Archive - Eki 2006

October 31st

FAYDALI EVLÂD ASİL ANNEDEN DOĞAR

Üç tip kadın vardır: Ev kadını, sokak kadını ve zevk kadını.

Ev kadını; evinin ve erinin kadını olmakla övünen, ırkî ve İslâmî asalete sahip bulunan kadındır. Bu sınıfta yer alan kadın; zevcelik, annelik ve ev hanımlığının gerektirdiği vazifeleri müdrik kadındır.

Sokak kadını, gönül eğlendirmekten başka kaygısı olmayan kadındır. Bu sınıfta yer alan kadının zamanının pek çoğu sokak, sinema, gazino, park, kafetarya ve eğlence salonlarında geçer. Çocuklarının bakımı, evinin işi ve sofranın aşı ile ilgilenme lüzumunu duymaz. So-kaktan artan zamanı olur ve eğlenceye de kanaat ederse ancak o za-man eviyle ilgilenir. Çok defa karnını da sokakta ve ayaküstü doyurur.

October 30th

Aşık olduğunu söyleyen ve hayal ettiğiniz gibi birisi sizinle beraber olmak istese nasıl tepki verirdiniz?

Aile yapımızı masaya yatırıyoruz!

Medya şiddeti körüklüyor

Aile yapımızın emperyalistlerin kullandığı medya ve onun yaydığı kötü alışkanlıklar tarafından bombardıman edildiğini bildiren Özfatura, İslam’ın cemiyet hayatından uzaklaştırılmasıyla beraber, aile içi şiddet, boşanmalar, parçalanmış aileler, dramlar, sevgisiz büyüyen çocuklar, cinnet geçirenlerin arttığını ifade ediyor. Geleneksel aile dayanışmasının yok olmasının artık sıradan ve garipsenmeyen olaylar haline geldiğine dikkat çekiyor. Boşanmalar, şiddet ve hatta aile içi cinsel taciz ve tecavüzlerin arttığına dikkat çeken Özfatura diyor ki: “Boşanma olayları korkunç boyutlara vardı. Toplumsal çöküntünün temelinde ekonomik, kültürel, eğitim yetersizliğinin rolü varsa da, en büyük sebep milli ve manevi değerlerden giderek uzaklaşmak. Türk aile yapısında giderek artan yozlaşma, ahlaki çöküntü, gençliğin uyuşturucu bağımlısı olması ve bunun 10 yaşına düşmesinin en büyük sebebi televole yayınlar. Gençler, idealistler yerine idolları örnek alıyor. Televizyon programlarının yüzde 60’ı şiddet ihtiva ediyor. Her 4 lise öğrencisinden 1’i televizyon bağımlısı.”

ACI GERÇEK

Büyüğü yirmidört, küçüğü ondokuz yaşında iki genç kız...

Ama, baba bir, anne ayrı bu iki kardeşe 'genç kız' demek o kadar zor ki. Yaşadıkları trajedi adeta çökertmiş onları... Bakışları hüzün dolu.

Birlikte oldukları geceler birbirlerine sarılıp sabaha kadar ağladıklarını anlatıyorlar. Sadece ikisinin bildiği trajediyi kimseye anlatamıyorlar. Çünkü anlatılabilecek gibi değil.
Küçük kızın evli annesi, kendi gibi evli kapı komşusuna gönlünü kaptırmış. Şanlıurfa'nın bir ilçesindenmiş adam ve İstanbul'da taksicilik yapıyormuş.

October 29th

Evliliğin gayesi nedir?

"Benim size sorum eşler arasındaki kıskançlıkla ilgili. Eşimin bilgisayar şirketi var. Ben de şu anda 2 haftadır bu şirkette çalışmaya başladım. Eşimin bayağı değiştiğini gördüm. Öncelikle namazlarını aksatıyor (Bunu anlıyordum zaten). Özellikle bayan müşterileriyle samimi bir şekilde konuşuyor. Yapı itibariyle zaten sıcak kanlı birisidir. Ama bayanlarla bu şekilde samimi konuşmaları beni çok ama çok ama çok rahatsız ediyor.

Daha önce uyarmıştım. İsimle hitap etme, hanım de diye o zaman biraz değişmişti. (Bir dönem yine işyerinde çalışmıştım) Şu anda kıskançlık krizine giriyorum diyebilirim. Bunu ona belli etmemeye çalışıyorum. Ama içim içimi yiyor.

Sürekli Rabbime sığınıyorum. Allah’ım bana doğru yolu göster diye. Bu kıskançlık haklı bir kıskançlık değil mi? Eşimi nasıl koruyabilirim? Önceden bayanlarla aynı ortamda bile çalışmak istemediğini söylerdi. Şimdi bazen tokalaştığını bile söylüyor. Eşimle ne şekilde konuşmalıyım? Lütfen bana yardımcı olun. Kendi duygularımı nasıl bastırabilirim? NE
YAPMALIYIM? Cevap verirseniz çok sevinirim. Çünkü gerçekten kendimi iyi hissetmiyorum."

Mehmet Şevket Eygi: Hiçbir işe yarayamıyorum

Müslümanlara yönelik sürekli eleştiriler getiren Mehmet Şevket Eygi, ‘imalat hatası’ bir Galatasaraylı ve aynı zamanda Mülkiyeli. 1960’larda çıkardığı Bugün gazetesi ile her cephede birden savaş ilân etmesini en büyük hata olarak değerlendiren Eygi, toplum tarafından kucaklanmamasının sebeplerini, hatalarını ve pişmanlıklarını Aksiyon’a anlattı.

1969 yılındaki Kanlı Pazar hadisesinde kendisinin kesinlikle bir kastı olmadığını söyleyen M. Şevket Eygi, olayların derin devletin tertibi olduğunu ifade ediyor: “Provokasyondur. Herhangi bir sorumluluğum olsaydı aleyhimde bu konuda dava açılmış olurdu.”

October 26th

ZEHİR...

Uzun yıllar önce Cinde Li-Li adli bir kız evlenir ve ayni evde kocası ve kaynanası ile birlikte yasamaya baslar. Lakin kısa bir sure sonra kayın validesi ile gecinmenin çok zor olduğunu anlar.İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır buda onların sik sik kavga edip tartışmalarına yol acar. Bu cin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır. Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev onun ve annesi ile karisi arasında kalan esi içinde cehennem haline gelmiştir.

Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kız doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır.

RUHÇULUK VE MEDYUMCULUK

Asrımızda, bazı kimseler arasında, ruh çağırma ve ruhlarla temas kurma özentisi mevcuttur. Derinliğine İslâmî bilgisi bulunmayan, hamhayâl sahiplerinin saplanıp kaldığı bir özentidir bu.

Kimi bir masanın etrafında toplanıyor, alfabe harfleri yazılmış bir kâğıdı masa camının altına yerleştirip camın üzerine bir fincan koyuyor, fincanın üzerine de parmaklarını temas ettirerek -kendilerine mâlûm usuller ile- ruhları çağırıyormuş.

Bir kısmı da medyum (uyur konuşur) vasıtasıyla temas kurup kâh babasının veya çocuğunun ruhunu çağırıp, geçmişten ve hâlden sorular açarak heyecanlı dakikalar geçirmektelermiş... Bazan bir şairin ruhunu çağırıp şiirler okutmakta veya bir filozofun ruhunu davet edip hikmetli laflar (!) ettirmektelermiş... Bazı kimseler de ebediyet âlemine göç etmiş bir velinin ruhunu çağırıp tasavvufî neşve ve feyz iktibas etmeye çalışıyorlarmış.

RUH YAPISI VE İNSANLIK

Ruh ve cesedin imtizacı ile meydana gelen insanda, başlıca, üç yapı vardır: Fizik yapısı, fikir yapısı ve ruh yapısı...

Fizikî yapının gelişmesinde ve varlığını devam ettirmekte, insanın diğer canlılarla ortak olduğu göze çarpar. Zira Anatomik yapı, kâh mide ve karaciğerin, kâh amûd-i fıkarî (omurilik) sisteminin ihtiyacını hissetmekte, gelişme ve faaliyetlerini devam ettirmektedir.

Fikir ve bilhassa ruh yapısının varlığından haberdar olmayan veya bu yapılara ehemmiyet göstermeyen kimseler, ruh itibariyle ve fikir cephesiyle insanlıktan nasibi olmayan "biyolojik insan" örneğini teşkil etmektedirler.

RUH HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ

Lügat mânâsı itibariyle "Ruh"; nefs, soluk, can mânâlarında kullanılmakta (44) ve "Maddî hayat olan vedîa-i ilâhî"ye isim olmaktadır (45).

Felsefeciler; "Ruh'un cisim olmadığını, binefsihî kaaim bir cevheri mücerred olduğunu, bir mekânla ilgisinin bulunmadığını ve tahrik gibi bir tasarrufla bedene taallûk ettiğini söylemişlerdir.

İslâm kelâmcılarının büyük bir ekseriyeti, ruhun şeffaf bir cisim olduğunu söylemişler ve "Yeşil bir filize, suyun sirâyeti gibi vücuda yayılmış bulunan lâtif bir cisimdir" diye tarif etmişlerdir (46).

Muhyiddin b. Arabî, Levâkıhu'l-Envâr'da şöyle ifade etmektedir: Ruhun, Allah'ın emirlerinden oluşu, vasıtasız hitâbı ilâhîden vücud bulması itibariyledir. Cenâb-ı Hakk, ona "Ol" dedi de oluverdi (47).

CEDELLEŞME

Yüce ve yüceltici dinimiz, müntesibi bulunan Müslümanlara, birbirine zıt görüşlerle cedelleşmeyi yasaklamış bulunmaktadır. Böyle bir davranış, münakaşaya katılan taraflar ve dinleyiciler arasında menfi bir havanın doğmasına ve tarafların birbirine gücenmesine sebep olur. Diğer bir mahzuru da aksi görüşü savunan kimseye "bâtıl"ı müdafaa ve cerbezeli konuşma ile karşısındaki haklı bir şahsi susturmayı "zafer elde etme" telakki ettirir.

Cedelleşmeyi terk etmek, her iki taraf için dinî bir vazifedir. Bilmediği bir mevzuyu müdafaaya kalkışan kimse, münakaşayı ilk terk eden olmalıdır. Konuşulacak bahse âşinâ bulunan bir şahıs; dinî meselenin doğru olan tarafını, karşısındaki ferdin isabet ettiği cihetleri açıklamalı ve münasip bir ifade tarzı ile yanıldığı noktaları da hatırlatmalıdır.

CEDELLEŞME

Yüce ve yüceltici dinimiz, müntesibi bulunan Müslümanlara, birbi-rine zıt görüşlerle cedelleşmeyi yasaklamış bulunmaktadır. Böyle bir davranış, münakaşaya katılan taraflar ve dinleyiciler arasında menfi bir havanın doğmasına ve tarafların birbirine gücenmesine sebep olur. Di-ğer bir mahzuru da aksi görüşü savunan kimseye "bâtıl"ı müdafaa ve cerbezeli konuşma ile karşısındaki haklı bir şahsi susturmayı "zafer el-de etme" telakki ettirir.
Cedelleşmeyi terk etmek, her iki taraf için dinî bir vazifedir. Bilme-diği bir mevzuyu müdafaaya kalkışan kimse, münakaşayı ilk terk eden olmalıdır. Konuşulacak bahse âşinâ bulunan bir şahıs; dinî meselenin doğru olan tarafını, karşısındaki ferdin isabet ettiği cihetleri açıklamalı ve münasip bir ifade tarzı ile yanıldığı noktaları da hatırlatmalıdır.

SOFTALARI SEVERİM BEN

Vâzı tarafından mânâları hizasına konulan bir çok kelimeler; bazı kimselerin ağızlarında, aslî mânâların tam tersine, hiç bir alâka ve münasebet bulunmayan yerlerde kullanılmaktadır.

Ağzından çıkan sözü tedkik etmekten bile âciz bu şahısların yaptıkları hatalar, bilgi seviyesizlikleriyle birlikte iyi olmayan niyyetlerini de aksettirmektedir.

Bu iddiamıza delil olarak gösterebileceğimiz bir çok misaller vardır. Biz, onlardan sadece birini ele almak ve "softa" kelimesi üzerinde durmak istiyoruz.

Hislerine mağlup olan bazı şahıslar, öfkelendiği bir müslümana "softa" kelimesiyle hakarete yeltenmektedir. Şu satırları karalarken, herhangi bir kimsenin kusurunu örtme ve sahibini mâzur gösterme gayreti içinde değiliz. Ancak, haysiyeti zedelenen canım kelimeleri, nâdanların ağzında çiğnenmekten kurtarmak azmindeyiz.

HİCRİ YILBAŞI NASIL VE NE ZAMAN TESBİT EDİLDİ?

İslâmî bir tarih başlangıcı tesbit edilirken Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicreti esas olarak alınmış ve yapılan müzakereler sonunda Muharrem ayı da bu yılın ilk ayı olarak kabul edilmiştir.

Hz. Âdem'den sonra bazı vak'alar, o devrin insanları arasında bir başlangıç noktası olarak kabul edilip daha sonra zuhur eden hadiseler o vak'aya bağlanarak açıklanmaya çalışılmıştır. "Nûh tufanından şu kadar ay veya yıl sonra; Hz. İbrahim'in Nemrud'un ateşinden kurtulmasından şu kadar zaman sonra; Musa aleyhisselâmın Mısır'dan ayrılmasından şu kadar yıl sonra" diye zaman tesbiti ve vak'aların izahını yapmışlardır.

October 25th

Akıllı kimselerin alâmetleri

Hikmet ehli zatlar akıllı kimselerin özelliklerini şöyle bildirmişlerdir:

Akıllı kimse, sadece iyiyi ve kötüyü anlayan değil, iyiyi görünce onu alan ve kötüyü görünce de onu terk edendir.

Akıllı, ileriyi gören, düşünen, zararını kârını bilen sonunda pişman olacağı işi yapmayan kimsedir.

Akıllı kimse, emellerini kısa tutup, sabaha bile çıkamayacağını düşünen, ibâdetine kuvvet verecek ve irfan yolunda yürüyecek miktardan fazla geçim derdi olmayandır.

Akıllı, şehvetten kendini koruyan, âhireti dünya ile değişmeyendir.

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13