vakitte kılınan namaz, Kur'an lisânında Nâşiete'l-Leyl diye tâbir edilen namazdır.
Zira bu vakit, gece saatlerinin ilkidir ve şu ayette zikrolunan anlardan biridir.

Nafile Sadakanın Beyan ve Fazileti

Hadîsler

Bir hurma ile de olsa sadaka veriniz. Çünkü sadaka olarak verilen o hurma, açın ihtiyacını giderir. Suyun ateşi söndürmesi gibi günahı da söndürür.38

Bir hurmanın yarısıyla olsa bile sadaka vererek ateşten korunun. Eğer yanınızda sadaka verecek birşey yoksa dilenciyi güzel bir sözle savuşturun.39

Müslüman bir kul, helâl olarak kazandığı maldan sadaka verirse ki Allah da ancak helâlden verileni kabul eder Allah Teâlâ o sadakayı sağ eliyle kabul eder ve herhangi birinizin deve yavrusunu büyüttüğü gibi onu büyütür. Öyle ki, sadaka olarak verdiğiniz bir hurma, Uhud dağı kadar olur.40

Zekât Alan Kimsenin Vazifeleri

Zekâtı alan kimsenin vazifeleri beştir:
1. Bilmelidir ki, kendisine zekât verilmesini Allah Teâlâ vâcib kılmıştır. Bunun bu şekilde bilinmesi, himmetin birleşmesine ve şükrün bir hedefe yönelmesine vesile olur; çünkü Allah Teâlâ, insanları hedeflerinin bir olmasına zorlamakta ve bununla mükellef kılmaktadır. Bu hedef Tevhid ve Ahiret'tir. Allah Teâlâ bize bu hedefi açıkça göstermektedir:
Ben insanları ve cinleri ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım. (Zâriyat/56)

Fakat hikmet-i ilâhîsi kula, şehvet ve ihtiyaçlarının musallat edilmesini dilemiştir. Üzerine musallat edilen bu şehvet ve ihtiyaçlar da kulun himmetini dağıtmaktadır. Buna karşılık kerem-i ilâhîsiyle nimetini, kulun ihtiyaçlarına kifayet edecek derecede artırmak dilemiştir. Bu sırra binaen çok mal yaratmış ve bunları da ihtiyaçları giderici âletler olsun ve ibadetler için vesile kılınsın diye kullarına vermiştir. O, bazı kullarına, deneme ve bela kabilinden çok mal verdi ve böylece onu tehlikeye sürükledi. Bazılarını da sevdi ve onu dünyada tıpkı şefkatli bir kimsenin hastasını koruması gibi korudu. Dünyanın fazlalıklarını ona vermedi.

Zekâta Müstehak Olmanın Şartları ve Zekât Almanın adabı

Kişiyi Zekâta Müstahak Kılan Sebepler
Zekâta ancak Benî Hâşim ve Benî Muttalib soyundan olmayan hür bir müslüman müstahaktır. Zekâta müstahak olan bu müs
lümanda Allah Teâlâ'nın kitabında zikredilen sekiz sınıfın özelliklerinden birisi mevcuttur. Bu bakımdan zekât, kâfire, köleye, Benî Hâşim ve Benî Muttalib'e mensup bir kimseye verilemez.

Çocuk ve deliye gelince, onların velîleri, kendi yerlerine zekâtı kabul ettiği takdirde onlara verilir. Bu bakımdan biz sekiz sınıfın vasıflarını beyan edelim:

I. Fakirler
Fakir, malı olmayan ve çalışmaya gücü yetmeyen kimse demektir. Eğer kişinin yanında günlük nafakası ve hâline münasip elbisesi bulunursa, fakir sayılmaz, fakat miskindir. Eğer günün yarısına yetecek derecede nafakası varsa, fakirlikten çıkmaz. Beraberinde kamis iç gömlek bulunur, mendili, mesti ve donu bulunmazsa, sırtındaki kamis kıymeti de, satıldığı takdirde, fakirlerin hâline uygun kamis, mendil, mest ve don almaya yetmezse, yine fakirdir. Çünkü şu anda muhtaç bulunduğu şeyler yanında yoktur ve onları elde etmekten de âciz bulunmaktadır.

Bedevî, Câhil, Geri Toplumlar Okumaz

İNSAN niçin okuma yazma öğrenir? Elbette okumak ve yazmak için. Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım ve kendimizi sorguya çekelim:

Biz ne okuyoruz, ne yazıyoruz?..

Vatandaş yüksek tahsil yapmış ve diplomasını alalı onbeş yıl olmuş.Bu müddet zarfında bir tek edebî, tarihî, ilmî, kültürel kitap okumamış.

Gazete okuyormuş...Yahu gazete okumaya okumak denir mi?

Madem ki, okur-yazar vatandaşsın, mutlaka düşünce kitabı okuyacaksın, edebiyat kitabı okuyacaksın, tarih kitabı okuyacaksın, faydalı ve değerli kitap okuyacaksın.

Okunması gereken şeylerin bir ana sıfatı da kalıcı olmalarıdır. Günlük gazetelerin ömrü eskiden 24 saatti. Şimdi bir kaç saatte ölüyorlar, eskiyorlar.

ibadet hayatımızı kemiren virüs: tembellik

Osman Arpaçukuru

Hayatı mahveden beden yorgunluğu değil, kafa yorgunluğudur. Bu yorgunluk yaşamımızda büyük bir problemin de nedenidir: Ertelemek ve geciktirmek. Bunun altında yatan temel neden ise tembellik olarak kendini gösteriyor. Erteleme ve geciktirmenin, işleri tembellikle yapmanın sonucu ise; gerçekleşmediği için işin ortaya çıkabilecek güzel sonucundan mahrum olunmasının yanı sıra gerçekleşmemesinin yol açacağı eksikliğin olumsuzlukları ve yapılan işten haz ve zevk alınmamasıdır.

Tembellik, bir isteksizliğin ve hareketsizliğin belirtisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu, ölçüsüzlük ve itaatsizlik olarak da açıklanabilir. Çünkü bu tür insanların tutum ve davranışları belirli standartlara ve ölçülere uymamaktadır. Tembellik sadece kişinin hataları ile değil; başta aile ve okuldaki eğitim, terbiye ve ilişkilerin sonucunda ortaya çıkabilmektedir.

Canınız sıkılıyorsa bir seçeneğiniz daha var

Oğuz Saygın

Canının sıkıldığını söyleyen kişilere şunları söylüyorum: "Bir seçeneğin daha yar biliyor musun:" Karşımdaki kişi merakla bu seçeneğin ne okluğunu soruyor. Verdiğim cevap daima onları tebessüm ettiriyor.

"Canınız sıkılıyorsa bir seçeneğiniz daha var. Canınız sıkılmayabilir." Tüm insanlar genellikle olumlu yönde gelişmek isterler ama bir çok kişi bunu başaramaz. Çünkü insanların çoğu değişmek isterken bunun için gerekli olan içindeki büyük gücün farkına varmaz. Bunun farkına varanların birçoğu da bu güce ulaşmanın yollanın bulamaz. Kişisel gelişim sektöründe deli olan kişinin tarifi şöyledir: Hep aynı davranışlarda bulunarak farklı sonuçlar bekleyen kişi. Değişimin Şarttan (4-İ Kuralı) İhtiyaç. İstek, İnanç, İtimat. Değişim arzu eden kişinin ilk önce buna ihtiyaç duyması gerekmekledir İkinci şart değişimi istemektir. Değişmeye ihtiyaç duyan bir kişi eğer kararında sebat ederse kolaylıkla gelişim basamaklarını tırmanmaya başlar. Ayrıca değişimin olabilmesi için değişime inanmak gerekir. Değişimde inanç faktörü son derece önemlidir.

kişisel gelişim aldatmacası

Mehmet Zeren

Her devrin hakim bir ideolojisinin, bir fikrinin olduğu, açık ve su götürmez bir hakikattir. Bizim son yüz elli yıllık tarihimizde bu değişmez bir çizgi olmuştur. Fazla değil yirmi, otuz yıl geriye gidildiğinde; solculuk, ülkücülük v.b. gibi düşüncelerin yıllara damgasını vurduğu görülecektir.

Kanaatimce yaşadığımız bugünlere hakim olan akım kişisel gelişim adı altında sunulan şeydir. İşin hakikati bu furya bir akım haline veya gelmek üzeredir. Ferdi ve "Beni" ön plana çıkarmaya çalışan bu akım öz kültürümüzün esas aldığı insan tipine taban tabana zıt bir hal üzeredir. İşte bu haliyle islamın ve Kur'an'ın çizdiği insan tipinden kaçış ve pozitivistmeteryalist bir insan tipinin ikamesi esasına dayandığı görülmektedir. Kişisel gelişim adı altında sunulmaya çalışan şey batı kültürünün mahsülü olan pozitivist anlayışın insan şahsiyetine tatbiki olarak karşımıza çıkmaktadır.

Farkında Olmak

--------------------------------------------------------------------------------
Mehmet Güllüoğlu

Hayat farkında olmaktır dünyanın. İslam farkında olmaktır hem dünyanın hem de yarının. Yarından kastım sadece ertesi gün değil elbette. Ertesi günlerin bitmediği günler.
Sizi siz yapan farkında olduklarınızdır. Kimi anneliğin farkındadır. Kimi babalığın. Kimi marangozluğunun sırlarını bildiği için marangoz, kimi doktorluğun. Kimi farkında olduğu için müslüman, kimi olmadığı için değil.
İşte tam bu noktada başlıyor bizim duruşumuz. Dünyaya, ülkemize, milletimize, sülalemize, ailemize, eşimize, çocuğumuza, komşumuza gördüğümüz ve göremediğimiz - ki bu da en az gördüklerimiz kadar önemlidir- her şeye karşı sorumluluğumuz ya da sorumsuzluğumuz işte tam burada yani, farkında olmamızla başlıyor.

Tecerrüd (Anlamayı Engelleyen Herşeyden Uzaklaşmak)

Kur'ân anlayışına mâni olan şeylerden kaçınmak gerekir; zira insanların çoğu, şeytanın kalplerine gerdiği perde ve sebeplerden ötürü Kur'an'ın mânâlarını anlamaktan menedilmişlerdir. Böylece Kur'ân sırlarının hikmetleri kendileri için perdelenmiş ve basiretleri onu göremez olmuştur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Eğer şeytanlar, Ademoğullarmın kalpleri etrafında cirid atmasaydılar, Ademoğulları melekûta bakabilecekti.40
Kur'an'm mânâları melekût aleminin cümlesindendir. Zahirî duyulardan gizlenip ancak basiret nuruyla müşahede edilen herşey de melekût alemindendir.

Bi’ beş dakkan var mı?

SENAİ DEMİRCİ
Büyükçe bir parkın banklarından birinde orta yaşlı bir adam uzakta oynamakta olan oğlunu seyrediyordu. Bu sırada yanındaki banka bir kadın ilişiverdi usulca. Kaydıraktan kayan kırmızı tişörtlü çocuğu işaret etti: “Şu kayan benim oğlum!” “Allah bağışlasın, pek güzel bir çocuk!” dedi adam.
“Salıngaçtaki mavi gömlekli de benim oğlum!” Sonra saatine bakıp, oğluna seslendi, “Ne dersin Ahmetçiğim eve dönelim mi?” Ahmet yalvarırcasına konuştu; “N’olur baba, beş dakika daha!” Adam başını sallayarak onayladı. Ahmet salınmaya devam etti. Aradan dakikalar geçti, adam oğluna tekrar seslendi: “Gidelim mi Ahmet?” Ahmet tekrar yalvardı babasına, “N’olur baba, beş dakika daha!” Bu sırada, tahterevallide bir arkadaş bulmuştu kendine. Adam tebessüm etti, yerine oturdu: “Tamam, tamam!”

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13