Evimizdeki Truva Atı

Birbiriyle alâkasız gibi görülen üç konudan bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki, bir Yunan efsanesi. Truvalılar ile Spartalılar arasında yaklaşık on yıl süren kanlı bir savaş yaşanır. Bu savaşın detaylarını aktarmayacağım. Ama Helena isimli bir kadın yüzünden çıktığını söylemekle yetineceğim.

Spartalılar bu on yıllık uzun süreye rağmen Truva surlarını aşıp şehre giremezler. Çok kayıp verdikleri bu savaşı, bir hileye başvurarak bitirmek isterler.

Plâna göre Spartalılar savaşı artık bırakıp, evlerine dönecekleri izlenimi verirler. Bunu yaparken de güya Truvalılara bir jest yapmak, gösterdikleri başarıyı takdir ettiklerini sergilemek için bir hediye vermek isterler. Hazırladıkları hediye ahşaptan yapılmış dev bir at heykelidir.

GÖNÜL ÖRTÜSÜ HAYÂ

Gönlün titremesidir hayâ. Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir.

İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü. Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde. Gün gelir, daha bir incelir de, görmek bir yana, işlemek bir yana, bir günahı düşünmek titretir, O'nu hakkıyla bilmemek titretir o nazenin gönlü.

Rabbi'ni düşünür de titrer. Taşta-toprakta, insanda, kendinde Rabbi'ni görür de, taştan-topraktan, insandan, kendinden hayâ eder.

Rabbim rahmetiyle esirgesin, akrabalardan bir Zehra teyzemiz vardı. Televizyonlu odada oturması gerektiğinde, her ne vakit televizyonda bir erkek çıksa başörtüsünü düzeltir, yüzünü örterdi. Gülerdik, �O seni görmüyor ki� diye. �Ben onu görüyorum ya� derdi.

Haz ve Hız

Her şeyi ister ama hiçbir şeye gerçek anlamda sahip olamaz insan. Her şeyden etkilenir, ama hiçbir şeye gerçek anlamda sözü geçmez. Sonsuz bir hayatı arzular, ama kısacık bir hayatın ardından öleceğini bile bile yaşar. Bu haliyle belki de kâinattaki en kırılgan, en zavallı, en mutsuz, en elemli canlıdır.

Bu acınası hâl içinde yaşayan insanın önünde temelde üç seçenek vardır: Ya bu çaresizliği kabullenip depresyona girip hayata ‘pes’ edecektir; veya bu acıları hissetmemek için aklını uyutup sarhoş olacaktır; ya da son bir gayretle, âdeta can havliyle, tüm güzellikleri birden tutmaya, olabildiğince çok lezzet almaya çalışacaktır hayattan.

Üç Gencin Söylediği

SÖZLERLE davranışların en fazla çeliştiği konulardan birisi gençliktir. Kime sorsanız gençliğin öneminden söz eder; fakat kimin gençliğe önem verdiğine bakacak olsanız, cevap bulmakta zorlanırsınız. Hattâ, “Gençlik kendisine ne kadar önem veriyor?” sorusunun cevabı bile o kadar net değildir.

Önem vermek güvenmeyi de gerektirmeseydi, bu konuda o kadar zorlanmayabilirdik. Biz gençlere neyi nasıl yapacaklarını veya yapmayacaklarını anlatmakla onlara önem vermiş olduğumuzu düşünürüz. Ancak, ister küçük bir işletme, isterse bütün bir ülke çapında olsun, birşeyleri gençlere emanet etmek söz konusu olduğunda, o şeylere gençlerden daha fazla önem verdiğimiz ortaya çıkar. Böyle durumlarda çözümü, çoğunlukla, gençlik yaşını ileri çekmekte buluruz. Kırkını devirmiş insanlardan oluşan bir ekip bir yerde görevi devraldığı zaman “Genç kadrolar iş başında” diye övünmeye başlamışızdır. Daha geniş görüşlü olanlarımız belki bu sınırı otuzlu yaşlara kadar indirebilirler. Ama hayatında henüz yirmi kadar bahar sayabilmiş bir insana ciddî bir işin sorumluluğunu yükleyebilecek kadar cesaret sahibi kim var? Daha da ötesi, bugün gençler bu cesaretin ne kadarını kendilerinde bulabiliyorlar?

ABD'de reytingin anahtarı cinsel içerik

ABD'de yapılan bir araştırma, televizyonlarda yayınlanan program ve dizilerde cinsel içerikli sahnelerin son yedi yılda iki katına çıktığını ortaya koydu.
Kaiser Aile Vakfı'nın bin 100 televizyon şovunu inceleyerek yaptığı araştırmada, bu yıl cinsel içerikli 3 bin 800 sahne tespit edilirken, bunun 1998 yılında bin 900 olduğu belirlendi.
Vakıf başkan yardımcısı Vicky Rideout, programlarda cinsel ilişkinin risklerine ve sorumluluklarına dair mesajlarınsa çok az olduğunu belirlediklerini, bunun da 2002 yılından bu yana değişmediğini açıkladı.

Hayâl

Ne hayâllere dalmışız bak!

Yaşamak hayâlmiş… Ağlamak, sevmek…

Çocukluk, bulutları özlemekmiş; kuşlarla uçmakmış başka dünyalara…

Çocukluk, gülümseyip geçmekmiş hayata…

Portakal çiçekleriymiş güzel günlerimiz. Her bahar yeniden açan papatyalar…

Yağmurlu günleri hatırla…

Nasıl da sığınıp kalmışız kalbimize, gecelerin şimşek çakan saatlerinde.

Annesiz, babasız öyle yalnız yürüyüp gittiğin sokakları hatırla…

Hüzünle dolaştığın şehirleri, bayramların hiç eksilmeyen sevincini...

Okunan ezanlar, göklerde çınlayan sesler, gençlik günlerinin buğusu, sabahların dingin serinliği…

Televizyonu Kontrol Altına Almanın Yolları

Araştırmalara göre, sekiz yaşın altındaki çocuklar televizyonun etkisi nedeniyle gerçek ile kurguyu birbirinden ayıramıyorlar. Ve her gün televizyon karşısında kendilerince “gerçek şiddet”i, “gerçek cinselliği” seyredip öğreniyorlar. Kuşkusuz, bu etkiler televizyonun tamamen kötü olduğu, kökünün kazınması gerektiği anlamına gelmiyor. Buradaki sorun, televizyonun ölçüsüz izlenmesidir. Çözüm de doğru bir ölçü belirleyip hayata geçirebilmektir. Ölçüsüzce tükettiğimiz ve acımasızca tükendiğimiz televizyon karşısında, hiç olmazsa çocuklarımız adına, neler yapabiliriz?

Gençlerde İnanç Krizi

BİR KÖPRÜDÜR GENÇLİK. Çocukluğun korunaklı ortamından, yaşam sorumluluğunun üstlenildiği yetişkinlik dönemine bu köprüden geçilir. Her geçiş gibi birtakım kararsızlıklara, buhranlara ve bunalımlara gebedir.

Gencin bu dönemde esas kararsızlığı kişiliğiyle ilgilidir. Çeşitli arkadaş gruplarının içine girip çıkan genç, deneme-yanılmayla kendisine uygun bir kişilik ve toplumsal rol arar. Çevresindekilerin saygı duyabileceği bir şahsiyetle topluma katılmak için mücadele eder. Kendisine ve çevresindekilere “Ben de varım!” gayreti gösterir.

Gençliğin Cinsellikle İmtihanı

CİNSELLİĞİN gençler için sorun olması, bu zamana özgü değildir. Her devirde gençler, özellikle büluğ çağından itibaren iç dünyasında karşı cinse karşı şiddetli bir cinsel arzu duyar. Bu, onun fıtratında vardır. Önemli olan, bu arzunun meşru bir yoldan tatmin edilip edilmemesidir.
Aslında bu durum, insanı iç dünyasında zorlayıcı bir etkiye sahip olan her türlü dürtü ve eğilim için de geçerlidir. Örneğin, acıkma hissi, insanda tıka basa tok olana kadar yemek yeme eğilimi doğurabilir. Bu eğilim karşısında kişi, aç kalmadan, biraz yemeye, yeterince yemeye ya da tıka basa doymaya kadar geniş bir davranış setiyle karşı karşıyadır. Burada "İnsan acıktığını hissediyorsa, o hissi bastırmak için tıka basa yemelidir" şeklinde bir fikir ortaya atmak, son derece deterministçe bir bakış açısını yansıtır ve yanlıştır. Bir insanı içeriden zorlayan hiçbir dürtü ve eğilimin davranış açısından tek bir standart karşılığı yoktur. Her zaman çeşitli seçenekler vardır. İnsan iç eğilimlerini ilanihaye yok farzedemez, ama onun büsbütün esiri de değildir.

Çatışma ve Nefisle Barış

İNSAN davranışlarına yönelik olarak yapılan çalışmaların çoğunun temel sorunu; genellemelere ulaşırken yapılan hatalar, görmezden gelinen ve/veya görülemeyen faktörler, bir genelleme yapabilme baskısının oluşturduğu strese bağlı sapmalar, araştırmacının kişiliğinden ve dünya görüşünden kaynaklanan yönlendirmeler vb. olarak sıralanabilir. Her ne kadar bilimsellik kaygısı ve yönteme bağlı kalmak uluorta söylenen ve söylenecek sözlerin önüne set çekse de, bu set çekme meraklılarını Paul Feyerabend’in ‘Özgür Bir Toplumda Bilim’ ve Doğan Ergun’un ‘Yöntemi Bulmak’ isimli kitaplarına havale edip kendi düşüncelerimi ortaya koymak istiyorum. İnsan dediğimiz canlı organizma stabil bir ruh hali ve bedensel yapıya sahip değildir. Fizyologlara göre, insan vücudu hücre yenilemesiyle her altı ayda bir baştan aşağıya yenilenmektedir. Yâni bir nevi her insan altı ayda bir yeniden yaratılmaktadır. Bu durumda aslında bizim bir dakika önceki bedenimiz ile bir dakika sonraki bedenimiz arasında fiziksel farklar vardır ancak bu bizim farkedebilme kriterlerimizin çok uzağında kalacak bir değişimdir. Ruh hâlimizin ise bir ândan diğer bir âna, akşamdan sabâha, yazdan kışa nasıl sapmalar gösterebildiğini hemen hemen bilmeyenimiz, tecrübe etmeyenimiz yoktur. İşte hem bedensel hem de rûhî yapısının bir ânı bir ânına uymayan bir varlıktır insan ve özellikle de psikoloji bu değişkenlik içinde bir düzen arama ve bilimselliği kurtarma telaşı içindedir.

Şeytanın hileli tuzaklarından nasıl kurtulabiliriz?

Tûl-i emel

Bu duygu insana hiç ölmeyecekmişlik hâli verir. Öyle ki, hiç ölüm ve hesap günü gelmeyecek sanılır. Zevk ve safa sürmek için çok yaşamayı istemek hâli ağır basar. Bu aldatmanın önü Lokman Sûresi 34’üncü ayetle kesilebilir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Hiç kimse nerede öleceğini bilmez.” Öyleyse ölüme ve hesaba her an hazır olmalıyız.

Nefse uymak

Biz Rab olarak Allah’ı (cc) kabul etmişiz. Şeytanın isteği olan rab ve ilah olarak “nefsimiz”i tercih etmekten uzak olmalıyız. Allah’a inanıyoruz derken, hareketlerimizi şeytan ve nefsimiz belirlememelidir. Casiye Sûresi 23’üncü ayetteki, “Nefslerinin arzularını ilah edinenleri görmedin mi?” ifadeleri bizim için ders olmalıdır.

Evlilik dışı cinsel ilişki olan zina hakkında çevrenizdekiler ne kadar bilgi sahibi?

Çağın Hastalığı Can Sıkıntısı

7’den 70’e herkesten duyarız bu sözü, “bu gün çok canım sıkılıyor” Dünya hayatının tüm zevklerini hızla tüketen ve yalnızlığa mahkum olan, bir gençlik geliyor.

“İNTERNET” “Sanal dünyaya hoş geldiniz.”

İyi ve dozunda kullanıldığında teknoloji harikası diyebiliriz. Fakat iyi kullanılmadığı taktirde, “Teknoloji hastalığı, yani can sıkıntısı” ve beraberinde getirdiği ruhsal tahribatlar yaşayabiliriz.

Hazreti Peygamber(s.a.v) zamanında recm hadisesi olmuş mudur?

Arkadaşlar öncelikle bu güzel günde Miracı şerifte hepinizi selamlıyorum. İlk olarak bu mevzuda şu hususu ASLA unutmayalım. Sahebeyi kiramın buna benzer yapmış oldukları hatalar bizler iin bir rahmettir. O hataları Hz. Allah istese onlara asla yaptırmazdı. Ama malesef bizler gibi aciz kullara emsal olmaları için bu şekilde bazı haller zuhur etmiştir. Onları biz yargılamaya ve bu hallerini haşa kınamaya kalkmayalım. (Mesela Şia nın bazı halleri yargılamaya kalkması gibi) Mesela şu adreste www.fatihcami.org din şurası kısmında anlatılan bir husus var burada ki sahabilerde bu hatayı(zina) yapmışlar ama bizlere çok güzel bir örnek olmuşlardır. Çünki Sahabi gökteki yıldızlar gibi ise bizde onlara tabi olacağız her şeyde ama her işte...Aşağıya alıyorum zina ve recm bahsini

Hazreti Peygamber(s.a.v) zamanında recm hadisesi vuku bulmuş mudur? Bulmuşsa kimlere ve nasıl tatbik edilmiştir?

Gizli kamerayı gören cihaz çıktı

Bundan böyle gizli kamera çekimi yapmanız zor, hatta mümkün değil; çünkü gizli kamerayı tespit edebilen cihaz bulundu.

Telekulakçılara ve gizli kamera ile insanların hayatını gözetleyip sonra da bunları internet üzerinden yayınlayanlara kötü bir haberimiz var! Bundan böyle gizli kamera çekimi yapmanız zor, hatta mümkün değil; çünkü gizli kame-rayı tespit edebilen cihaz bulundu.

Gerçi bu habere telekulakçılar, paparaziler kadar olmasa bile gazeteciler ve ‘özel haber’ sunan televizyoncular da üzülecek; ancak teknoloji bu, sınır tanımıyor! Bu cihazın kısa bir süre içerisinde de olsa o kadar çok taliplisi oluşmuş ki bir dönem gizli kameraya olan talebi aratmıyor. Soğuk Savaş döneminde casusların, gizli istihbarat örgütlerinin ve askerlerin kullandığı cihazlara sahip olmak bakkaldan ekmek almak kadar kolaylaştı.

Yemek Tarifleri

Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar



Google
 

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:

Fetvalar::1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

İçeriği paylaş