Archive - Kas 2006

November 10th

Kadınlar,DİKKAT!

BİR 'ERKEK HAREKETİ' olarak feminizmin kadına verdiği zarar onu erkekleştirmesi, erkeğe verdiği zarar onu kadınlaştırması, aileye verdiği zarar taşları yerinden oynatması, çocuklara verdiği zarar onları 'babalaşmış anneler' ve 'anneleşmiş babalar' ile yüzyüze getirmesidir. Rabb-ı Rahîm'in çok hikmetler ile koyduğu ve birbirini tamamlar nitelikteki farklı özellikler, feminizmin elinde bir rakibe dönüşmüş; sonuç itibarıyla, kadınlar erkekleşmiştir.

Feminizm bir erkek hareketidir, dedik. Çünkü, feministlerin tezlerine ve icraatlarına bakarsak, bütün yapıp ettikleri, erkeğin yaptığı işleri kadının da yapabildiğini göstermektir. Kadın da erkek gibi işadamlığı yapabilir, onun kadar hızlı koşabilir, onun kadar iyi siyasetçi olabilir, vs. vs. Feminizm, güya kadını 'aşağı' mevkiinden kurtarma uğruna ona hedef olarak erkeklerin yaptığı işleri gösterdiğine göre, feminizmin ölümcül zaafını tesbit etmek hiç de zor değildir. Feminizm, erkeklerin konumunu yücelten, o yüzden kadını da 'yücelmek' için erkekleşmeye zorlayan bir harekettir. Saikleri itibarıyla, bir 'kadın hareketi' değil, bir 'erkek hareketi'dir; erkekleşme hareketidir.

HAYATINIZI YAŞIYORMUSUNUZ YOKSA SADECE SEYİRCİMİSİNİZ?

Hayatı biriktiremezsiniz;
ya her anını yaşayacaksınız,
ya da ziyan edeceksiniz.

AKŞAMLARI NE YAPIYORSUNUZ?
Dümdüz bir soru size: Akşamları evde ne yapıyorsunuz?

Koltuğa uzanıp, hiç tanımadığınız Amerikalı dedektiflerle, hiç
tanımadığınız Amerikalı haydutları mı kovalıyorsunuz?
Yoksa yerli dizilere kaptırıp hiç bilmediğiniz konaklarda yaşanan
hayatları mı seyrediyoruz?

Dört saat televizyon seyretmenin sekiz saat çalışmak kadar beyni yorduğunu
biliyor musunuz?

İki türlü hayat var:
1. Yaşanan hayat,
2. Seyredilen hayat,

November 9th

Göz Zinası!

Yabancı kadınlara bakmak gözü zayıflatır, kalbi karartır. Kur'ân-ı kerimde mealen buyurulduki:

"Ey Resulüm, mü'minlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar! Müslüman kadınlar da zinetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!" (Nur 31)

Peygamber efendimiz de "göz zinası" hakkında buyuruyor ki:

"Azab-ı ilahiden korkarak, başını yabancı kadından çevirene, Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur.)

"Harama bakmıyan gözler, Cehennem ateşi görmez."

"Kadına, şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp, Cehenneme atılır."

Zina Günâhı ve Zararları

Zina etmek büyük günâhtır. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen, "Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur" buyuruldu. (İsra 32)

Zinaya yaklaşmayın demek, zinaya götürecek sebeplerden, hareket ve işlerden sakının, yabancı kadınları düşünmeyin, onlarla konuşmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, demektir. Açık saçık giyinmek, kötü işlere yol açabilir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:

"Fuhşun açığına da, gizlisine de yaklaşmayın." (Günahların zina gibi büyüğü olsun, bakmak gibi küçüğü olsun hiç birine yaklaşmayın!) (En'am 151)

Evliliğin Dinimizdeki Yeri

Temeli sağlam olmalı:

İnsan, yaratılmışların en üstünü, en şereflisidir. Dünya ve dünyanın içindekiler, canlı cansız herşey insan için yaratılmıştır. İnsan neslinin devamı da, erkek ve kadının evliliği ile ailenin kurulması ile mümkün olmaktadır.

Âilenin temelini karı-koca teşkil eder. Kadını zelil, erkeği sefil ve rezil etmeden, toplum içindeki yerlerini almasını sağlayan İslamiyettir.

Kadın ve erkeğin bir arada bulunmasının en güzel şekli, İslamiyete uygun bir evliliktir. Kurulan yuvanın başlangıçtan sonuna kadar huzurla devamı, erkek ve kadının görevlerini bilip buna göre yaşamaları ile mümkün olabilir.

HAYANIN GÜZEL AHLAKTAKİ YERİ VE DEĞERİ

Utanma hissi, imanın ayrılmaz bir lazımı ve güzel ahlâkın en yüksek derecelerindendir. Hayasız kimsede iman aramak, ölüde can ara-mak gibidir.
Hayâ, iman ile o derece kaynaşmış bulunmaktadır ki, birinin varlı-ğı, diğerinin mevcudiyetine bağlıdır. Eğer bir vücutta can varsa hare-ket ve faaliyet de vardır. Bunların yokluğu, o cesetten canın ayrıldığı-nın delilidir. Aynen bunun gibi, iman bulunan kimsede Hakk'tan ve halktan utanma duygusu olacaktır, olmalıdır. Hayasız insan imansız, imansız kimse de hayasızdır.
Vücut ikliminde haya güneşi ışımaya başlayınca, fert ve cemiyet-te, derece derece haya müşahede edilmeye başlar. Utanma hissinin ilk mertebesi, ayıplanmaktan çekinerek çirkin şeyleri terk etmektir. Bu duygu kuvvet kazandıkça, sahibini hem fenalıklardan alıkor hem de iyi ve güzel şeyleri işlemeye sevk eder.

AHLÂKIN DÜZELTİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?

İslâm dini ahlâk güzelliğine büyük bir değer vermiş ve bizleri bu seciyyeye sahip olmaya teşvik etmiştir.

Büyük bir ahlâk üzerine bulunduğu Kur'an-ı Kerim ile tescil ve tebcil edilen Peygamber Efendimiz, güzel ahlâka sahip olmayan kimseleri, huylarını güzelleştirmeye teşvik edip "Ahlâkınızı güzelleştiriniz" (8) buyurmuştur.

Bazı kimseler, huyun değişmeyeceğini ileri sürüp fena alışkanlık-larına devam etmekte; "Huylu huyundan geçmez" diyerek sövüp saymada, yalan söylemekte ve bir çok kötü huylara devamla kendini ma-zur saymaktadır. Bir kısım şahıslar da efendimizin ahlâkı güzelleştir-meye dair emrini dikkate alıp kötü huyu iyi hale getirmenin mümkün olacağı görüşünü müdafaa etmektedir.

MAZİDEKİ AHLAKIMIZ VE BU GÜNKÜ AHVÂLİMİZ

Milletleri ayakta tutan değerlerin maziden hâle aktarılabilmesi, o milleti asırlarca ve yüz aklığı ile yaşama imkânına sahip kılar. Fakat geçmişini unutmuş veya inkâr etme küstahlığını gösteren topluluklar, çöküntünün en acı örneklerini vermişlerdir.

Şerefli geçmişe sahip bir millet, mazi ile istikbâl arasında köprü kurabilmiş ve geleceğe ışık tutabilmiş ise varlığını devam ettirme düşüncesini sağlam temeller üzerine oturtmuş demektir.

Tarihe sığmayan mâzimizi unutturma gayesiyle, yolumuza kurulmuş tuzakların farkına varmayacak olursak ve hele düşmanların savurduğu yalan ve iftiralara inanmak gibi ahmakça bir dalâlet örneği verirsek, tarla köstebeklerinin itlâfında kullanılan usulle, kendi intiharımızı hazırlamış oluruz.

November 7th

AHLAKİN KORUNMASI VE ÖFKE

Ahlâk dini olan İslâm, güzel huylara büyük bir değer vermiş ve mensuplarını bu yüce hasleti korumakla mükellef tutmuştur.

Mânevî değerlere sahip olmak, her insanın arzusudur. Lâkin onu korumaya pek az kimsenin dikkat gösterdiği gün ışığı kadar açıktır.
İnsanlık şerefini ayaklar altına düşüren ve güzel ahlâkı bozan davranışların başında "Öfke" gelmektedir.

Öfke, nefse dayanan bir gadap halidir. Doğuşu ve gelişmesi, bâtıla dayandığı için neticesi zararla son bulur. "Buğdu fillah" adı verilen hak nâmına kızmayı, öfke ile karıştırmamalıdır. Öfke, faziletleri soldurur. Allah için buğz ise ahlâkı oldurur ve kemâle ulaştırır.

AHLAKIN MENŞEİ VE FELSEFE

İnsanoğlunun fıtratında her şeyin aslını ve kaynağını araştırma temayülü vardır. Beşer, bu merakın sevkiyle, kelimelerin iştikak noktalarından tutunuz da sanatkârların pîrine varasıya kadar pek çok şeyin menşeini araştırmak lüzumunu duymuştur.

Ahlâkın menşeini tedkik de bu meraktan doğmuştur. Bu incelemede varılan netice ise iki kelimede hülâsa edilmektedir: Din ve felsefe!
Felsefe; insan aklının, aklî kanunlara dayanarak, araştırıp ortaya koyduğu bir takım görüş ve hükümlerdir.

Akıl, iman nurundan faydalanmadıkça, İslâm'ın kumandası altına girmedikçe daima yanlıştır ve yanılmaktadır da. Akıl, bazı şeyleri tedkike çalışan bir âlet; iman, bu vasıtaya ışık tutan far gibidir. Gece karanlığında, iniş ve yokuşta, farsız araba ile yolculuğa çıkan şöför misali aklına güvenen felsefeciler; hata uçurumlarından aşağıya yuvarlanıp durmuşlardır. Ayakta kalabilenler de birbirini tekzip etmişlerdir.

RESÛL-İ EKREM'İN GÜZEL AHLAKI

Güzel ahlâkın en canlı mümessili bulunan Efendimiz, hiçbir zaman pörsümiyecek ahlâk-ı hamidenin esaslarını, hadis-i şerifleriyle tesbit etmiş ve kurmuş olduğu bu esaslara ömrü boyunca riayet etmiştir. En güzel bir ahlâk üzere bulunduğu Kur'an-ı Kerim'de tescil edilmiş olmasına rağmen o, daima güzel ahlâkın tâlibi olmuş; yaptığı dualarda Cenâb-ı Hakk'tan sıhhat, âfiyet ve güzel bir huy istemiştir.

Kâinâtın efendisinin bu duaları, güzel huyun kendisinde devamlı olması isteğini aksettirirken değer ve kıymet bakımından ahlâk-ı hamidenin ehemmiyetini ortaya koymaktadır.

November 6th

Eyvah! Çocuğum İnternette!!!

Çocuklarda ve gençlerde, hatta anne-babalarda internet bağımlılığı

üzerine tavsiyeler. Her eve, herkese lâzım!

ESKİDEN anne babalar çocuklarını sokağın ve kötü arkadaşın etkilerinden korumak için çaba gösterir, çabaları sonuç vermediği zaman gelip bize danışırlardı. Bilgisayar ve bunun yan ürünü olan internet hayatımıza girdikten sonra, sokağın ve kötü arkadaşın yerini ‘internet kafe’ler aldı. Anne baba ile duygusal bağları zayıf, aile içinde kendilerini değerli hissetmeyen, okul başarısı düşük çocuklar ve gençler, artık sokak yerine internet kafelere gidiyorlar. Kötü arkadaşın yerini, şimdi internet bağlantısı olan ev bilgisayarları aldı. Bize danışmak için gelen anne babalar, sokak yerine, internet kafelerden ve evdeki bilgisayardan yakınıyorlar.

Gençlere Neden Güvenmiyoruz?

Günlerim gençlerle birlikte geçiyor. Fırsat buldukça, ders aralarında, sohbet ediyoruz. En büyük sıkıntıları, anne babaların ve öğretmenlerin kendilerine güvenmemeleri. Bilhassa anne babalar gençlere, nasihat ederken bile, iğneleyici, suçlayıcı ve yargılayıcı bir dille yaklaşıyorlar: “Biz senin yaşında iken gaz lambasının ışığında ders çalışırdık. Çocukluğumuz yokluk içinde geçti. Öğretmenlerimizi görünce kaçacak delik arardık. Ödevimizi yapmadan okula gitmezdik. Büyüklerimizin yanında lafa karışmazdık...” Uzayıp giden benzeri nasihatler. Genç içinden, “Ne zaman bitecek bu nasihat işkencesi?” der.

Mükemmel Çocuk Yetiştirmenin Üç Altın Kuralı

BAŞLIK DİKKATİNİZİ ÇEKTİ ve yazıyı okumaya başladınız değil mi? İstediğim de buydu zaten. Yoksa ne mükemmel çocuk yetiştirmenin sadece birkaç kuralı vardır ve hatta ne de mükemmel çocuğun tarifi. Ama maalesef orada burada buna benzer başlıklarla yazılmış “mucizevi” reçeteler okuruz sık sık.

Sağlam bir dünya görüşü olmayan Batı medeniyetinin zavallı pedagog ve psikologları dipsiz kuyuya ipsiz inerek ortalama on yılda bir değişen fikirlerle ana-babalara yeni yeni reçeteler sunarlar. Hepsini de “Doğrusu budur, böyle davranın, çocuğunuz mükemmel yetişsin” diye pazarlarlar hep.

Ergenlik çağı, gerginlik çağı!

15 YAŞ CİVARINDAKİ çocuklara, yani ergenlere nasıl davranılması gerektiği, öteden beri bütün anne ve babaların kafalarında yer eden bir sorundur. Bir başka yaygın ifade biçimiyle “gençleri anlamak” (ya da anlamamak), dedelerimiz zamanında bir problemdi, babalarımız zamanında da problemdi, şimdi de problem. Ergen olmak da zor, ergen ana-babası olmak da. Zorlukları kolaylaştıran ise bilgi. Bu sorunlarla defalarca karşılaşmış bir uzmanın bilgi ve tecrübelerine dayanan birkaç tavsiyesi ise faydalı olabilir umarım.

YENİ BİR ERİŞKİN GELİYOR

Psikolojik açıdan ergenlik çağı, çocukluk döneminde temel elemanları (yani hammaddesi) belirlenmiş olan kişiliğin, toplumda bir birey olarak, nasıl bir rolle, nasıl bir şekilde var olacağının belirlendiği, yani gencin erişkin bir insan olarak toplumda kendi adına var olmaya hazırlandığı bir dönemdir. Çocukken her şeyi ailesinden bekleyen, sürekli desteğe muhtaç olan insanın, kendi ayakları üstünde durup kendi yolunu çizebilmesi için de, böyle zorlu bir değişim dönemi geçirmesi kaçınılmazdır zaten. Zahmetsiz rahmet olmaz. Yeni ve kendinden öncekileri aşmış bir bireyin meydana atılması zamanıdır artık. Ve Bediüzzaman’ın ifadesi ile “anne-baba, kimsenin değil ama, çocuğunun kendisinden daha iyi olmasını ister.” İyi ama bu “kendisinden daha iyi” olma, nasıl olacaktır? Eğer çocuk anne-babanın dizinin dibinde, aynı yolda, onların izinde yürürse, ancak onlar kadar iyi olabilir; onları aşamaz ki. Onları aşabilmesi, kısmen de olsa onlardan ayrımlaşması, yeni şeyler denemesi ile mümkündür. Bu da gösterir ki, gencin kendine has bir yol çizmesi, değil şikayet etmek, istenmesi gereken bir şeydir aslında. İşte ergenlik çağı problemlerinin belki de en önemli püf noktası buradadır. Ebeveyn, çocuğunun hâlâ o eski uslu, ana kuzusu halinin devamını isterse, değişime karşı direnirse, bu dönem kolay atlatılamaz. Hatta bazen yirmili yaşlara kadar gecikir. Yoksa yirmibeş yaşında bile hâlâ dizinizin dibinde duran, her sorumluluğu size yıkan bir çocuğunuz mu olsun istiyorsunuz?

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13